Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Paris'in göbeğindeki Türkiye

Cumhuriyet · 20 Temmuz 1991

PARİS — Pierre de Gigord, kendi deyişiyle 'küçük bir Fransız soylusu.' Fotoğrafçı arkadaşımla birlikte Paris'teki Odeon Tiyatrosu yakınlarındaki görkemli apartmandan içeri girerken henüz kendisini tanımadan, böyle bir yerde oturabilmesi için insanın en az birkaç yüzyıllık bir geçmiş sahibi olması gerektiğine karar veriyoruz. Pierre de Gigord, 20.000'i aşkın bir Türkiye fotoğrafları koleksiyonunun sahibi. Değme tarihçilere ve devlet arşivlerine parmak ısırtacak bir Osmanlı İmparatorluğu tarihi, siyasal olayları, İstanbul güzellikleri, darağaçları ve asılan insan fotoğraflarıyla belgesel bir hazine duruyor bu Fransız soylusunun evinde. Elindeki hazinenin, bazı Türk dış politikası tezleri açısından bir 'bomba' niteliğinde olduğunun farkında değil Pierre de Gigord.

Constantinople panoramaları

Görkemli dairenin kapısı, küçük bir Türkiye'ye açılıyor sanki. Duvarlarda eski İstanbul resimleri, padişah fotoğrafları, en büyüğü 540 santimetreyi bulan 'Constantinople' panoramaları. Görülmedik, duyulmadık boyutlarda bir 'Türkiye çılgını' ile karşı karşıyayız. Belki de alçakgönüllü soyluluğu, Pierre de Gigord'u gerçek anlamda Türklerin arasına karışmadan, kendi kendine bir Türkiye kurmasına yol açmış Paris'in göbeğinde.

1840'dan bu yana, Yemen çöllerinden en çok da İstanbul'a; Osmanlı İmparatorluğu'nu görüntülemiş bütün yerli ve yabancı fotoğrafçıların yapıtları var Pierre de Gigord'da. En eski fotoğraflar, 1840 tarih ve Robertson imzasını taşımakta. Görkemli koleksiyonda 1852 ile 1900 yılları arasını belgeleyen 40 albüm var. Abdülhamit'in saray albümü ve Abdullah Kardeşler, 'Sebah et Joailler', İranian, Apollon imzalarını taşıyan albümler, tek sözcükle soluk kesici.

Pierre de Gigord'un koleksiyonunda özet olarak 1865-1910 arası İstanbulu'na ait 15 panorama, 1852-1900 tarihlerine tanık ve 3 sultana ait 40 albüm, Ali Enis Oza'nın (1890-1930) 1000 adet cam baskısı, Ali Sami Aközer'in 100 adet (1890-1910) cam baskısı; adını henüz gizli tuttuğu bir Fransız diplomatın 1905-1918 yılları arasında çektiği, kâğıt üstüne basılı ve tarihsel bir bomba niteliğini taşıyan 1000 adet klişesi, 19. yüzyıla ait sayısız fotoğraf dışında, 10.000'i aşkın kartpostal yer alıyor. Bu toplam 20.000'i aşkın yapıt; Robertson (1840), Ernest de Caranza (1852), Basil Kargopulo (1850), Moustier (1862), Berggren (1870), Gülmez Kardeşler (1870), Bonfils (1872), Sebah ve Joailler (1857), Abdullah Kardeşler (1858), Andreomenos (1867), İranian, Bahriyeli Ali Sami (1885) ve Ali Sami Aközer (1886) imzalarını taşıyor.

1910'da İstanbul

Pierre de Gigord'un adını gizli tuttuğu ve 1910 ile 1918 yılları arasında İstanbul'u görüntüleyen Fransız diplomatın fotoğrafları, idam sehpaları ve Sultan Reşat (5. Mehmet) enstantaneleriyle belgesel açıdan olağanüstü önem taşıyorlar.

Fransız koleksiyoncunun hemen bütün fotoğrafları, Avrupa'nın büyük müzayede salonlarından, en çok da Paris Drouot açıkarttırmalarından satın alınmış.

''Kartpostal dünyasını 1982 yılında keşfettim'' diye anlatıyor Pierre de Gigord. ''Fakat aynı yıl Drouot müzayedelerinden birinde Sebah ve Joailler'nin imzasını taşıyan ilk albümümü aldım. Ansızın bir pencere açıldı önümde. Fotoğrafın, kartpostala karşın sanatsal bir boyutu ve baskı kalitesinde üstünlüğü olduğunun bilincine vardım. Hemen fotoğraf ve yalnız fotoğraf koleksiyonunu genişletmeye başladım. Açıkarttırmalar toplu albümler bulmak açısından en verimli yol. Ancak Osmanlı İmparatorluğu ve eski İstanbul fotoğraflarının sayısız alıcısı var. İmparatorluk yıkıldıktan sonra buraya göç eden eski levanten ailelerin genç kuşakları, kendi soylarının tarihiyle bir bağ kurmak amacıyla bu görsel belgeleri kapışıyorlar. Elimde gördüğünüz gibi büyük bir koleksiyon birikti. Aslında ben bu fotoğrafların değerinin bilincinde değilim. Türkiye'ye gidip Türklerin elinde neler var, olanlar hangileri, olmayanlar hangileri tespit etmek istiyorum.''

Bu koleksiyonu ne yapmak istediği yolundaki sorumuzu ise şöyle yanıtlıyor Pierre de Gigord:

'Ben bu koleksiyonu içgüdüsel bir tutkuyla vücuda getirdim, nereye varacağımı bilmeden. İstanbul, tarihe banılmış, muhteşem bir kent. Bugün aşılmaz bir gerçekler dizisiyle karşı karşıya kalmış durumda. Modernleşme, korkunç nüfus artışı dolayısıyla deforme olan (biçimsizleşen) bu kentin aşıkları, İstanbul'un yazgısını değiştirmek ellerinden gelmediği için, onun geçmişini yaşatmak istiyorlar. Geçmişe saygı duyulduğu oranda, gelecek saygınlaşır. Ben, elimdeki bu koleksiyonla karınca kararınca İstanbul 'saygısına' katkıda bulunmak istiyorum. Eğer eşsiz kültürel hazinesinin bilincine varmakta bir yardımım olabilirse İstanbul'a, ne mutlu bana.

Koleksiyonumu sürdürmek ve ilgiye değer bir hale getirmek yolundaki çabalarımda başarılı olursam, bir gün bütün bu belgeleri İstanbul kentine miras bırakmayı umuyorum.''

Pierre de Gigord'un İstanbul aşkı 1960'lı yıllara uzanıyor. 1964 yılında ömründe ilk kez doğuya doğru yola çıkan Gigord, Hindistan'a giderken birkaç günlüğüne İstanbul'a uğruyor. Sirkeci Garı'nda 'Orient Express'ten inen Fransız, bir tokat yemiş gibi çarpılıyor İstanbul'a. Dört gün süreyle dört dönüyor kenti ve bu arada İstanbul'da hiç tanımadığı 'büyük soylu' bir halası olduğunu anımsıyor. Tütün rejisi ve Osmanlı Bankası'nın kurucusu Emile Devaux'nun küçük kızı Matmazel 'De Saint-Seine' Gigord'un deyimiyle 'kültürlü ve sevimli' bu ihtiyarcık, çıkagelen genç akrabaya İstanbul'un eski ailelerini tanıtıyor, kentin imparatorluk kültürünü anlatıyor. O günden sonra Türkiye ikinci vatanı oluyor Fransız aristokratın.

En gözde marka

Bir zamanların işlemeli Şile bezi elbiselerini, işlemeli deri ceketlerini anımsar mısınız? 68 kuşağı 'hippi'lerin rağbet ettikleri bu modanın bir zamanlar Paris'teki en gözde markası 'Anastasia' idi. Pierre de Gigord, şimdi kapanan bu ünlü butiğin sahibi işte. Şile bezi sanayiini ve işlemeli süet endüstrisini Avrupa'ya açan ilk Parisli modacı. 1975-80 yılları arasında yaşanan siyasal olaylar, Gigord'u Türkiye'den mal almak yerine, Hindistan'a yöneltiyor. Söz konusu modanın fazla 'ayağa düşmesi' ise bir süre sonra bu işten vazgeçmesine yol açıyor.

Ancak Türkiye ile bağlantısı, bir süre sonra yapmaya başladığı 'oryantalist' tablo koleksiyonu yoluyla sürüyor. Ne var ki ekonomik koşullar, bu koleksiyonu elden çıkarmaya zorluyor kendisini. Yine Paris'te satılan söz konusu koleksiyondan geriye birkaç 'gönül' tablosu kalmış Pierre de Gigord'a.

1862 tarihli İngiliz ressam Waren'in bir İstanbul akuareli, 1871 Raffet imzalı Tophane resmi ve 1852'de Theodore Frere'in yaptığı küçük 'Kız Kulesi' tablosu.

Pierre de Gigord şimdi yalnızca 'fotoğrafları' için yaşıyor ve bu görkemli koleksiyonu 'İstanbul'a armağan etmek niyetinde. Anlayanın ilgisine sunulur...

[Fotoğraf altyazısı: İSTANBUL RESİMLERİ— Pierre de Gigord'un evinin kapısı küçük bir Türkiye'ye açılıyor sanki. Her yer eski İstanbul resimleri, padişah fotoğrafları, 'Constantinople' panoramaları ile dolu. Gigord, görkemli koleksiyonu İstanbul'a armağan etmek istiyor.]

[1. sayfa tanıtımı: Kültür / Arka Sayfada — Paris'in göbeğindeki Türkiye — Mine Saulnier]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2