Varolmayan bir deli otel
Cumhuriyet · 21 Ağustos 1991
PARİS — Abidin Dino kalem gücünü bir kitaba dökünce, o kitaptaki resimler birer yazı, yazılar birer resim özelliğini kazanıyor.
Ustanın bu biçemde hazırladığı ve Fransızca yazdığı son yapıtı "Le Péra Palace" (Pera Palas), işte böyle bir göz ve dil ziyafeti. Yazar Abidin Dino'nun, kendi deyişiyle "Var olmayan bir deli otel" anlatan kitabı, merkezi Pera Palas ve değişmeyen tanıkları İstanbul'un sahipsiz köpekleri olan gerçeküstü bir fıkralar demeti.
Fıkralar, kendi aralarında ortak bir olaya dayanıyorlar: İşlenmemiş bir cinayete. İşlenmemiş cinayetlerin bile katilleri vardır her zaman. Ve her zaman aynı yöntemlerle aranır onların suçluları. Pera Palas öykülerinde cinayeti arayanlar var, kitap yazıyor ve kahraman yaratıyorlar. Suçluları arayanlar ise (örneğin Komiser Hamdi Bey), tam 3333 sanığın kalabalık çaresizliğinde düğümleniyorlar.
Pera Palas, kitabın sonunda palamarı çözüyor, İstanbul'dan ve içindeki rehin ve rehinelerle (aralarında suçlu var mıydı gerçekten?) Marsilya'nın Canebiere Limanı'nı mesken seçiyor.
Vera Nicolaievna, Agatha Christie, manikürcü Despina, kızıl saçlı Rachel, Virginia Woolf ve Nessa, Pera Palas'ın gerçeğini arayan kahramanları Abidin Dino'nun, insanlar uluyunca susan, aruz vezninde havlayan İstanbul köpekleri ise "gerçeği" bilen hüzün tanıkları.
Pera Palas, Haliç'i geride bırakıp Akdeniz'e doğru tuttururken rotasını, o köpekleri kayalık Oxias adasına sürüyor sultan fermanı.
"...Kendi hallerine terk edilip, en sonunda […] ... dar az insan var ki..."
Bütün kent ağladı arkalarından, çünkü köpeklerin yokluğundan sonra farelerin saltanatı başlamıştı."
Marsilya'ya demir atan Pera Palas kurtuluyor Abidin Dino'nun düşlerinde. Ve İstanbul-Marsilya arası, bu iki kentin ortak göbekbağı, aslında bir Akdeniz masalı.
Acaba Canebiere Limanı'na yanaşan Pera Palas transatlantiğinde, Abidin Dino da var mıydı?
Abidin Dino'nun bu başyapıtını aslında Pessoa'nın o güzelim sözüyle özetlemek gerek: "Olmayan peyzajları sevmek için o kadar az insan var ki..."
[Kitaptan bir bölüm — Agatha Pera Palas'ı yeğler]
Pera Palas, iki su damlası gibi (Pessoa'nın çok sevdiği) Lizbon'daki Avenida Palace ile (Teilhard de Chardin'in gittiği) Pekin'deki büyük Terminus oteline benzer. Her üç otel de uluslararası Wagons-Lits kumpanyası tarafından (büyüklü küçüklü tasarruf sahiplerini gözetmek üzere çıkarılan hisselerle) finanse edildiğinden, bunda şaşılacak bir şey yoktur.
Öyleyse neden sayın Hercule Poirot her dem Tokatlıyan Oteli'ne iner de, Agatha Christie daima Pera Palas'ta kalmayı yeğler? "Hercule Poirot, Tokatlıyan Oteli'nde banyolu bir oda istedi." (Orient Express Cinayeti)
İşte bunun üstünde düşünülmesi gerek. Halk heyecan içinde.
Karadeniz'den dalga dalga balık sürüleri geliyor. Yaşadık! Bütün kent ızgara balık kokacak artık!
