Kasap Andre, 'maitre d'hotel' oldu
Cumhuriyet · 22 Eylül 1991
[1. sayfa tanıtımı: Paris'ten — Maitre d'hôtel kasap André — MİNE SAULNIER]
PARİS — Çocuklarımıza zekâ dilemeyin. Akıllı başı onurla taşımak, günümüzde ağır bir yük. Duygulu olmalarını da istemeyin onlardan. Onurlu başların eğildiğini görmek, taşınılmaz yüklerden de acı.
En büyük intikam zaman. Küçükleri büyüten, büyükleri küçülten zaman. Tıpkı kasap Andre'nin başına geldiği gibi.
1940 yılının eylül ayında Paris'teki Türk Büyükelçiliği, Orta Fransa'daki Vichy kentine taşındı. Çünkü işgal altındaki Fransa'nın Almanlarla işbirliği yapan mareşali Petain ve hükümeti, uydu devleti buradan yönetiyorlardı. İşgal kuvvetleri öyle buyurmuşlardı.
Türkiye'nin "makus" talihi mi demeli? Vichy'deki büyükelçilik binası Gestapo karargâhıyla bitişikti. Kalın, kunt ve ruhsuz Alman kamyonları, kasalar dolusu Yahudi ve direnişçiyi gece gündüz bu karargâha taşıyor, kimi işkencede öldürülüyor, kimi konsantrasyon kamplarına gönderiliyordu çaresizlerin.
Yakalananların hepsi biliyordu, Gestapo karargâhından umut kalmadığını. Bazen elli altmış, yüz kişi boşaltıldığı oluyordu o kamyonlardan. İşte o zamanlar "ein" ve "zwei" Almanların bütün "drei"lığına rağmen Gestapo kapısındaki boşalma karambolünde; insanlar can havliyle Türk Büyükelçiliği'nin demir kapılarına hücum ediyorlardı.
Türk delegasyonunun başında büyükelçi olarak Atatürk'ün yakın arkadaşı, eski demiryolcu Şevki Berker vardı. Savaş koşulları içerisinde elinden geleni yapıyor, elçiliğe sığınan pek çok Yahudiye Türk pasaportu çıkartıp kaçmalarını bile sağlıyordu bizimkiler.
Fakat kapıda her gün yaşanan karambole bir çare bulmak gerekiyordu. Kapıdaki "nizamı" sağlamak üzere güçlü kuvvetli bir adam aramaya başlandı. Ve Andre bulundu.
Andre, kara yağız, dev gibi bir Fransızdı. Vichy kentinde kasaplık yapıyordu, boyuna posuna uygun bir de satırı vardı. "Tamam" dedi bizimkiler. "Sen satırını da al gel. Dur şu elçiliğin kapısında. Ya Almana höt dersin ya mülteciyi salmazsın içeri, ama bizi şu ölçüsüz karambolden koru."
Almanların yenilgisi ve Petain hükümetinin düşüşünden sonra Vichy'deki Türkiye Büyükelçiliği 1944 yılında yeniden Paris'e taşındı. Kasap Andre de birlikte tabii. Ama aradan geçen zaman Andre'nin varlığında inanılmaz değişiklikler yapmıştı. Örneğin Andre'nin eskiden kasap olduğu, asla kanıtlanamazdı. Andre sabahtan akşama frakla dolaşan, elçiliğe gelenlere yol yordam gösteren bir "maitre d'hotel"di artık.
İşin en garibi, o dev gibi Fransız; sıcak suda yıkanmış pamuklu gibi çekmişti zamanla. Çeşitli hastalıklar geçirmiş ve o görkemli gövdesi çökmüş, büzülmüş, ufacık kalmıştı sonunda. feleğin çemberinden geçen Andre'nin o günkü şaşkınlığını da anlatmaya değer:
1962 yılında Türkiye'nin Paris'teki büyükelçisi Bülent Uşaklıgil'di. O zamanlar elçiliğe yeni atanan görevliler büyükelçiye itimatnamelerini sunarken "jacquette a taille" denilen resmi giysilerini giyerlerdi.
Aralarında bugünkü büyükelçimiz Tansuğ Bleda'nın da bulunduğu iki genç müsteşar, ilk yurtdışı görevlilerinin itimatnamesini sunmak üzere kendilerine birer "jacquette a taille" denilen kostüm kiraladılar ve heyecan içerisinde Büyükelçi Bülent Uşaklıgil'in huzuruna çıktılar. Bülent Uşaklıgil son derece nazik ve kibar bir insandı. Genç müsteşarlarını ayakta karşıladı. Onları dinlerken yere bakıyordu. Derken gözleri yeni görevlilerin ayaklarına takıldı. At çizmesi giymişti genç müsteşarlar. Bülent Bey'in gözleri yukarılara doğru çıkarken yuvalarından uğrama tehlikesi geçirdiler. Çünkü yeni müsteşarlar yalnız at çizmesi değil, jokey pantolonu, jokey yeleği ve jokeylerin... "Jacquette a taille"larından giymişlerdi. Sanki Ascot'a gidiyormuş gibi pırıl pırıldılar ve birer kamçı eksikti ellerinde!
Bülent Bey onları böyle görünce bütün kibarlığıyla geri geri gidip koltuğuna yığıldı. Titrek bir elle masasındaki düğmeye uzanıp bastı. Kapıda fraklı Andre belirdi. Andre de genç diplomatları görünce küçük dilini yutuyordu. Büyükelçiyle Andre konuşmadan birbirlerine baktılar. Bülent Bey nefis Fransızcası ve törensel bir sesle su istedi Andre'den. Andre su taşımaya başladı bayılmak üzere olan büyükelçiye. Genç diplomatlar bir yerde bir yanlış yaptıklarını anlıyor, ama ne olduğunu çıkartamamanın azabını çekiyorlardı. Derken protokol şefi Mösyö Durand geldi ve o da çarpıldı hafifçe. Tören gereği Bülent Bey'in yerinden kalkıp müsteşarları Mösyö Durand'a tanıştırması gerekiyordu. Ama Bülent Bey kalkmadı yerinden. Mösyö Durand'a bakıp "Evet" diye başını salladı alaycı bir kederle. Ekselansa su taşıyan Andre Üçüncü Dünya Savaşı çıkmışçasına ciddi bir tavırla tekrarladı büyükelçinin sözünü: "Evet..."
Andre ise bundan birkaç yıl öncesine dek yaşıyormuş. Seksen küsur yaşındaymış ve bir sevgilisi varmış. Tanıdığı Türklerle karşılaştığında ağlamaya başlıyormuş.
Şimdiki durumu ve nerede yaşadığı bilinmiyor.

