Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Yılmaz, Özal'a rağmen

Cumhuriyet · 23 Ekim 1991

PARİS — Türk politika tarihine, Mesut Yılmaz ve ANAP'ın seçim kampanyasını başlatan (ve bitiremeyen) ünlü Fransız reklamcı olarak geçen Jacques Séguéla, dün Cumhuriyet gazetesi ile özel bir söyleşi yaptı. Genel seçimler öncesi, Türkiye'nin gündeminde seçime katılan büyük bir parti lideri kadar yer tutan Fransız reklamcı, "İçtenlikle düşünüp inandıklarını dile getirdiği"'ni vurguladığı söyleşide, Cumhuriyet'in sorularını yanıtlarken önce Türkiye'deki seçim sonuçlarını değerlendirdi:

"Bu sonuçlar, ANAP için bir zafer sayılabilir. Seçim öncesi yaptığımız kamuoyu yoklamalarında oy potansiyeli %12 dolaylarında seyreden Anavatan, bu potansiyeli %24.5 ile ikiye katlamış bulunuyor. Mesut Yılmaz seçimlerden 'büyüyerek' çıktı. Bu skoru Mesut Yılmaz yapmıştır. Siyasal kapasitesini, gerçek bir devlet adamı olduğunu kanıtladı. Bence Yılmaz, Türkiye'nin geleceğini temsil eden tek politikacı!"

— Fakat en çok oyu Demirel ve partisi DYP aldı?

J.S. — Demirel'e verilen oy Demirel'in değil ki! DYP'ye oy, Turgut Özal'ı cezalandırmak için verildi. Bir ceza oylamasıdır bu!

— Bu sözleriniz Le Monde'un dünkü başyazısı.

J.S. — Evet, Le Monde'un bu konudaki görüşlerini tümüyle paylaşıyorum. Eğer Mesut Yılmaz, Turgut Özal'dan daha uzaklaşabilseydi kesin olarak alırdı bu seçimleri. Sadakat adına, geçmiş adına, aynı partililik adına yapmak istemedi. Anlıyor ve saygı duyuyorum. Bizim kampanyamız amacına ulaşmıştır. Mesut Yılmaz'ın geleceğin lideri, güvenilir ve dürüst devlet adamlığını kanıtladık. Yılmaz'ın yükselişi durdurulamaz artık.

Demirel'e gelince: DYP durağanlığın bir simgesi, geçmişin bir kurumu. Ne kaldı benim aklımda Demirel'in seçim kampanyasından? Herkese birer ev, herkese birer araba ile bir "anahtarlık" vaadi. Bir ülkenin geleceği ve büyüklüğü, herkese ev, herkese araba gibi sığ planlarla hazırlanmaz.

— Mesut Yılmaz'ın reklamcısı gibi konuşuyorsunuz?

J.S. — Yılmaz kendi kampanyasını kendi yaptı aslında. Kampanya içinde kampanya yaptı. Çünkü verilecek mesajı, mesajının içeriği vardı. Ben, onun kapasitelerini ortaya koymak üzere aracı oldum yalnızca. Ve Avusturya'daki seçimlerde olduğu gibi Mitterrand'ın seçiminde olduğu gibi Türkiye'ye layık bir liderin, politika sahnesindeki en önemli devlet adamının kampanyasını yaptığımı ve ona uygun olanını yaptığımı, çok da başarılı olduğumu düşünüyorum.

— Türkiye'nin geleceği üstüne Demirel'in gerçek bir programı yok diyorsunuz. Peki SHP ve İnönü'nün de mi yok?

J.S. — SHP, inişte bir parti görünümü veriyor. Eğer programı varsa, bu program galiba Türk halkını ikna edemedi. Lider ve partilerin seçmen profillerine bir göz atacak olursak, Mesut Yılmaz'a kim oy verdi? Gençler, kadınlar kentliler ve İstanbul. Demirel'e verenlere bakın: Köylüler, erkekler ve yaşlılar. Yarının Türkiyesi bu seçmenler değil. Ben Türkiye'yi bütün Avrupa ülkeleriyle birlikte, çağdaş ölçülerde endüstrileşmiş, kentleşmiş uygar ve büyük bir ülke olarak dünüşüyorum. Yarınlarını da böyle görüyorum. Kırsal bölge karar verecekse Türkiye'nin geleceğine, sonuç pek parlak olmaz. SHP hakkında çok konuşmak istemiyorum. Onun profili daha politik. Önümüzde bir ay daha olsaydı. Mesut Yılmaz kesin olarak seçimleri kazanırdı.

Yılmaz, hükümet sorumluluğu üstünde olduğu için seçim kampanyasına 15 gün rötarlı başladı, son iki günde dört puan birden aldı. Fazla değil, iki gün daha olsaydı önünde birinci parti ANAP olurdu. Mesut Yılmaz'ın acelesi yok. Geleceğe oynadı o. Türkiye'nin yazgısını temsil eden her insan, günün birinde mutlaka o ülkenin devlet başkanı olur.

— Siz Turgut Özal'ı fazla sevmiyorsunuz galiba?

J.S. — Benim olmayan bir ülkenin cumhurbaşkanı hakkında yargı belirtmek bana düşmez. Ama kamuoyu Turgut Özal'a böylesine saldırgan bir muamele layık görüyorsa, bunun mutlaka nedenleri olmalı.

— Herhalde biliyorsunuzdur. Mesut Yılmaz ve ANAP, seçim kampanyasının ortalarına doğru sizin sloganlarınızı kullanmaktan vazgeçtiler. Turgut Özal'ın etkisi var mı bu kararda?

J.S. — Bir reklam kampanyasını yarıda kesmek kadar zararlı bir girişim olamaz. Zaten bir çok kez yineledim; seçimleri reklam kampanyaları kazanmazlar. İnsanlar kazanır.

— Fakat sizin kampanya içeriğinize yöneltilen eleştiriler yalnızca rakiplerden gelmedi. Yılmaz yanlıları ve sizi Türkiye'ye lanse edenler de geliştirdiğiniz sloganların Türkiye ve Türk halkının kültür yapısına uygun olmadığını ileri sürdüler?

J.S. — Türkiye bir değil, iki tane. Bir "Kent Türkiyesi" var, bir de "Kır Türkiyesi." (Séguéla bu benzetme ile La Fontaine'in ünlü fabulası 'Kent Faresi ile Kır Faresi'ne gönderme yaptı.) Mesut Yılmaz'ın kırsal kesime mesajını iletecek zamanı olmadı. Aynı zamanda hükümet yönettiği için yeterince gidemedi kırsal bölgeye. Ama kentlerde başarılı oldu. Gazetelere verilen ilanlarla yapılan seçim kampanyası, daha çok kentlerde etkili oluyor. Türkiye'de yalnızca 3.5 milyon kişinin gazete satın aldığını unutmayalım!

Televizyon ise biliyorsunuz kampanya açısından özel TV kanalı yoluyla vardı. Oysa bu özel TV kanalları, devlet televizyonu gibi ulaşamıyor Anadolunun dört bir yanına. Fransa'daki gibi örgütlü ve altyapılı değiller henüz.

Kırsal bölgelerde yalnızca mitinglerle ulaşılabiliyor halka. Buna da Yılmaz'ın yeterince zamanı olmadı.

Ama Mesut Yılmaz'la yeniden görüşeceğiz.

Türkiye'nin geleceğine bir gün mutlaka ve belki çok yakında bu lider sahip çıkacak.

[Fotoğraf altyazısı: Séguéla'ya göre Mesut Yılmaz Türkiye'de geleceğin politikacısı]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1