Tanrı onu kendisi için yaratmıştı
Cumhuriyet · 3 Kasım 1991
PARİS-Paris'te insanlar ve köpekler birbirlerine benzerler. Bakarsınız, simsiyah saçlı bir kadın. Abartılı topuzu ile boyundan büyük kavuk giydirilmiş, şehzade gibi salınıyor. Eski kokonalardan olduğu belli. Ardında bir köpek, rengi simsiyah. Kadının dört ayaklı yedek perukası gibi seğirtiyor peşinden.
Topal sahibine uygun adımlarla aksayan köpekler gördüm bu kentte. Kırcıl tüyleri bile kayışlarını tutan insanların saçlarını tamamlıyordu. Çözemediğim bir şey var: Birlikte yaşamaktan doğan bu “mimetizm”in temelinde köpeğin mi insanı taklidi var, yoksa insanlar mı kendilerine benzeyen köpekleri seçiyorlar?
Gelmiş geçmiş zamanların en güzel hayvanını düşündüm sonra. Brigitte'i, BB'yi, Bardot'yu yani. Hangi cins, hangi tür köpek özdeşleşirdi acaba Bardot'nun görünümüyle?
Uzun saçları gözlerine düştüğü için, zengin sahiplerinin kırmızı kurdeleyle at kuyruğu yaptıkları, mini minnacık, kalçık burnu, yumuşacık, kapitone kumaş çantalarda yolculuk eden bu hayvanları, Brigitte Bardot'ya benzetiyorum işte. Kendisini bir hayvana benzetmek ya da köpekle özdeşleştirmek, BB için hiçbir zaman hakaret anlamına gelmedi.
Dallas'ta, “Ve Tanrı kadını yarattı” filmini, zencilerin görmesi yasaklanmıştı. Teksas polisi siyahlar için “aşırı kışkırtıcı” olduğuna karar vermişti filmin. Sahte Amerikan ahlakının seçkin tezgâhtarları olan ev anaları, yıldızın fotoğraflarının bulunduğu dergi ve gazeteleri boykot ediyorlardı. Ama bu budalalığa yanıt yine Amerika'dan geliyor ve Princeton Üniversitesi, BB'ye “felsefe doktorluğu ve beden öğretmenliği” unvanlarını veriyordu.
Fransa'da da durum farklı değildi. Kendi yurttaşları da Brigitte'e, herkes için olağan bir yaşamı fazla görüyorlardı. Sokağa çıkması sanki yasaktı. Bir fotoğrafçı ordusu sürekli nöbet bekliyordu kapısının önünde. Isterik kadınlar üstüne saldırıyor, tırnaklayamadıkları zaman tükürüyor, tüküremedikleri zaman: “Orospu, kaltak! Şunun saçlarına bak, oksijenli bunlar! Hem de düşündüğümden daha şişman” diye bağırıyorlardı. Angers treninde, yaşlı bir adamın üç iyi aile çocuğu tarafından öldürülmesi olayında Brigitte'in filmlerinin etkisi aranıyordu.
Cezayir savaşında, faşist Fransız askerlerinin oluşturduğu O.A.S. adlı yasa dışı örgüt, tehditle para sızdırmaya kalktı BB'den. 1960 yılında, oğlu Nicolas'ın doğumundan yalnızca birkaç ay sonra, 28 eylülü 29'a bağlayan gece, uyku hapı aldıktan sonra bileklerini kesmeye kalktığında, […]. Oğlu Nicolas'ı güvenli bir yere gönderdikten sonra, L'Express dergisi yönetmeni Servan Schreiber'e bir mektup yazan Brigitte, yapılan tehdidi uluorta açıklayarak: “Haydutların bu isteklerini reddediyorum. Çünkü bir Nazi ülkesinde yaşamak istemiyorum” diyerek […]. Kaldırıldığı klinikte, kendine rağmen hızla iyileşiyordu. Gazeteciler, hemşire kılığında, doktor kılığında sızmaya çalışıyorlardı içeri. Brigitte'in annesi, basına yaptığı çağrıda: “Böyle devam ederseniz, kendini öldürmeyi bir daha deneyecek” dedi.
Prodüktör Raoul Levy, BB'nin Fransa'nın Renault arabalarının ihracatından daha fazla gelir sağladığını hesaplamıştı. Fransız yıldızın yurttaşlarının konuşmalarının yüzde 46'sını işgal ettiğine değin anketler vardı. Simone de Beauvoir, onu konu alan bir inceleme yazdı. Marguerite Duras, sarışın meteoru saygıyla selamlıyor ve “evrensel ahlakın altyapısını tümden dinamitlediği için skandal yaratan rahşi birece” diye tanımlıyordu. Ve Paris'ten Ankara'ya tüm hayranları, sevgili Dario Moreno'nun: “Brigitte Bardot, Brigitte Bebe,” şarkısını çağırıyorduk.
Ama Brigitte'in düşmanlarının sayısı, hayranlarından daha az değildi. Hiçbir yıldız onun kadar nefret ve tutkuya hedef olmadı, onun kadar saldırı ve hakarete uğramadı. Sol aydınlardan başka, silahlılara kafa tuttu. De Gaulle de övdü cesaretini.
Çünkü Brigitte yürekli ve güçlüydü. Tanrı onu mutlaka kendisi için yaratmıştı. Sonra inatçılığı ve asiliğine kızıp insanların arasına atmıştı mutlaka.
Son çevirdiği filmin bir aşk sahnesinde, kendisinden genç bir erkekle sevişirken, birdenbire aynadaki imgesine bakıp, “Ben burada ne arıyorum?” diye sordu Brigitte. Ve dev bir tazminat ödemeyi göze alıp, o filmi öylece yarıda, sinemayı da tümden bıraktı. Şimdi Saint Tropez'deki villası La Madrague'da, otuz kedisi, on küsur köpeği, bir atı, bir eşeğiyle mutlu ve huzurlu yaşıyor.
