AIDS'li kan davası sosyalistleri sarstı
Cumhuriyet · 11 Kasım 1991
PARİS — Fransızlar, Sosyalist Parti hükümetlerinden bıktılar. Aslında demokrasinin özelliği bu. Bir kral, yarım yüzyıl da işbaşında kalsa çaresiz varlığına katlanılıyor. Ama demokrasi, değişim demek. Bir hükümet, ağzıyla kuş tutsa, on yılı geçti mi ömrü, çok giyilmiş gömlek gibi rahatsız etmeye başlıyor. İşte Fransa'daki azınlık sosyalist iktidarı bu kurala uygun olarak inişe geçti. Bir gün hemşireler yürüyor, bir gün uçaklar uçmuyor; tren, metro, otobüs derken sokağa dökülenlerin sayıları her gün artmakta. Bütün endüstri katmanları rahatsız, her gün bir otomobil fabrikasında grev var, vb.
Şu an bir seçim olsa ve iktidar el değiştirse, aslında ülkeye ne François Mitterrand'dan daha iyi bir cumhurbaşkanı ne de sosyalistlerden daha olumlu sonuçlar alacak bir sağ hükümet bulmak mümkün. Bunu da herkes biliyor. Ancak, Fransızlar yine de on yıldır aynı parti tarafından yönetilmekten bıkmış görünüyorlar. Fakat bu arada yaşanan bir sağlık skandalı, pek çok hükümet eskiten Sosyalist Parti iktidarını bütün diğer sosyal rahatsızlık gösterilerinden daha çok sarstı.
Adına "Kan Davası" diyebileceğimiz bu olay, 1985 ve 86 yıllarında, yani AIDS tehlikesi bütün boyutlarıyla bilinirken, virüslerden arınmamış, kan stoklarının satılmasıyla ilgili. Bu ülkede "hemofil" adıyla bilinen 400.000 kan hastası var. Söz konusu hastalara yaşamlarını sürdürebilmeleri için düzenli aralıklarla taze kan verilmesi gerekiyor. Fransa'daki devlete bağlı kan bankası, parasız kan bağışı yoluyla kan depolayan bir kuruluş. 1985 yılında, tıp tekniği çok ilerlemiş bu ülkede, kanın özel bir derecede ve koşullarda ısıtılmasıyla korkutucu hastalık virüslerinin % 85'inden arındırılma tekniği uygulanmaya başlamış. Bu virüslerin arasında B grubu sarılık ve AIDS de var.
Ancak, o dönemdeki Devlet Kan Bankası Müdürü ve daha pek çok sorumlu, bu ısıtma tekniğine tabi tutulmamış "soğuk" kan stoklarını eritebilmek için bulaşıcı hastalık tehlikesini bile bile kan hastalarına ve "dışarıya satmayı" sürdürmüşler. Şimdi 400.000 kan hastasının 200.000'i önemli önemsiz çeşitli bulaşıcı hastalığı bu yolla almış bulunuyorlar. Bunlardan yaklaşık 20.000'i AIDS ve 5.000'i sarılık olmuş durumda. Şimdiye dek ölenlerin sayısı ise 2 bin dolaylarında ifade ediliyor. Devlet eliyle ölüme mahkûm edilen bu insanlar, örgütlendiler ve Kan Davası denilen skandal bütün çirkinliğiyle su yüzüne vurdu. Aylardır karışık raporlar ve yeni belgeler, gerçek sorumluları ortaya çıkarmaya çalışıyor. Kan bankası sorumluları, "Biz haber vermiştik. Zamanın Başbakanı Laurent Fabius, bizim bütçeden kıstığı ve seçim propagandasına harcadığı paralardan fedakârlık etmemek için bulaşık kan satışına göz yumdu" diyorlar. Ama bu arada, Kan Bankası Müdürü ünlü profesörün de parasız bağışlarla topladığı kanların yurtdışına satışından büyük paralar kazandığı ortaya çıktı. Kısacası, sorumluluk topu hızlı bir futbol maçı gibi gidip geliyor.
Bu arada, Türkiye açısından ilginç olabilecek bir soru var. 1985-86 yıllarında, acaba Türkiye ve kan bankası, Fransa'dan kan satın almış mıydı?
Eğer yanıt evetse, ülkemizde de pek çok kişiye öldürücü sarılık ve AIDS virüsleri bu yolla bulaştı demektir.
