Ordu ülke politikasına karışamaz
Cumhuriyet · 7 Aralık 1991
PARİS — Dünyanın üçüncü büyük nükleer gücü ve NATO'nun silahlı kanadından bağımsız olan Fransız ordusu, son iki yüz yıldır sivil yönetimi ele geçiren üç lider üretti: Napoleon Bonaparte, Mareşal Petain ve Charles de Gaulle.
Napoleon, 1799 yılında çeşitli ayaklanmaları bastırmış, düşmanı yenmiş bir general olarak yönetimin başına geçti. Ülkenin Fransız devriminden sonra tehlikeye düşen birliğini sağlamıştı. Mareşal Petain ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'nın Alman işgaline uğraması sonucu 1939 yılında hükümet başkanı "tayin edildi." İşgalci Almanya ile barış yapan "uzlaşmacı" idi. General Charles de Gaulle ise Petain'in tersine, düşmanla savaşmayı seçip zafer kazanıldıktan sonra tüm Fransızları birleştirici bir lider niteliğinde, devlet başkanı seçildi.
Görüldüğü gibi Fransız tarihinde orduya mensup yöneticiler, ancak bir savaşın olağandışı koşullarıyla iktidara gelebildiler. Bu üç liderler Napoleon ve Petain, biri sürgünde, diğeri yasalar tarafından suçlu hükmü giymiş olarak öldüler ve tarihe gömüldüler. Charles de Gaulle ise büyük bir devlet adamı çapı sergilemesine rağmen "aşırı otoriter" bulunan kişiliği nedeniyle 1969 yılında halkoyuyla devrildi.
Fransız ordusu son elli yılda bir kez "darbe" yaptı, bir kez de hazırlanmışken yapmadı. Her iki deney de de Gaulle zamanında yaşandı. Cezayir iç savaşı sırasında 1961 yılında Fransa'nın bu sömürgesinden çekilmesini istemeyen generaller, Cezayir yönetimini darbe ile ele geçirdiler. Başkan de Gaulle, kendisine bağlı olan düzenli ordu birliklerini Fransa'dan Cezayir'e göndererek darbeyi bozdu ve darbecileri tutuklattı. İkinci ordu müdahalesi, 1968 mayısı diye anılan ve yeni bir "Fransız devrim denemesi" olarak tarihe geçen öğrenci ayaklanması sırasında gerçekleşmek üzereyken yine de Gaulle tarafından köşeden döndürüldü. Mayıs fırtınası koptuğuda başkan de Gaulle Paris dışında bulunuyordu. Kendisi başkente dönene değin geçen "sıcak" birkaç gün içinde Almanya'da bulunan (savaştan sonraki müttefik güçler kapsamındaki) Fransız ordu birlikleri alarma geçirildiler. Paris'e yürümek üzere de Gaulle'den emir bekliyorlardı. Zaten de Gaulle olaylara rağmen ya da olaylar yüzünden önce Almanya'daki generallere uğradı ve onlarla birlikte bekledi. Bütün gürültü patırtıya karşın çok büyük bir devrimin söz konusu olmadığı, yeni işçilerin olaylara karışmadığı anlaşılınca Almanya'daki ordu birliklerinin alarmını söndürüp Paris'e geldi
O günlerden sonra ordunun sivil yönetime baş kaldırması Fransa için söz konusu olmadı ve olamaz. Genel bir tanımlama yapmak gerekirse demokrasi olgusunu kesinlikle içine sindirmiş olan Fransızlar, sokağa dökülmeye alışık bir ulustur ve sorunların çözümü için sivillerin kendisi oldukça idmanlı "savaşçı" sayılırlar. Genel bir karışıklıkta ordunun ise el koyması bütün uzmanların paylaştığı bir görüşle bu ülkede ortalığı yatıştırmaktan çok derhal karşı tepki geliştirerek düpedüz bir iç savaşa yol açar.
Yasalara göre Fransız ordusunun başkomutanı cumhurbaşkanıdır. Hücum emrini, Körfez savaşında olduğu gibi yalnız cumhurbaşkanı verebilir. Genelkurmay Başkanı yalnızca ordudan sorumludur ve ülkenin politikası hakkında fikir yürütmesi yasaya aykırıdır. Göreve, cumhurbaşkanının onayı ve Savunma Bakanı'nın önerisi ile atanır. Bugün Fransız ordusunda askerlik hizmeti zorunlu. Ancak "vicdan vetosu" denilen hakla, gençler silah altında askerliğe zorlanamıyorlar ve bu hizmeti ordunun emrinde, öğretmenlik, doktorluk vb. gibi "silahsız" olarak yapabiliyorlar. Bu konuda sivil yönetimin en önemli üstünlüğü ise askerlik görevinden kaçan gençlerin dört yıldan bu yana askeri mahkemelerde değil sivil kamu mahkemelerinde yargılanması. Askeri mahkemeler artık ancak temel ordu mensupları için var.
