Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Sovyet boşluğunu Türkiye doldurur

Cumhuriyet · 22 Aralık 1991

PARİS — Fransız Ulusal Bilim Araştırma Merkezi (CNRS) yöneticilerinden ve Louvre Okulu profesörü, ünlü yazar Jean Paul Roux, Paris'teki Uluslararası Diplomasi Akademisi'nde, "Türklerin kültürel mekân sürekliliği" konulu bir konferans verdi.

Dünyadaki en önemli Türk tarihi ve dili uzmanlarından biri olan Jean Paul Roux, konferanstan sonra Cumhuriyet'le yaptığı söyleşide, önümüzdeki yıllar içinde Türkiye'nin Orta Asya'da oynayacağı rol ve bu kıtadaki Türki cumhuriyetler hakkında "kişisel" öngörülerini anlattı.

Türk tarihi ve kültürü ile ilgili 12 kitabın yazarı olan bilimadamı, Sovyetler'in dağılmasından sonra Türkiye üstüne şunları söylüyor:

"Size her şeyden önce şunu belirtmek isterim: Ben Türkiye'yi seviyorum. Türklerin her koşulda dostuyum. Türkiye'ye gidemediğim bir yıl geçtiğinde, hasta olurum. Türkiye, ister komünist, ister faşist, ister temel dinci olsun günün birinde, bu benim Türk halkına olan sevgimi sarsamaz. Türkiye'nin iç politikasına karışmak istemiyorum. Politika yapmak istemiyorum. Şimdi size söyleyeceklerim tümüyle kişisel fikirlerimdir. Yanlışlarıyla, doğrularıyla, bunun böylece bilinmesini rica ediyorum.

Sovyetler'in dağılması, Orta Asya'da bir otorite boşluğu doğurdu. Bence Türkiye'nin ve Türklerin saati gelmiştir. Türkiye, Sovyetler'den doğan boşluğu doldurabilecek kapasiteye sahip olduğu gibi bu boşluğa aday gösterilmektedir."

Jean Paul Roux, "Pantürkizmi mi savunuyorsunuz" sorusuna, "Hayır. Bu aşılmış bir düşünce, gereksiz yere ırkçı bir çerçeveye kapatır olguyu. Oysa, tüm toplumlar açısından bir dünyaya açılma süreci yaşıyoruz. Türkiye, Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlerin ekonomik ve kültürel motorunu oluşturacak çok ulusu bir federasyonun liderliğini üstlenebilir. Adı federasyon değil de başka bir şey olur. Örneğin AT modelinde bir Orta Asya ülkeleri topluluğu, vb. Ama kişisel olarak ben Türkiye'nin Sovyetler'in otorite boşluğundan doğan bu eşsiz fırsatı kaçırmaması ve Türki cumhuriyetlerin 'doğal' liderliğine oynaması gerektiğine inanıyorum" yanıtını verdi.

Roux şöyle devam etti: "Bu liderliğe, laik ve demokratik oluşu dolayısıyla çok uygun ve ekonomik koşulları da elverişlidir. En önemlisi, Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlerin beklentisi yönündedir bu liderlik.

Gazetenizi tanıyorum, onun için bunları size rahatlıkla söylüyorum: Türkler ne olursa olsunlar, benim dostluğum eksilmez. Ama doğrusu, söz aramızda, 'temel dinci' olmasalar çok iyi olur. Son yirmi yıldır Türkiye hükümetleri, aşırı sağ ve temel dincilere (entegrist) prim veren bir politika izlediler. Yazık. Çünkü Türkiye'nin ancak zararına olur Atatürkçü ilkelerden taviz vermek, geriye gitmek; hem Avrupa'dan kopmak anlamına gelir hem de Orta Doğu yönetimlerine 'böylece' yaranmak kesin değildir.

Orta Asya'daki 'laik' Türkiye'nin avantajı ise tartışılmaz biçimde üstün. Çünkü bu ülkelerin pek çoğu, gerici bir İslam tehlikesini içeriyor. Ancak pek çok okumuş yazmış ve yönetim kadrolarına aday aydını var. Bu ülke halklarıyla aynı değerleri paylaşan, aynı dili konuşan ve 'laik' bir önder, her bakımdan daha işlerine gelir.

Türkiye'nin, benim kişisel kanıma göre Türki bir Orta Asya federasyonunda oynaması gereken liderlik rolü ve hatta böyle bir federasyon oluşumu karşısındaki tek engel: İran.

Zaten herhangi bir Pantürkizm girişimine de İran engeldir.

Türkiye ile Orta Asya Türki cumhuriyetleri arasında İran gibi büyük bir toprak parçası olmasaydı, Pantürkizm dahil her şey mümkün olurdu şu yaşadığımız süreçte. Ancak İran var. Coğrafya olarak var, siyasa olarak var. Bilmem anlıyor musunuz? En gerçekçi yaklaşım, yine de ekonomik ve kültürel bir ülkeler topluluğu, federasyondur. Orta Asya dememin nedeni, Türki cumhuriyetlerin o bölgede yoğun oluşu. Ama böyle bir federasyonda, Türkiye'nin etkinliği Kafkaslar ve Gürcistan'a değin uzanacaktır."

Jean Paul Roux, gerçekten de Türkiye'nin dikkati çeker biçimde gündemde olduğu Fransa'da verdiği konferansta, seçkin bir diplomat ve bilimadamı topluluğuna hitaben, Türklerin kültür bütünlüğüyle ilgili bilgiler verdi. Konuşmasına Türkiye'nin Orta Asya Türki cumhuriyetleriyle son ilişkileri ve tanıdığı Türki ülkeler hakkında bir özetlemeyle başlayan ünlü yazar, konferansı sırasında, tüm dağılmışlık ve din farklılığına rağmen Türklerin korudukları ortak sembollere geniş yer verdi. Tarihçi yazara göre Türkler "Bir ırk değil, çünkü pek çok tipleme var. Bir ulus değil, çünkü aynı mekânı paylaşmıyor, çok geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Din birlikleri de yok, Müslüman, Budist, Yahudi, Hıristiyan ve elbette Şamanist Türkler var. Türklerin bütünlüğünü belirleyici iki öğe var; dil ve mantık yapısı. Mantık yapısını da dilin kuruluşu etkiliyor."

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1