Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1992

'Hep bir davam olacak'

Cumhuriyet · 19 Ocak 1992

PARİS — Eğer "gönül adamı" sözü, yaşadığımız pazar ekonomisi egemenliğinde hâlâ bir şeyler ifade ediyorsa sizin için; eğer hâlâ dostluğa, içtenliğe ve insanlığa çıkarların ötesinde değer verenlerdenseniz, Joan Baez'le aynı dünyayı paylaştığınıza inanabilirsiniz.

Bir gönül adamı Joan Baez. Eğer bu tanım içinde kadınlığa da bir yer varsa güzel Türkçemizde. Nâzım Hikmet'in 90. doğum yılı kutlamalarına bugün bir konserle katılacak olan Joan Baez, Nâzım için ve değerli meslektaşımız Zeynep Oral ile arkadaşlığı adına şu anda Türkiye'de. Kendisiyle Paris'te sizler için bir söyleşi yaptık. Fransızca konuştuk, ama gönül diliyle anlaştık:

— Joan, siz 68'li diye adlandırılan özel bir kuşağı temsil ediyorsunuz. Ben kişisel olarak 70'li yılların özlemi içindeyim. Ve bu zaman kesitinden beri gerçekten yeni ve özgün fikirler, sanat akımları yaratılamadığını düşünüyorum. Siz ne dersiniz bu konuda?

BAEZ — Ben de zorluk ve haksızlıklarla dolu ülkelerde, sorunları olan bir dünyada yaratıcılığın daha geniş, hayal gücünün daha yüksek olduğuna inanıyorum. Bir baskının, acının söz konusu olduğu zamanlarda insanlar daha güzel şeyler yapıyorlar. Müzikte de böyle bu. Amerika'da insanlar tembelleştiler. Tembellik etmeye zamanları var artık. Her yerde de biraz böyle sanırım. Daha az esin kaynağı var, yaratmak için büyük davalar dönemi geride kaldı.

Dünyanın bir köşesinde kimileri güzel şarkılar besteliyor, güzel şiirler yazıyorlar belki. Ama bunların büyük halk topluluklarına mal olabileceği ortam yok. Seslerini duyuracak uluslararası bir düşün platformu yok. Bir gün belki yeniden savaşmak gerekirse bir dava uğruna mücadele etmek yani, o zaman ortaya çıkacak yeni yaratıcılar.

Şiddeti yok etmek zor

— Siz barış için çok "savaştınız". Özlediğiniz barış gerçekleşti mi sizce?

BAEZ — Hayır. Barış kavramındaki sorun, barışın aslında "savaş yokluğu" demek oluşu. Ama gerçek barışın varlığından söz edemeyiz. Almanya'ya bakın. Irkçılığın, faşizmin yükselişine.. Ömrüm boyunca savaşsız, şiddetsiz bir dünya olamayacağını ileri süren düşünceye karşı çıktım.

Bugün belki de gerçekten şiddetin yok olduğu bir dünyanın olamayacağını düşünüyorum. Sokaktaki şiddetin yok edilemeyeceğini yani. İnsanlık, kendi imgesini bu şiddetten arındırabilir belki. Ama asıl sorun, arkalarındaki haritalara minik renkli iğneler saplayıp duran generaller. 18, 19 yaşındaki çocukları o iğneler doğrultusunda, ölmeye gönderenler.

— Bütün hatayı generallerin sırtına yüklemek biraz kolaycılık olmuyor mu? Şu Doğu ülkelerindeki milliyetçilere bakın, ne kadar mutlu siviller var, ellerine silah alıp sokaklara fırlayan. Askercilik oynamaya, hepsi hevesli değil mi? Hepsi general olmak hırsını taşımıyor mu içlerinde?

BAEZ — Evet. Ne kadar yeteneksiz hepsi! Yıllarca iktidar ve güç sahibi olamamanın ezikliği içinde, Amerikalı "sıfır numaralarımıza" bakıp onları taklit etmek, onlara benzemek hevesine düştüler.

Herkes John Wayne olmaya çalışıyor. Kimsenin Gandhi'ye özendiği yok. Kimliğini arayan küçük ülkelerde, ummadıkları bir gücü ansızın ele geçiren insanlar, haydutçuluk oynuyorlar.

Oysa Gandhi gibi insanlar da geçti öyle ezikliklerin içinden. Gandhi bir John Wayne değildi. Kısa boylu idi, komik bir yüzü vardı, ama ne büyük adamdı! Ben Gandhileri severim. Onlardır benim için gerçek kahramanlar. Onların bittiklerini de söyleyemeyiz. Örneğin bir Vaclav Havel var.

Çin'deki mayıs öğrencileri de onların soyundan. Ama ABD'de bile gençlerin ideali değiller. Umurlarında bile değil gençlerin büyük insanlık örnekleri.

Havel ilah gibi

— Vaclav Havel'i biraz ilah yaptık galiba...

BAEZ — Evet, benim için öyle.

— Ama Komünist rejimin teksesliliğinden acı çeken Vaclav Havel, bugün komünizmin yasaklanmasıyla aynı yanlışı tekrarlamıyor mu sizce?

BAEZ — Evet, ama Vaclav Havel'in çevresinde çok çok akıllı insanlar var. Örneğin George Bush gibi, salaklarla çevrili oturmuyor. Bush'un etrafı beş para etmez. Havel'e bakıyorum, işbirliği yaptığı insanlar aydın ve akıllı. Şimdi altını çizdiğin yanlış konusunda kendisiyle mücadele ediyor, uyarıyorlar onu. Havel'in komünizmi yasaklayacağını sanmıyorum. Hâlâ komünist olup çevresinde barındırdığı, konuştuğu ve tartıştığı insanlar var çünkü. Akıllı insanlar. Ve şöyle bir baktığın zaman, yanlış yapsa da düzeltecektir Havel. Çünkü entelektüel bir düzeyi var. Çok yüksek bir düzeyi. Çabuk hareket ediyor, yanlışlarını düzeltiyor.

— Ya siz, yaşınızın ve mesleğinizin bu noktasında, kendi iç barışınızı sağlayabildiğinizi söyleyebilir misiniz?

BAEZ — Yavaş yavaş huzura kavuşuyorum. İki yıl önce başladı bu. İki yıldır kendimi aramaya başladım çünkü. Önceleri, bütün Amerikalılar gibi ben de epeyce psikolojik tedaviden geçtim.

Ama elli yaştan sonra kendimi gerçekten çok derinlerde aramaya başladım. Pek çok şey keşfettim. Ve yavaş yavaş kendimle barışmaya başladım. Geç ve yavaş oldu bu. Çok çalıştım, ömrüm boyunca koşuşturdum, ürettim. Benim gibi insanların fazla zamanı olmuyor kendilerine ayıracak. Ama biraz durmam, yaşamaya zaman ayırmam gerekiyor. Örneğin Türkiye'deki bir haftayı kendi zevkim için geçireceğim. Keyif için gidiyorum Türkiye'ye.

— Demek artık bir davadan çok kendiniz için yaşıyorsunuz?

BAEZ — Evet.

— Hâlâ bir "dava"nız var mı uğrunda mücadele edebileceğiniz?

BAEZ — Evet, hep bir "davam" olacak. Ama durmasını da bilmek gerek. Durmak, düşünmek, bakmak, görmek ve karar verdikten sonra bir davanın peşine düşmek gerek. İlla dava olsun da uğrunda mücadele edilsin diye değil, gerçekten inandığım bir düşünce için bir şeyler yapmalıyım. Siyasal mücadele, beni gerçekten mutlu eden tek öğeydi yaşam içinde. Ama artık durmak, sağlayamadığım iç barışı kurmak zorunda duyumsuyorum kendimi. Benim için gerçek büyük mücadele belki de bu olacak.

— Peki profesyonel alanda, yapmamaktan pişmanlık duyduğunuz şeyler var mı? Çok geç kaldığınız girişimler örneğin?

BAEZ — O bakımdan şansım var. İlk otuz yıl, politikaya derinlemesine dalmıştım. Politika ile mesleğim birlikte yürüdü ve birbirlerini desteklediler. Ama şimdi, kendimi siyasal desteksiz dinletebilmek, sesimi duyurabilmek için bir "menajer"e gereksiniyorum. Artık benim de bir menajerim var. Bu işler böyle. Bir dönüm noktasındayım, hep aynı şarkıları söylemek istemiyorum, yeni şarkılarımı dinletebilmek için de sisteme girmek gerekiyor.

— Biçeminizi değiştirmek mi istiyorsunuz?

BAEZ — Biçemimi çok değiştirmek istemiyorum. Çok biçem denedim. Bazıları bana çok uygun. Baladlar, sesime yakışan ezgiler... Yeni kurumlar var yeni şarkılarımla ilgilenen, hoşuma gidiyor. Çünkü ses, devam ediyor. O yönden sorun yok. Ses bir keman değil, doğal bir alet. Elbette elli yaşında farklı çıkıyor, ama yine de sorun yok. Ayrıca müzikten başka şeylerle de ilgileniyorum, resim yapıyorum, yazıyorum...

— Ne yazıyorsunuz?

BAEZ — Şiir yazıyorum biraz... Zeynep'te (Oral) var örnekleri.

— Bu şiirler şarkı olacak mı günün birinde?

BAEZ — Sanmıyorum. Şarkı sözlerinden çok farklı şeyler yazıyorum. Ama çabuk yazıyorum ve yazmak çok hoşuma gidiyor. Belki bir gün, şarkı söylemeyi bitirdiğimde roman bile yazabilirim.

Bir yerdeki erkek

— Bizim yaşımıza gelince, insan erkeklik ve kadınlık üstüne de düşünmeye başlıyor. Siz nerelerdesiniz bu düşünceler de, örneğin erkekler hakkında ne düşünüyorsunuz. Sizi mutlu ettiler mi, yoksa hayal kırıklığı mı yaşadınız daha çok?

BAEZ — Genellikle hayal kırıklığına uğradım. Mutlaka bir yerlerde hayal kırıklığına uğratmayacak erkekler vardı, ama onları aramak, bulmak gerekiyordu. Ben korktum, aramadım...

— Berlin Duvarı'nın çöküşünü, Doğu Bloku'nun çöküşünü nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi oldu mu?

BAEZ — Evet, iyi oldu. Çünkü eski durum daha kötüydü. Sorunlar değişti. Şimdi Almanya tehlikesi var. Irkçılık, faşizm... Tarihi hiç yaşamamışçasına aynı yanlışlara başlıyorlar. Ben korku duyuyorum bundan.

[Fotoğraf altyazısı: JOAN BAEZ VE VERA TULYAKOVA — Nâzım Hikmet'in Tarabya'da kutlanan doğumgününe ünlü Amerikalı şarkıcı Joan Baez ve Nâzım'ın son eşi Vera Tulyakova da katıldı. (Fotoğraf: İBRAHİM GÜNEL)]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1