Fransa'nın "Führer"i
Milliyet · 31 Temmuz 1992
FRANSA'da aşırı sağı temsil eden, iş önceliğini Fransız yurttaşlarına vermeyi ve yabancı işçileri kademeli olarak kapı dışarı etmeyi savunan "milliyetçi" ve "maneviyatçı" parti Ulusal Cephe'nin, Avrupa'daki diğer faşist örgütlerden önemli bir ayrıcalığı var: Lideri Jean Marie Le Pen. Başını çektiği örgütün tehlikeli fikirlerine karşın, Le Pen, kişisel karizması olan ve Fransız politika sahnesinin en başarılı oyuncularından biri. Çenesiyle baş edilemiyor ve Jean Marie Le Pen'le televizyon ve radyoda tartışmayı reddeden diğer politikacılar, "Ben, bu fikirlerin temsilcisiyle bir arada bulunmam", gerekçesinin ardından, ülkenin en iyi yazar ve politikacılarından Servan Schreiber gibi birkaç kişinin Ulusal Cephe lideri karşısında uğradıkları söz bozgunundan korkuyorlar.
Jean Marie Le Pen, büyük bir hatip. Ve bu özelliğini, doğduğu bölge Brötanya'nın, sözlü kültürüne, masal zenginliğine bağlıyor. "Benim annem babam, okuma-yazma bilmezlerdi", diyor. "Ama kuşaktan kuşağa sözle aktarılan büyük bir kültürü belleklerinde yaşatıyorlardı."
Fransa'daki 1988 seçimlerinde yüzde 11, geçen yılki ara seçimlerde yüzde 13 oranında oy toplayarak aşırı sağın Avrupa'daki en iyi skorlarından birini sağlayan Ulusal Cephe'ye, bugün, ülkenin demokratik ve uluslararası insan haklarına saygılı güçleri endişe ile bakıyor. Siyasal dengenin değişmesi halinde topun ağzında olan biz Türkler ve yabancılar da aynı duyguları paylaşıyoruz. Fransa'da "dazlak" çeteleri yok. Ama bunların olmaması, potansiyel yokluğunu değil, Jean Marie Le Pen'in belli bir gücü toplayana değin izlediği "akıllı" politikayı gösteriyor.
Jean Marie Le Pen, bizi, arkadaşı ve partizanı Hubert Lambert'in kendisine bıraktığı görkemli servetin bir parçası olan Lambert köşkünde kabul etti. Köşkü koruyan iki dobermanı görmedik, ama varlıklarını biliyorduk. Dobermanların yerine, sevimli ve küçük bir fino dolaşıyordu ortada. Jean Marie Le Pen'in siyasal mizansenleri içinde en ünlü olanı, Yves Montand'ın politikaya soyunduğu ve televizyonda ağır konuşmalar yaptığı bir döneme rastlıyor. Draguignan kentinde bir toplantıya katılan Le Pen, konuşmak için kürsüye çıktığında, kendisinden ateşli bir söylev bekleyen halka karşı, birdenbire Yves Montand'ın "Battling Joe" şarkısını söylemeye başlıyor, sonra şaşkın dinleyicilere dönüp: "Yves Montand efendi, birdenbire politikacı ruhu keşfetti kendinde", diyor, "İleri geri ve her şey hakkında fikir beyan ediyor. Ben de bir kaç dakika için bile olsa, kendisinin ait olduğu sahne etkinliğine sahip çıkayım dedim..."
Le Pen'in şarkıcılığı epeyce ileri. Bir komünist işçi sendikaları CGT mitinginde, "Enternasyonalin" müzik ve sözcüklerini şaşırdığını görünce, göstericilerin, ünlü marşı avaz avaza ve doğru olarak söylediği de kendisi hakkında anlatılan fıkralardan biri. Tıpkı, siyasal bilgiler doktora tezinin konusunun, "Anarşizm" olduğunu kimsenin bilmediği gibi, pek çok fıkra var Le Pen hakkında.
Kavga, şimdilik demokratik planda, sözlerle, şakalarla, benzetmelerle ve korkutmacalarla yapılıyor.
Dobermanlar ortaya çıkıncaya dek böyle sürecek.
- Dünya ekonomisinin giderek ülkeleri birbirine bağımlı hale getirdiği bu süreçte, eğer yabancıları geri gönderirseniz, Fransızlar kendi kendilerine yetecekler mi? İş gücü, el emeğinin fiyatı tırmanmaz mı? Bu devirde bir ülkeyi, üstelik doğum oranı düşük bir ülkeyi nasıl kapatabilirsiniz dünyaya?
L.P.- Bir kere ben, kesinlikle piyasa ekonomisinden yana değilim. Her ülke kendi kendine yetebilme amacıyla yola çıkmalı ve insanlar, hafif ya da ağır her işi yapmalıdırlar. Bana ırkçı diyorlar. Asıl zencileri ve Arapları pis işlerde çalıştırıp işsiz Fransızlara bedavadan devlet yardımı dağıtmaktır ırkçılık. Fransa, her şeyden önce Fransızlar ve Fransız olmayı bireysel seçim olarak yapmış, kültürünü kabul etmiş, buradaki gelenek ve göreneklere saygılı insanların olmalıdır.
Jean Marie Le Pen, "Türkiye'yi ne kadar tanıyor ve nasıl tanıyorsunuz?" sorumuzu şöyle yanıtladı: "İlk kez 1950'li yıllarda, küçük bir tekneyle geldim Türkiye'ye. Bodrum'da henüz turiste alışkın değillerdi. Bizi ilaçlı sularla yıkadılar, saatlerce sorular sordular. Karantinaya bile alındık. Sonra gümrükçülerle ahbap olduk, bize yemek ikram ettiler, birlikte balığa çıktık. Çok sevdiğim, insanlarını çok sıcak bulduğum bir ülke Türkiye. Daha sonra onlarca kez gittim. Tanınmaya başladığımda, çok ikramlarını gördüm. Akdeniz, Karadeniz, tüm kıyılarını dolaştım. Kadınlarınız çok güzel. Sizin gibi kentli çok tanımadım, ama köylü kadınlar da güzel. Ben olsam büyükelçileri kadın yapardım, herkes Türkiye'yi tanımak için yarışırdı."
Yarın: İlginç kişilik
[Fotoğraf altyazısı: MİLLİYET'E KONUŞTU Fransız aşırı sağının lideri Jan Marie Le Pen, Paris'te küçük bir saray andıran görkemli villasında Milliyet muhabiri Mine G. Saulnier'in sorularını, her zamanki gibi büyük sevimlilik içinde dostça yanıtladı, defalarca geldiği Türkiye'ye hayran olduğunu söyledi]
[Fotoğraf altyazısı: MUTLULUK SÜRMEDİ Le Pen, bir manken güzelliğinde olan Pierrette ile nikah töreninden sonra merdivenlerden kolkola inerken mutlu bir evlilik yaptığını düşünüyordu. Ne varki üç kızının annesi olan Pierrette, Le Pen'i terkederek bu mutluluğu bitirdi ve Le Pen, Yunan asıllı bir kadınla ikinci kez evlendi]
[Fotoğraf altyazısı: MOŞE DAYAN GİBİ Bir siyasi kavgada yediği yumrukla bir gözünü kaybeden ve cam göz taktırıncaya kadar bir süre kara bantla dolaşan Le Pen, İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a benziyordu. Bu siyah bandı çıkarıca oyları artmaya başladı]
