Ünlü markalara Türk makası
Milliyet · 13 Kasım 1992
CHRİSTİAN Dior, Chanel, Lanvin, Balmain, Scherrer, Karl Lagerfeld ve daha niceleri...
Dünyanın en büyük, en ünlü, en pahalı modacılarının adları bunlar. Rüya gibi giysilerin yakalarına "tırnak" adıyla anılan görkemli imzalarını atıp, on milyonlarca, yüz milyonlarca liraya satan bu moda büyücülerinin arkasında, bizden biri, Türk oğlu Türk bir terzi var desem, inanır mısınız?
Muhiddin Diker, yukarıda saydığımız bütün büyük modacıların siparişi verdiği bir başterzi. Bir buçuk yıldan beri ise Chanel ve Christian Dior'un prodüksiyon müdürü olarak, "Farnel" dikimevini yönetiyor. Bugüne değin giydirdiği kişiler arasında, Suudi Arabistan'ın son iki kral ailesinin tüm "kadın" bireyleri, eski Haiti diktatörü Duvallier'nin eşi, Jacqueline Kennedy, Giscard d'Estaing'in karısı Anne Aymone, Paris Belediye Başkanı'nın hanımı Bernadette Chirac, Sağlık Bakanı Michelle Barzac ve daha niceleri var.
Muhittin Diker, neden modaya yöneldiğini şu sözlerle açıklıyor:
"Kahveye gidip erkeklerle oturmaktan sıkılırım ben. Kadın sohbetine alışığım. Erkekler ne konuşurlar? Politika, futbol, loto, toto ve kadın. Kadınların haricinden kadınlardan konuşmanın ne gereği var? Ben kadınlarla konuşmaya bayılırım. Onlarla herşey konuşabilirsiniz, resim, konser, moda. Tatlı tatlıya dedikodu edersiniz.."
Muhiddin Diker, bir tutkunun öyküsü olan yaşamını şöyle anlatıyor:
"1947 yılında Zonguldak'ta doğmuşum. Diker adı, tüm soysopun terzi olmasından ileri geliyor. İkinci sınıfta, ağlaya sızlaya izin kopartarak, Kurucaşile kasabasında terzi çıraklığıyla işe başladım. Askerliği, bütün subay hanımlarının elbiselerini dikerek tamamladım. Sonra ver elini Istanbul. Amacım, büyük terzilerle çalışmak, öğrenmek, sonra da Paris'e, modanın yüreğine gitmek. Ali Uyar, Necati Özgüle gibi büyüklerle çalıştım Istanbul'da. Ve 1969 yılında işçi olarak Fransa'ya geldim. Paris'e gelir gelmez, ne olursa olsun büyük moda evlerine girmeyi amaçladım. Perris atölyesinde 4 yıl süreyle Karl Lagerfeld için çalıştım. 1974 yılında evlendim. 1978 yılında yurda döndüm. Osmanbey'de bir atölye açtım. Ama, petrol krizinin Türkiye'yı oldukça hırpaladığı bir dönemdi bu. Bir buçuk yıl sonra çoluk çocuk Paris'e döndük. Jean Louis Scherrer'in yanına girdim. Sonra kendi atölyemi açtım ve tüm büyük modaevlerinin yapımcılığını üstlendim. 1 Nisan 1990'da, Christian Dior ve Chanel'in ağırlıkta olduğu Farnel'in yöneticiliğine getirildim. Dior'un o zamanki yöneticisi Derminger, bana yöneticiliği verirken, 'kafam Diker, Diker, Diker'le dolu, kime gitsem sizi övüyor' dedi."
Ta Zonguldak'ta başlayan bir tutku, işte böyle inanç ve sevgiyle dikilip duruyor Paris'li Muhiddin tarafından.
Kendisiyle görüşmek üzere bir gece evine gittik. Sohbet uzadı ve altın iğne, altın makas ustasının özel koleksiyonları çıktı ortaya. Otuz milyonluk tayyörleri, iki yüz milyonluk tuvaletleri görünce dayanamadık, orada bulunan ressam Neveser, Cevahir Diker ve kulunuz, fotoğraflarını çektirmek bahanesiyle güzelim Balmain'leri, Chanel'leri, Lanvin'leri giydik çıkardık, giydik çıkardık.
[Fotoğraf altyazısı: Muhiddin Diker'in eşi Cevahir Diker, Balmain giydi.] [Fotoğraf altyazısı: Mine Saulnier, 'siyah elmas'ı sevdi.] [Fotoğraf altyazısı: Ressam Neveser, Chanel'i tercih etti.]
