Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1993

'Üstüme gelirlerse çok konuşurum...'

Milliyet · 30 Kasım 1993

Sarp Kuray," TİP'in dışındaki "mihraklar" olarak tanımladığı Hikmet Kıvılcımlı ve Mihri Belli'nin de gençliğin heyecanını yönlendiremediğini ve sahipsiz kaldıklarını söyleyince , konuyu daha açmak için sordum:

-Türkiye İşçi Partisi, Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı'yı mı suçluyorsunuz?

KURAY - Bizim karşımızda bu üç mihrak vardı. Bunlar önceki kuşaklardan gelen insanlardı. Fakat Türkiye'nin geçmişinde bu kadar büyük bir kitle hareketi olmadığı için, bu insanlar çok dar bir aydın grubu içinde kaldıkları ve kendi aralarında mücadele ettikleri için bir anda iktidar boyutuna doğru fırlayan olayı, bir parti çatısı altında toplamak üzere kurmaylık yapamadılar. Biz gençlerin bu kurmaylara uyup uymayacağı konusu ayrıydı, ama onlar böyle bir alternatifi sağlayamadılar.

Buna karşılık, ikinci bir alternatif olarak ordu içindeki radikal akım vardı. Yani 27 Mayıs'ın devamı olduklarını söyleyen Muhsin Batur, Faruk Gürler ve Kemal Kayacan'ın başını çektikleri bir hareket. Saptadıkları strateji gereği, gençliğe onlar kucak açtılar. 9 Mart olayını amaçlayan bu radikal akım içinde biz de yerimizi aldık. Bu hareketin liderleriyle gençlik grup liderleri arasında işbirliği oldu. Birtakım üst rütbeli subaylar, 27 Mayıs benzeri, ama daha radikal, daha sol bir askeri darbe ile Türkiye'deki siyasal iktidarı ele geçirmeyi amaçlıyorlardı. İçlerinde, eski Milli Birlik Komitesi üyeleri de vardı. İrfan Solmazer, Orhan Kabibay, Talat Turan, Numan Esin gibi. Numan Esin, sonradan TIR'cı oldu.

Talat Turan'ın dürüst ve temizliğine bugün de aynı samimiyetle inanıyorum. Ancak diğerleri için bunu söyleyemem. İrfan Solmazer, Orhan Kabibay ve Numan Esin'in o gün bize karşı birer paratoner olarak kullanıldıklarını düşünüyorum. Bu üçünün, olaylar içerisinde gençlik faktörünü gömmek için varolduklarına kesin inancım var. Solmazer, Kabibay ve Esin, gençlik liderlerinden siyasal ortamı bir darbeye hazırlamasını talep ettiler. Zamanında kimse bu gerçeği açıklayamadığı için aynı senaryo 12 Eylül'de de sahneye kondu.

Bizden, Türkiye'yi bir darbeye hazırlamamız istendi. Bu ne demektir? Zaten ekonomik kriz var, politikacılar birbirini yiyor, milletvekilleri alınıp satılıyor, ortam siyasal kargaşayı yaratmaya uygun, siyasal kargaşa yaratılacak. Numan Esin, bu amaçla, "Vatan" gazetesini çıkardı. Vatan gazetesi çok sattı. Bütün devrimciler aldı gazeteyi. Gazeteyi hazırlayan devrimciler, Numan Esin'in "patron" olduğunu işten çıkarılmalar başlayınca anladılar.

Ben bu senaryoyu başından anlamıştım. 1970'ten sonra hep bu kişilere karşı mücadele ettim. Gerek sağ, gerekse sol tarafından dışlanmam bundandır.

SUİKASTTEN TUTUKLANDIM

Biz bu radikal akımın içinde gençlik olarak yerimizi aldık. Önümüze konan hedef 9 Mart'tı. 9 Mart'ı yapmadılar, 12 Mart'ı yaptılar. İsmet Paşa'nın ünlü sözüyle, "Türkiye çok kritik 24 saat geçirmiştir", dediği senaryonun ardında, bu işin arkasına takmış oldukları devrimci potansiyelin söz konusu 24 saat içinde harcanması, hareketin generalinden sokaktaki gencine kadar devrimci niteliğinden arındırılması ve darbenin 12 Mart'taki biçimine dönüştürülmesi vardır. Numan Esin, İrfan Solmazer, Orhan Kabibay için paratoner sözcüğünü, o 24 saatte dönen dolapları çok iyi bildiğim için kullanıyorum.

12 Mart'ta gelen iktidar, bizim için sağ bir iktidardı. Ve bu iktidara karşı mücadele ettim. 11 Nisan günü, Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Atıf Erçıkan'a suikastten tutuklandım. Bu şahsın radikal subaylarla aynı örgütün içinde olduğu ve onlardan aldığı haberleri yukarıya sızdırdığı yolunda söylentiler olmuştu. Evine bomba atıldı. Olay yerinden arabamla geçerken bir kovalamaca sonucu arabam devrildi ve tutuklandım. Oysa daha sonra bu suçlamadan beraat ettim. Suikastte yer almamıştım. Ama suçlama, başıma çok iş açtı. 26 Nisan'da sıkıyönetim ilan edildiği için askeri hapishanelere nakledildim. Bu davayla ilgili, Ali Elverdi'nin başkanlığındaki mahkeme beni 14 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Sonra İstanbul'da 150 arkadaşımız tutuklandı. Onlarla birlikte İstanbul Emniyeti'ne getirildim ve bir ay süreyle işkence gördüm. Sonunda bize işkence yaptığı tespit edilen subaya işten el çektirdiler.

İDAMLA YARGILANDIM

İstanbul'daki 84 sanıklı "denizciler davasının" bir numaralı sanığı olarak mahkemeye çıkarıldım sonunda. İdamla yargılandım. 1972 yılında cezam kesinleşti, idama değil ama, ağır cezalara çarptırıldım. Bu dava üzerinde Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün tarafından büyük baskı vardı bize idam cezası verilmesi için. Mahkeme Başkanımız Remzi Şirin, dürüst bir adamdı. Durumumuzun 146. maddeye girmediğini söyledi. "Türkiye, Patagonya cumhuriyeti değildir. Sarp Kuray'ın ve arkadaşlarının gücü, devleti yıkmaya yetmezdi" dedi. 146'ncı maddeye göre, niyetten başka, devleti yıkmaya gücü olmak gerekiyordu suçlanmak için. Bize idam cezası vermedi diye bizim mahkeme feshedildi. Büyük bir hukuk suçu işlendi. Bir mahkeme, 146'ya göre değil, silahlı çete olarak 168'inci maddeye göre yargılanacağımıza karar vermişken, lağvedildi. Sonradan 10 kişilik davada adam astılar. Gerek bizim davamızda, gerekse Deniz Gezmiş davasında kahramanca bir tutum sergileyen Hakim Remzi Şirin ve Refik Kara, şimdi avukatlık yapıyorlar.

Ben hapisteyken, Türkiye başka bir kapışmanın yörüngesine girmiş, Ankara cuntası ile İstanbul cuntasının, yani Faruk Gürler ile Faik Türün'ün mücadelesini yaşıyordu. Bu cumhurbaşkanlığı mücadelesinden Faruk Gürler yenik çıktı. Türkiye yeniden bir demokrasi sürecine girmiş oldu, iktidara Bülent Ecevit geldi. Ecevit'in çıkardığı ilk aftan yararlanamadım ben. Çünkü soygundan 24 yıl yemiştim.

- Nereyi soymuştunuz?

KURAY - Osman Çelenk diye bir adamı... Irza geçenlere ve soygunculara af vermediler tabii. Hırsızlar çıktı. Irz düşmanları, soyguncular ve biz kaldık içerde. Çok uğraştılar bizi kurtarmak için. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes eşittir, dediler. Hırsızlar niye çıksın da, soyguncular kalsın. Ve ben Anayasa Mahkemesi'nin özel bir affıyla çıktım ancak. Tüm soyguncular da bizim sayemizde af kapsamına girdi. 1975 yılının başında, dört yıllık bir ceza çektikten sonra özgürlüğüme kavuşmuş oldum.

- Deniz Gezmiş'le ilişkiniz var mıydı sizin?

KURAY - Deniz Gezmiş'i ben sakladım. Bunu herkes biliyor. Deniz Gezmiş, benim elbisemle yakalandı. Hepimiz vardık bu işin içinde. Deniz'ler de var, Mahir'ler de var, biz de vardık. Zaten üç büyük grup vardı.

BU İŞ ÇOK KARIŞIK

- Arkanızda kim vardı? Nasıl yardım ediyorlardı saklanmasına Deniz Gezmiş'in?

KURAY - Deniz Gezmiş'i saklandığı bir evden diğerine, Orman Bakanı Turhan Şahin'in makam arabası taşıyordu. Turhan Şahin Nar Limited Şirketi'nde, İrfan Solmazer'le ortaktı. Ve hazırlanıp, düşük doğan 9 Mart olayının içindeydiler. Yukarıdaki kadrolarda mevzilendikleri için de, bir yandan bizi, bir yandan komuta merkezini, bir yandan Amerika'yı çevire çevire oynattılar.

Bu iş çok karışık. Örneğin, Hasan Cemal'i ele alalım, Uluç Gürkan diyelim. Bunlar o zaman "Devrim" gazetesindeydiler. Bu 9 Mart olayının düzenlenmesinde en uç adamlardı. O gün Hasan Cemal'in kaleminden kan damlıyordu gazete sütunlarında.

9 Mart hazırlığına katılan herkesi karalamak niyetinde değilim. Samimi olarak inanan insanlar da vardı işin içinde. Zaten biz de inandığımız için girmiştik. Fakat adını saydığım kişiler sayesinde, CIA'nın bir komplosuna kurban gittiğimiz inancını taşıyorum. Bunları ben söyleyeceğim. Emniyet'te de söyleyeceğim, mahkemede de söyleyeceğim. Üstüme gelirlerse daha da çok konuşurum... Çünkü bunlar yaşanmış şeyler. Ama bu tarafı hiç kurcalanmadı.

Uğur Mumcu ölmeden önce, kendisiyle konuştum. Kaset yapıp verdim Uğur Mumcu'ya. Ve niçin olayın bu yönüyle üstüne gitmediğini sordum. "Demokrasi diyorsunuz, Celil Gürkan olayını ele alıyorsunuz, 9 Mart'ı bir yere kadar getiriyorsunuz. Bunları da anlatmak gerek, Uğur Ağabey" dedim.

Uğur Mumcu, bana, "Onun arkasına bizim kudretimiz yetmez, Sarp" dedi.

- Biz bunu böylece yayımlayabilir miyiz?

KURAY - Evet yazabilirsiniz.

[Fotoğraf altyazısı: Anayasa'yı cebren ortadan kaldırmaktan sanık olarak yargılanan İrfan Solmazer (en sağda) beraat etmiş, ancak 83 arkadaşından bazıları 6 ay ile 36 yıl ağır hapis cezası almıştı. Sarp Kuray'a (sağdan 3.) verilen ceza 30 yıldı...]

[Fotoğraf altyazısı: Türkiye'ye döner dönmez tutuklanan Sarp Kuray, "Bizden, Türkiye'yi bir darbeye hazırlamamız istendi" diyor...]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1