Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1993

Sarp kuray anlatıyor 3

Milliyet · 1 Aralık 1993

Darbe hazırlığında olanlar bizimle ittifaka giriştiler. Siyasal iktidarı alamayınca biz gençler silahlı, külahlı olduk, arkadaşlar da demokratik taraf oldular ! Beraber yürüdük, biz gençler okka altına gittik. Ama ağalarımızı birlikte götürmedik...

SARP Kuray'ın önemle altını çizdiği bir başka iddiası da, Türkiye'yi 12 Mart'a getiren grupların ve bazı kişilerin CIA'nın bir komplosuna kurban gitmesiydi. Kuray bu sonuca nasıl vardığını şöyle anlatıyor:

"Ben size genel tabloyu anlatıyorum. Sonuçları siz çıkarın. Devrim gazetesinde Hasan Cemal, Genelkurmay Başkanlığı'nda Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Milli Birlik Komitesi üyeleri, böyle büyük bir grup Türkiye'de radikal darbe hazırlığı yaptılar, sonradan kimisi sivil toplumcu, kimisi ANAP'lı, kimisi TIR'cı, kimisi fırıncı oldu. O sırada bu grup devrimciydi ve Dev Genç'le oturup konuştular, anlaşmalar yaptılar, bizimle ittifaklara girdiler. Siyasal iktidarı alamayınca biz gençler silahlı külahlı olduk, arkadaşlar da demokratik taraf oldular! Beraber yürüdük, biz gençler okka altına gittik. Ama ağalarımızı beraber götürmedik. Eğer 1970 yılında yargılanacak bir şey varsa, 9 Mart darbe hazırlığıydı ve biz Dev Genç ve bütün gruplar o zaman 146'nın 3'üncü bendine göre yargılanacaktı. Çünkü Anayasa'nın ihlal olayı esas kuvvet komutanları tarafından yapılmıştı. Yani arkamızda devletin içinden gelen güç odakları vardı. Zaten Süleyman Demirel ne diyor? "Sen Antalya'da tapu müdürü müydün 11 Eylül'e kadar?" diye soruyor.

12 Eylül'de de aynı şey yapılmıştır. Sokak, devrimci güçlerle faşistler arasındaki kavga dengesinde tutulmuştur. Bu kez daha büyük bir planla, Türkiye daha da ciddi bir siyasal karmaşa içine sürüklenmiş, sonra bir gecede bundan yararlanılarak darbe yapılmıştır. 12 Eylül bağlantılarını bilmiyorum. Ama oyunun daha büyük olduğunu biliyorum. DİSK'in işin içine alındığı bir plan olduğu kanısındayım. Bu anlamda DİSK partisinin falan açıklanması gerekir... Bence bunlar gizli kalmamalı. Daha fazlasını bilmiyorum. Ama 12 Mart'ı çok iyi biliyorum, zaten 12 Eylül'de olacakları ön gördüğüm için yurt dışına çıktım. O kurguyu çok iyi biliyorum, o kurgu içinde yer almak istemedim. 12 Mart'ta tam gelemediler iktidara, çünkü Türkiye'de demokrasiyi savunan önemli güç odakları vardı. Devlet sınıflarının geleneksel bir tavırları vardı, bu tavrı tam olarak kendilerine çevirememişlerdi. 12 Eylül'de bir daha denediler.

Ben hapisten çıktıktan sonra, yaptığımız işin yeniden gözden geçirilmesini, yani özeleştiriye tabi tutulmasını istedim. Son yıllarda, yalnızca faşizme karşı mücadele etmek alanında sıkıştırılmış bir devrimciliğin doğru olmadığı yönünde bir düşüncem vardı. Sözünü ettiğim siyasal kurgu ve olayların aldığı yön, bende ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştı. 1978 yılına değin, politika yapmadım. 1978'de yeniden aktif politikaya başladım. Bugün bu tutumumu hata olarak değerlendiriyorum. Keşke daha ilk hapisten çıktığım 1975'ten öteye, bugün açıkladığım bütün bu gerçekleri açıklayarak olayların üstüne gitseydim daha iyi olurdu. 12 Eylül yaşandıktan sonra bunu daha net olarak gördüm.

1978 yılında, herkes gençlik olaylarının yükseldiğini sanıyordu, oysa gerilim düşmeye başlamıştı. Kahramanmaraş olayları yaşanmış ve hızla bir darbeler sürecine giriliyordu. Bizim çıkışımız o yüzden çok hızlı oldu. Bir anda yeniden kitleselleşmemiz, örgütlenmemiz ve bazı sınıflar ve aydınlar arasında yankı bulmamızın altında yatan sorunları çok duru biçimde anlatışımız oldu. 1980'de bizim bir ağırlığımız olmadı.

80 darbesi, 71 ile şaşırtıcı benzerlikler gösterir. Ekonomik kriz, sokakta çarpışanların dengede tutulması, devalüasyon ve Türkiye'nin tepelenmesi. Ben burada devrimci hareketi suçluyorum: 71'den geçtikten sonra, 80 senaryosunda kendisini kullandırmamalıydı. Denetleyici bir öğe haline gelebilirdi, oyunun bir parçası haline geldi. Bir kez daha.

- 78'de yeniden aktif politika olarak ne yaptınız?

Kuray: - Fazla etkili olduğumuz söylenemez. "Yol" diye bir dergi çıkarıyorduk. 12 Eylül'ü bir yıl önce öngördük. DİSK'i uyardık. Abdullah Baştürk'ün genel başkan oluşunu yeniden gazlanan bir radikal hareketin parçası olarak değerlendiriyorduk. DİSK'in genel kongresine katıldık ve nasıl bir oyuna gelinmekte olduğunu anlattık. Kurguları değiştirecek gücümüz yoktu, yalnızca yazmak ve uyarmakla yetinmek zorunda kaldık. Ben 12 Eylül'den birkaç ay önce yurt dışına çıktım. O sırada arkadaşlarımız bana yönelik ciddi bir saldırıdan kuşkulanıyorlardı. Beşiktaş'taki ofisimiz...

- Ne iş yapıyordunuz Beşiktaş'taki ofiste?

Kuray: - Kolonyacılık yapıyordum! Dikilitaş'taki fabrikada imal edilen Çamlıca kolonyalarını pazarlıyordum. Oldukça da iyiydi işlerimiz. Sonra yurt dışına çıktım. Amacım, yapılacak olan askeri darbeye karşı yurt dışını örgütlemek ve direnmekti. Önce İsveç, sonra Fransa'da yaşadım.

- İsveç'te neler yaptınız?

Kuray: - İsveç'te çok az kaldım. "Sosyalist" adlı bir dergi çıkarıyorduk. Onun bir bürosu vardı. Ama mülteciliğimin büyük bölümü Paris'te geçti.

- Nasıl uyum sağladınız yurt dışına?

Kuray: - Bizim, Avrupa'ya karşı bir direncimiz oldu. Buradaki genel yaşam anlayışına karşı direndik. Bunun faturasını da ağır ödedik. Biz Türkiyeliydik, devrimciydik. Avrupa'ya çıkmıştık ama, bir sürü arkadaşımız içerde kalmış, ölmüştü. Öyleyse biz davayı sürdürmek zorundaydık. Bu anlayış, bizi Avrupa'daki yaşamla ters düşürdü. Biz Avrupa'nın ilticacılar kendisine uydurmak için sunduğu koşulları ve olanakları reddettik. Toplu yaşıyorduk, evlerde yaşıyorduk. Toplu işyerlerinde çalıştık. Bir sürü arkadaşımız, dil kurslarına gitmedi, yabancı dil öğrenmedi. Komün yaşamı sürdürmeye ve Türkiye koşullarında yaşamaya zorunlu hissediyorduk kendimizi. Bu konuda beni suçlayanlar oldu. Avrupa standartlarına göre baktığınız zaman, haklıydılar. Ama biz Avrupa'ya işçi olarak, para kazanmak için gelmemiştik. Devrimciliğimizi artık Türkiye'de sürdüremediğimiz için gelmiştik. Ve o günkü koşullarda doğru yaptığıma inanıyorum. Ama bugünkü kafam olsa, bu zorlamayı yapmazdım. Çünkü faturasını çok ağır ödedim.

- Nasıl ödediniz?

Kuray: - Yıllar sonra, insanlar yavaş yavaş Avrupa koşullarına göre taleplerde bulundular. Bu talepler, bizim yapımızla çatışmaya girdi. Kendi açılarından haklıydılar. Biz insanları orta evlerde tutan, duvarlara afiş astırtan bir adam olduk. Bunu hissettiğim zaman, 1988 yılında, örgütü, yani "Partizan Yolu"nu feshettim. Bu çatışmalar bizi çok hırpaladı. İki amacım vardı bunu yapmakta: Birincisi, Avrupa'daki yaşantımız yıpratıcı bir süreç olmuştu. Avrupa'da bir örgütü Türkiye'deki mantıkla devam ettiremeyeceğimi anlamıştım. İkincisi, çok fazla gruplaşmalar olmuştu. Bir yürüyüşte bile yan yana gelemeyen gruplar.

- Bu örgütler nereden para sağlıyordu?

Kuray: Bize soruyorsanız, biz burada arkadaşlarımızla birlikte uzun yıllar lokanta ve döner dükkanları işlettik. Kollektif işyerleriydi bunlar. Türkiye'de Çamlıca kolonyası, burada dönerci dükkanları. Bu yüzden de suçlandım. "Devrimciler döner dükkanlarında çalıştırılıyorlar" diye.. Genelinde Pigalle'de, tüm Paris'te 10'a yakın dükkanımız vardı.

- Vardı, dediniz. Artık yok mu?

Kuray: Çok az kaldı. Sonradan çoğu çöktü bunların. Sovyetler Birliği neden çöktüyse, ondan çöktü bizim dönericiler de. Kolektif olay, Doğulu insan maddesinde yaratılamadı. Bir hata yaptık aslında. Bu dönerci dükkanlarında çalışanlara hisse vermiş olsaydık, batmazdık. Şimdi yeni işyerleri açacak olsam, hemen hisse veririm çalışanlara. Yani koskoca Sovyetler'deki kolhozlar nasıl yürümediyse, öyle yürümedi bizim dükkanlar. Sonra buralarda çalışan işçi ve memurlar, zaten kendi işyerlerini açtılar ve çok para kazandılar.

Bu kolektif işyerlerinin müdürü gibi olan beni, sonradan, "Sarp Kuray kazanılan paranın büyük bölümünü sanata harcadı" diye suçladılar. Evet, öyle yaptım ve bundan gurur duyuyorum. Bugün Türkiye'de beş yüz bin kişi yürüyorsa, Sivas'ta 35 sanatçı öldürüldü diye yürüyor. Kalıcı olan sanat ve sanatçılardır. Osmanlı gelmeden dervişler gelmiştir sazlarıyla. Tarihsel bir gelenektir bu. Sanatçı hem doğacak dönemin habercisidir, hem de batışın. Sanatçıyı dinlemek gerekir.

- Fransız devletinden hiç yardım aldınız mı?

Kuray: - Hayır, hiç. Tam tersine, Fransızlardan çok tepki gördük. Pigalle'deki dükkanlarımız, tümüyle Fransız polisi tarafından kapatılmıştır. Bölge rüşvetçi bir bölge olduğu için, biz de polise rüşvet vermediğimiz için takımlar ve dükkanları kapatılmışlardır.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1