Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1993

'Dünyanın en geniş caddesi Boğaziçi'dir'

Milliyet · 19 Aralık 1993

SUNUŞ

Abidin Dino, Mecitözü ve Adana sürgünlerinden sonra artık barınamadığı Türkiye'yi 1952 yılında terketti. İstanbul vurgunu ve yedi göbek İstanbullu Abidin, düşlerine giren, burnunda tüten İstanbul'u otuz yıl sonra ilk kez 1991 yazında görebildi.

Bu röportaj, Abidin Dino ile otuz yıllık bir aradan sonra İstanbul'a dönüşünün ardından, İstanbul'a bakışı üzerine yapılmıştır. Arada dünyada yıkılan komünizm üzerine bir anlamlı tümcesini de içerir. Abidin Dino, anılarını anlatan, kolay röportaj alınan bir insan değildi. Bu röportaj yapıldıktan birkaç gün sonra ağır bir ameliyata girmesi kararlaştırıldı. Ve Abidin Dino, röportajı "bir süre" yayınlamamamı istedi benden. İyileşecek, sesi düzelecek ve üzerinde birlikte çalışacaktık. Olmadı. "Dost" Abidin, 7 Aralık sabahı sonsuzluğa kavuştu. Sanatçı Abidin'in "İstanbul vasiyeti" sayılabilecek sözlerini içeren bu röportajın, Abidin Dino'ya son bir selam olarak, artık Türk kamuoyuna mal edilmesi gerektiğine inanıyorum.

M. S.

PARİS'in on dördüncü bucağında bir apartman. Belediyenin sosyal konutlarından. Dokuzuncu katta, minik, ama dubleks ve Fransa'nın hatırı sayılan sanatçılarına ya da "konuk sanatçılarına" ucuz kira ile verilen, ışıklar kenti Paris'i kuşbakışı kucaklayan bir daire. Güzin ile Abidin'in evi. Türkiye'den gelen lokumların, badem ezmelerinin ikram edildiği, duvarların Abidin resimleri, yerlerin Türk kilimleri kaplı olduğu ve Türkiye'den gelen dostların Türk sahillerinden getirdiği çakıl taşlarının, değerli birer biblo gibi sergilendiği yurt köşesi.

Abidin, her zamanki şıklığı ve zarafetiyle masa başındaki el işi tahta koltuğunda oturuyor. Yanında ve üstünde Güzin'in dikkatli, sevecen gözleri.

- Abidin, otuz yıl sonra İstanbul'a dönüşten ne kaldı geriye:

Dino: - İstanbul'un tadı damağımda kaldı. O tat da bana yeter.

- Hangi duygularla gittiniz İstanbul'a ve hangi duygularla döndünüz?

Dino: - Hasretle gittim ve hasretle döndüm. Belki benim için İstanbul, yapılardan ve coğrafyadan fazla, insanların kendisi. Bana kimseleri göremeyeceksin, bulamayacaksın demişlerdi. Oysa sevdiğim İstanbul'u, olduğu gibi buldum. İnsanlar orada. İnsanlar dediğim zaman, yalnız tanıdıklarımdan söz etmiyorum. Tabii eski dostları tekrar bulmak müthiş bir sevinç. Fakat bir de tanımadığım dostlar var. Sokakta rastladığım, kahvede rastladığım, bir takside rastladığım dostlar. Herhangi bir lokantada rastladığım insanlar da var. Bunlar, bıraktığım İstanbul'daki insanların tıpkısı. Fazla bir değişiklik yok. Belki şöyle bir şey söylenebilir: Anadolu insanı, çok daha kalabalık artık İstanbul'da. Ama ben Anadolu insanını zaten seviyordum Anadolu'da. Onları İstanbul'da görmek de aynı sevginin bir devamı.

- Bıraktığım gibi buldum insanları demiştiniz. Nasıl bırakmıştınız insanları? İyiler miydi, hoşlar mıydı hepsi? Çünkü siz az çile çekmediniz Türkiye'de. Size acı çektirenler de insanlar değil miydi?

Dino: - Anımsadığım insanların hepsi iyi. İyi olmayanları zaten unutuyorum çabucak.

- Size garip gelmiyor mu, insanların bunca iyi olduğu ülkemizde her şeyin pek o kadar iyi olmaması? İnsanlar da belki temelinde sizin dediğiniz kadar iyi değiller...

KOMÜNİZM ÖLDÜ MÜ?

Dino: - Galiba bu bütün dünyaya özgü bir nitelik. Bu durumun yalnız Türkiye'ye özgü bir kabahat olduğu söylenemez. Yaşadığımız günlere bakın. Hele ağustos ayında yaşananların yaşandığı 1991 yılının ne kadar acayip bir yıl olduğunu görüyoruz. Bu geçen günleri iki şekilde yaşamak mümkün. Bir tanesi, bunun büyük bir dram olduğunu bilmek ve o dramı, dramatik bir yorumla karşılamak. Bir tanesi de Nasreddin Hoca yöntemini uygulamak. Yani her şeye rağmen, bütün acılara rağmen gülmesini bilmek. Hiç değilse gülümsemesini... Bende eski bir huydur. Ameliyata giderim, yahut da ameliyattan yeni çıkarım, gülmeye çalışırım. Bu kişisel bir özellik. Ama galiba toplumun içinde de aynı tepkiyi göstermeye çalışırım oldum olası. Böylelikle pek yaşlı bir çehre sergilemedim hiç.

Üstelik garip şeyler oluyor yeryüzünde. Örneğin, komünizmi ölmüş sayıyorlar bütün dünyada. Oysa tabut, bence boş. Tabutta kimse yok. Boş bir tabuttan söz ediliyor. Bir şeyin ölmesi için önce var olmuş olması gerekir. Var olmamışsa, zaten ölmesine imkan yok. Neyse, bu konu o kadar çapraşık ve zor bir konu ki, bunu iki - üç sözcükle özetlemek çok zor.

İstanbul'a gelince, otuz yıl sonra geriye dönüşümden bana imgeler kaldı. Ressam olduğum için her şeyden önce imgeler kaldı. Bazıları sevinçli, bazıları daha az sevinçli, hatta acı diyebilirim.

SANDALCI KÜREKLERİ

- Birkaç örnek verebilir misiniz?

Dino: - İsterseniz acılardan başlayalım. Örneğin size garip gelecek, daha başka dertler yokmuş gibi, ama küreklerin değişmesine çok üzüldüm.

- Hangi küreklerin?

Dino: - Sandalcı küreklerinin... (Gülüşmeler.) Ne gibi diyeceksiniz? Tabii galiba sizin yaşınız müsait değil gerçek küreklerin nasıl olduğunu bilmek için. Tutunma yerinin hemen yanında lobut gibi bir şişkinlik vardır gerçek küreklerin. O şişkinlikten sonra kürek incelir ve müthiş bir denge içinde kürek çekilir. Şimdi bütün kürekler dümdüz. Felaket.

- Ben sizin dediğiniz eskileri anımsıyorum, yenilerini farketmemişim!

Dino: - İkinci acı: Sandallar müthiş azalmış. Üç: Kayıkhaneler tıkanmış. Oda haline sokulmuşlar. Kayıkhaneler çok az kalmış. Birçok evin kayıkhanesi kalkmış ortadan. Sahipleri yer kazanmak istiyor anlaşılan, ya da denizden gelecek bir tehlike falan sezinliyorlar herhalde kendilerine. (Gülüşmeler.) O yüzden birçok kayıkhane kapalı. Bu ne demek? Bence, bu bir deniz uygarlığı olduğumuzu unuttuk demek. İstanbul kentinde denizle çevrili olduğumuzu unuttuk. İstanbul'u terkettiğim yıllarda henüz bunu biliyorduk.

Dünyanın en geniş caddesi, Champs Elysees'nin yüz misli, bin misli geniş caddesi İstanbul'dadır ve Boğaziçi'dir. Sırtımızı çevirdik o muazzam caddeye, otomobillerle daracık yollarda gidip geliyoruz. Boğaz'ın bütün anlamı, sudan kenti seyretmektir. Oysa vapurlar azalmış, denizle ilgili insanlar azalmış. Zaten denize girmek de maalesef doğru nedenlerle çok zor ve sağlığa zararlı olmuş.

YARIN: İSTANBUL'UN SIRTI DENİZE DÖNÜK

[Fotoğraf altyazısı: Abidin Dino arkadaşımız Mine G.Saulnier ile birlikte.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1