Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1993

'Sırtını denize dönmüş İstanbul'

Milliyet · 20 Aralık 1993

ESKİ dostları tekrar bulmaktan müthiş sevinç duyduğunu söyleyen Abidin Dino, İstanbul'daki insanları yapılardan ve coğrafyadan daha önde tutuyor. Özlemini duyduğu aslında tanıdığı ve tanımadığı tüm insanlar. O nedenle ben üstüne gidiyorum:

- Belki de o sevdiğiniz Anadolu insanları yüzünden azalmıştır denize ilgi ve Boğaz'ın işlevini bilen insanların sayısı?

Dino - Emin değilim. Öyle de olsa, öğretmemiz gerekirdi bu insanlara denizi. Vapurları azaltan Anadolu insanı değil. O işi idare eden kimseler. Yüz bin kişi de kalmış olsak gerçek İstanbul'lu, o yüz bin kişinin deniz kültürünü sürdürmesi ve sahip çıkması gerekirdi denize dönük yaşama. Bunun yanısıra iyi şeylerden de söz edeyim biraz. Birçok yalı onarılmış. Tabii arada hangilerinin yandığını çok iyi biliyorum. Hatta hayatımda bir yapı için ağladığımı pek az anımsıyorum. Hasip Paşa Yalısı yandığı sırada, fotoğrafını görmüştüm Paris'te aldığım Türk gazetelerinde. Ağladım. O yalı, on sekizinci yüzyıldan kalmış olmasına karşın, dünyanın mimari şaheserlerinden bir tanesiydi. İçini dışını çok iyi bilirdim.

Bazı yalılar tamir edilmiş, onarılmış ve büyük bir çaba göstererek eski halleri sürdürülüyor. Fakat buna karşılık, Türk mimarisinin en büyük sivil yapısı, Köprülü Yalısı çürüyüp suya düşmek üzere. Yani elimde olsa, tek başıma sokaklara dökülüp Köprülü Yalısı'nı kurtaralım diye bar bar bağırabilirdim. Ve etrafımdaki herkese bunu söylemeye, anlatmaya çalıştım. Bir taraftan olur olmaz şeylere sarfedilen milyarları düşünüyorum. Bir taraftan bütün dünya mimari şaheserlerinden bir tanesinin yok olmak üzere olduğunu söylemek zorunluluğunu duyuyorum. Belki bu röportaj buna yardımcı olur. Bence Köprülü Yalısı'nın kurtarılması, bütün yapılan işlerden daha önemli. Herhalde bir helikopter parasına bütün Köprülü Yalısı kurtarılabilir.

- Hangi tür bir helikopterin parasına Abidin?

Dino - (Gülümsüyor Abidin:) Herhangi tür bir helikopterin parasına...

BOĞAZ'IN SAHİBİ İSTANBUL

- Boğaz'ı çok seviyorsunuz değil mi?

Dino - Evet. O Boğaz'ın sahibi İstanbul, büyük bir deniz yoksulu gibi yaşıyor. Vapurlar azalmış. Yok gibiler. Sırtını denize dönmüş İstanbul.

- Peki yeni deniz otobüslerini nasıl buluyorsunuz? Onlar suda gelip gidiyor ama, suya değmiyorlar galiba...

Dino - Ama adaya çabuk gitmek çok büyük bir kabahat değil. O kabahati ben de işledim ve sevinçle işledim. Doğrusu Büyükada'ya bir an önce kavuşmak çok da çirkin bir şey değil. Ama İstanbul'da daha uzun süre kalacak olsaydım, mutlaka eski vapurlardan birine binmek, çayımı yudumlayarak yanımdakilerle konuşmak isterdim. Deniz otobüslerinde, insanın yanındakilerle konuşacak zamanı olmuyor. Göz açıp kapayıncaya kadar Büyükada'da buluyorsunuz kendinizi.

Haliç'i göremedim. Sultanahmet'i hayal meyal gördüm, Süleymaniye'yi göremedim bu yolculuğumda. Beyazıt Camii'ni görmedim, Çınarlı kahveye gidemedim. Görmediklerimi sayacak olsam, gazetenizin sütunları dolar. Demek istiyorum ki, otuz yıl aradan sonra bu kısacık bir ayda İstanbul'a tümüyle kavuştum sayılmaz. Ama şunu söyleyebilirim ki, Bebek'ten Kavaklar'a kadar yol, Cote D'Azur'deki yollardan daha temiz. Herkes bunu söylediğim vakit, gözlerini açıyor sizin gibi. Fakat bu doğru. Demek ki oralarda birisi bu işi üstlenmiş ve başarmış. Demek ki mümkün. İstanbul'un başka köşelerine de aynı enerji harcansa, aynı çaba gösterilse, şehir temizlenir, azalan ve bütün dünyada azalan çalışma imkanları, sorunun çözümünü kolaylaştırmıyor.

Görüyorsunuz Fransa'da bile pek çok fabrika, işçilerini kapı dışarı ediyor. Bir yandan yeni teknolojilerin daha az el emeğine ihtiyaç duyması, diğer yandan bir takım krizlerin henüz çözülememesi, sosyal dengesizliklerin düzeltilmesini engelliyor.

İstanbul'u şimdiye dek yöneten insanlar, İstanbul'u hep başka kentlere benzetmek gayreti içinde göründüler. Oysa bu bence gerekli değil. Elbette başka şehirlerin temizliğine özenmek doğru bir şey. Trafik sorununu çözmüş şehirlerin bu sorunu nasıl çözdüklerine bakmak da doğru. Sağlık sorunlarını çözmüş şehirlere de bakmak gerek elbet.

Ama bütün yabancıların, turist dediğimiz acaip yaratıkların, hatta bizlerin İstanbul'da sevdiğimiz şey, şehrimizin başka şehirlere benzememesi. Şehrimizin özelliği, yaşantı özelliği, yapısal, mimari özelliği dolayısıyla benzememesi. Silüetinin bozulmamasını istiyoruz. Oysa ne yapıyor kimi yöneticiler? Şehrin göbeğine, en olmayacak yerlere gökdelenler dikiyorlar. Bu kabahati, tarihi olan başka kentler de yaptı. Fakat çabucak önü alındı. Örneğin Paris'te, Montparnasse Kulesi yapıldıktan sonra büyük bir gürültü koptu. O tarihten itibaren gökdelenlere kentin ancak dış mahallelerinde yükselme izni verildi. 1960'lı yıllarda saptandı bu politika.

Bir aralık İtalya'nın Floransa kentinde bir gökdelen yapmaya kalkıştılar. Floransa halkı sokaklara döküldü ve engel oldu. Gökdelen yapılmadı. Londra'da, Hyde Park'ın yanında bir gökdelen yapıldı, fakat ondan sonra yükselen protesto sesleri sayesinde, ikinci bir gökdelen yapılamadı. Bu gökdelen hikayesini, elbette İstanbul'un kenarında, dış mahallelerinde gerçekleştirmek mümkün. Kentin dış mahallelerinde varsın bir de New York kurulsun. Ancak, tarihi kentin silüetini bozmamak, göbeğine dokunmamak koşuluyla olmalı bu.

YARIN: POLİTİKA ÜZERİNE

[Fotoğraf altyazısı: Abidin Dino, küreklerini beğendiği bir kayık içinde Boğaz sularında]

[Fotoğraf altyazısı: Sanatçımız, eşi Güzin Dino ile birlikte Boğaz'daki bir lokantada]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1