Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1994

Sosyal demokrasinin yeni görevi

Milliyet · 12 Şubat 1994

FRANSIZ Le Nouvel Observateur dergisi son sayısında, Fransız Sosyalist Partisi lideri Michel Rocard ile yaptığı bir söyleşiyi yayınladı. Bu röportaj, derginin bir gün içinde yok satmasına yol açtı. Sosyalist liderden, Fransız siyasal yaşamının güncel sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamasını isteyen Observateur'e verdiği yanıtlarda Rocard "Sosyal demokrasi" kavramının artık geçerliğini yitirdiğine ilişkin görüşlere katılmadığını ve özellikle Avrupa sosyal demokratlarının önünde açık bir eylem alanı bulunduğunu ifade etti.

Fransız sosyalist lider ile Nouvel Observateur arasındaki söyleşi söyle:

Soru - Devletin gücünün artırılmasından yana olduğunuzu mu söylemek istiyorsunuz?

Rocard - Devletin otoritesi, devlet, yararlı ve soylu tavrını, egemenliğini kullanımda aşırıya kaçmadan gösterdiği sürece kesinlikle gereklidir. Çünkü, sosyalizm, rekabetin başlıca öge olduğu ekonomi evreninde devlete başka bir tanım bulamadı. Öyleyse, kapitalizmi yeniden nasıl düşüneceğiz, yani pazar ekonomisini hangi koşullar altında ve sosyal bir düzensizliğe neden olmadan işleteceğiz? Hangi kurallara, hangi sınırlara ve ölçülere bağlayacağız?

Soru - Bu konuda sizin önerileriniz nelerdir?

Rocard - Sanırım yarın kesinlikle uygulanması gerekecek yeni bir toplum biçimini denemek için en uygun yer Batı Avrupa ve en iyi siyasal araç sosyal demokrasidir.

Soru - Fakat Avrupa zayıfladı, sosyal demokrasi zaman aşımına uğramadı mı?

Rocard - Hayır. Bu model tam tersine gerçek bir evrim içinde bulunuyor. Özellikle Avrupa'da sosyal demokrat yöneticiler model üzerine düşünceler üretiyorlar. Zaten Avrupa'nın ayrıcalığını yapan nedir? Başka hiçbir kıtada olmayan bir sosyal sigorta ve koruma sistemini, yurttaşlarına sağlamak. Ne Kuzey Amerika, ne Avustralya ne de Japonya böyle bir sosyal korumayı becerebilmiştir. Avrupa kimliğini şöyle tanımlayabiliriz: İnsan hakları, yüksek yaşam standardı ve sosyal sigorta. Bu üçlüyü yaratan ve savunan bir tek biz Avrupalılar varız.

SOSYAL HAKLARI SAVUNMA

Soru - İyi güzel de bu sistemi hala kurtarabilir miyiz?

Rocard - Yüksek bir sosyal koruma düzeyini, sosyal haklarda "ucuzluk" yapan ülkelere karşı savunabilmek, yönetimde kararlılık ve aynı zamanda esneklik gerektiriyor. Hatta belki de sizi şaşırtacağım. Bugüne kadar elde edilmiş bazı sosyal hakları yeniden gözden geçirmemiz gerekebilir. Çünkü önemli olan, kurtarmak ve sosyal adalet ile sanayi ya da ticari mekanizmanın etkinliğini bağdaştırmaktır. İşte bugün Alman sosyal demokratları buna kafa yoruyorlar. Tabii biz de öyle.

Soru - Dünyanın yeni düzeniyle ilgili görüşleriniz ne?

Rocard - Dünya yetmiş yıldır komünizm ile özgür dünya arasında süregelen bir savaştan çıkıyor. Savaşı özgür dünya safları kazandı. Çünkü bu safta, demokrasinin gerçek anlamını kavrayanlar ve güçlerin en büyüğünü […]. Bu zaferin bir bedeli var: […] değil. Oysa bu yarım bir gerçek. Fakat savaşımda fazla ileri gidildi. Her şey devlettir kavramı tehlikeli olduğuna göre, özgürlüğü temsil eden pazar ekonomisinin güçleri bize gelişmeyi sağlayacaktır farzedildi. Oysa bu simetrik bir yanılgıdır. Pazar ekonomisi sosyal dengelerden sorumlu değildir. Pazar ekonomisi merkeziyetçiliğe karşı yönelen doğal eğilimi engelleyecek hiçbir yaptırıma sahip değildir. Ve bu durum, zenginlerin daha çok zenginleşmesine ve firmaların daha merkeziyetçi olmasına yol açar.

Pazar ekonomisine, belli bir özgürlük için elbette ihtiyacımız var. Ancak bu ekonomi biçimini hem korumak, hem de sınırlarını belirlemek zorundayız. Çünkü sosyal eşitsizlikle mücadelenin yolu pazar ekonomisinden değil, koyulan kurallardan geçer. Herkese şans eşitliği, çevre koruma, eğitim, temel araştırmaya yol açabilmek, sosyal sigortayı ve halkın sağlığını korumak, pazar ekonomisine yüzde yüz açık kart vererek yapılabilecek işlemler.

ABD ile İngiltere'ye bakınız: Vahşi bir pazar ekonomisinin savunmasını fazlasıyla ileri götüren bu ülkeler, bugün kendi varlıklarını zayıflatan bir sosyal çelişkinin içine düştüler.

Soru - Yani devletin rolünü pazar ekonomisi içinde güçlendirmeyi savunuyorsunuz?

Rocard - Evet, devlet kavramı yeniden tanımlanıp güçlendirilmelidir. Çünkü devletin gücüne karşı aşırı savaşmakla, önemli davalarda etkisiz kalıyoruz. Örneğin uyuşturucudan gelen kara paranın aklanmasıyla mücadelede olduğu gibi. Sosyal uyumu sağlayacak ve sorumluluklarını uygulayabilecek bir kamu gücüne ihtiyacımız var. Sorun basit, ama önemli. Daha az merkeziyetçi, daha az bürokratik, farklara daha çok yer veren yeni bir devlet tanımlamamız gerekiyor. Günümüzün en büyük sorunu, yarınki toplumun anahtarı budur. Monetarist olmayan yeni Keynes nerede? Kim açacak bu yolu? Önemli bir yol ayrımındayız. Çünkü kapitalizm bize yeniden gelişmeyi getirmiyor. Bu durum, toplumlarımızın istikrarının, sosyal uyumun ve Üçüncü Dünya'nın gelişme şansının sonu demektir. İşte en büyük görevimiz bu: Sosyal demokrasiyi yeniden tanımlamak.

BOSNA SORUNU

Soru - Peki Bosna sorunu?

Rocard - İnsan utandığı zaman ya da sorumlu bir görevde bulunmadığında, sessiz kalmak ya da beklemek hakkına sahiptir. Ancak sorumlu görevde bulunan kişilerin bu hakkı yoktur. Kan içinde parampara olmuş çocuk cesetlerine karşı tepkisiz kalınamaz. İktidar sahipleri bu savaşa son vermek için riski göze alıp, o topraklara girmek gerektiğini biliyorlar. Bu mümkün müdür? Sanırım evet. Ama böyle bir müdahaleye girişmeden önce, bir yandan kamuoyunu, diğer yandan müttefiklerimizi razı etmeliyiz. Can sıkıcı, ama gerekli bir girişim bu. Eğer siyasal bir misyona inanıyorsanız, uzlaşma yapmak zorundasınız. Uzlaşma, gizlice anlaşmak anlamına gelmez. Uzlaşma yapmakta utandırıcı bir öge yoktur. Bir politikacı için utanç ve onursuzluk, sessiz kalmak ve yalandır. Diğerlerinin görüşlerini, sıkıntılarını ve çekincelerini göz önüne almak değil.

Soru - Bosna'da daha erken ve daha başka türlü davranılabilir miydi?

Rocard - Evet. Fakat uyuşmazlıkları yalnızca demokrasi şiddetten başka yöntemlerle çözebiliyor. Oysa bu bölgedeki toplumların hiçbir demokrasi deneyimi yok. Söz konusu topraklar oldum olası İslam ile Hıristiyanlığın, Ortodoksluk ile Roma Katolikliğinin arasındaki sınır belirlemelerine sahne olmuş. İtiraf etmeliyim ki konu hakkındaki en doğru görüşü zamanında ben değil François Mitterrand belirtmiş. Bunu şimdi anlıyoruz. Mitterrand, başlangıçta uluslararası siyasal gücün, Yugoslavya'nın çok ırklı bir federasyon halinde kalması için çaba harcamasını savunmuştu. Bu başarılamadığı için sınırları değil, etnik grupların tanımak zorunda kaldık! Olayda beni en çok şaşırtan, "laiklik" kavramının önemi. Bosna, laik devletin ne olduğunu bilmediği için kan revan içinde kaldı.

MICHEL ROCARD KİMDİR?

Fransız siyaset sahnesinin en gözde kişilerinden biri olan 63 yaşındaki Michel Rocard son milletvekili seçiminde yenilgiye uğradı. Bununla birlikte kendisine yöneltilen çeşitli sorulara "Sosyalist Parti'nin 1995 cumhurbaşkanı adayı olmayı sürdürdüğü" karşılığını veriyor. Üniversite yıllarında siyasete atılan Rocard, daha sonra özellikle "teorik ve akademik nitelikte"ki, küçük "Birleşik Sosyalist Parti"ye (PSU) girdi ve ünlü eski radikal başkanlarından Pierre Mendes France ile birlikte çalıştı. Özyönetim konusu üstünde bir süre ısrarla duran Rocard daha sonra partiyi de yönetti. 1981 ve 1988 yıllarında düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalist Parti adaylığından François Mitterrand lehine çekilen Michel Rocard, iki kez bakanlık yaptıktan sonra nihayet 1988'de Başbakanlık görevine atandı. Cumhurbaşkanı ile ilişkilerinin "zor" olduğu söylenen Rocard, yaklaşık 3 yıl bu görevde kaldıktan sonra koltuğunu Fransa'nın ilk kadın Başbakanı Edith Cresson'a devretti. Kendisi şimdilerde, 1995 yılında düzenlenmesi gereken cumhurbaşkanı seçimine Sosyalist Parti adayı olarak katılmak kararında.

[Fotoğraf altyazısı: Fransız Sosyalist Partisi Lideri Michel Rocard]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1