Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1994

Dürüst gazetecinin çaresizliği

Milliyet · 26 Mart 1994

OBJEKTİF ve dürüst gazetecilik yapma olanağı bulamayınca ülkesini terketmek sorunda kalan ve şimdi Fransa'da mutsuz bir yaşam içinde bulunan Cezayirli meslektaşım ve hemcinsimin anlattıkları gerçekten ibret vericiydi:

"Belediye seçimlerindeki zaferlerini kutlamak için FIS, Kuba Camii çevresinde dev bir gösteri tertipledi. Gözlerine rastık çekili, çember sakallı, ak libaslı binlerce, binlerce militan, Abbasi Madani ile namaz kılmaya, dua etmeye gelmişlerdi. Birkaç yabancı gazeteci hemcinsimle birlikte, olayı izleyen tek Cezayirli kadın gazeteciydim. Basına ayrılmış, ama halkın ortasındaki bir yerde duruyorduk. FIS'in düzen milisleri, kadın gazetecilere birer çarşaf verip giymelerini istediler. Yabancı meslektaşlarım, gülerek giyindiler çarşafları. Ama Cezayirli ve Müslüman olan benim için bu çarşafı giymeyi kabul etmek, onların üniformasını kabul etmek demekti. Gösteriyi kaçırmak pahasına yerimden ayrıldım, bir yerlerden başörtüsü bulup, "iğreti" bir orta yol ile gazetecilik görevimi yerine getirmeye çalıştım.

1991 Haziran ayında, devlete isyana dönüşen genel grev olayları yaşandı. FIS partisinin tüm liderleri tutuklandı, başbakan düştü ve ikinci olağanüstü hal ilan edildi. FIS'i silahlı mücadeleye itme yolunda önemli bir adım atıldığı ve bu köşeye sıkıştırmanın büyük bir patlamaya yol açacağı inancını taşıyordum.

Yeni seçilen başbakanla birlikte, hükümetlerle gelip hükümetlerle giden basın geleneğimiz gereği, bizim yazı işleri müdürü le değişmişti tabii. Gazetemizde, genel seçimlerin yapılacağı, üstelik dürüst ve temiz yapılacağı ilan ediliyordu. Ancak biz yazı işleri kadrosu olarak, oyların üçte birini FIS'in, üçte birini Cezayir askeri rejim yanlılarının, üçte birini ise demokrat ve bağımsızların alacağına inanmakla yükümlüydük. İktidar kurmaylarının bu körlüğü, yalnız sokağa kulak vermek, ya da çevresine bakmakla anlaşılıyordu. Hükümet yanlısı gazetemden istifa ettim.

TERÖR BOY ATIYOR

Birkaç arkadaş, batmakta olan bir gazete ile anlaştık. Belki tutar diye bir deneme yapmak üzere ilk sayfasından son sayfasına bizim hazırladığımız bir haftalık yayın çıkarmaya başladık. Devletin mekanizmalarından uzak, tanıklığı ve yansızlığı yalnız gazetecilik ahlakı için değil, ülkenin geleceğini belirleyici özellik taşıyan bir ürün yarattığımızın bilincindeydik. Malzeme müthişti. Genel seçimler aynı günlerde iptal edildi, Şadlı Bincedid istifa zorunda kaldı, Muhammed Budiaf geri döndü, İslamcılar yüzlerce kişilik gruplar halinde tutuklanmaya başlandılar, olağanüstü hal bölgeleri ilan edildi, güvenlik kampları kuruldu, FIS yasa dışı ilan edildi, camiler savaşı başladı, Budiaf öldürüldü, terörizm bütün şiddetiyle boy atıyordu.

Bu trajedilerin üst üste gelmesi, tuhaf bir aykırılıkla, biz bir avuç gazeteci için muhteşem bir basın özgürlüğü deneyimi oldu. Dar çerçeveye sıkışan belli bir görüşün hizmetinde değildik, ilk kez olarak gözümüzün önünde yazılan tarihin tanıklığını yapıyorduk. Yazılan tarih ise, siyasal İslamiyetçiliğin, FIS partisinin yükselişiydi.

FIS kapandıktan sonra, bu partinin kapatılmasıyla İslami hareketin bitmediğini yazdığımız için, kurulan güvenlik kamplarının saçmalığını, rejimin tutumunun bu parti tabanını ancak güçlendirmeye yaradığını, önemli olanın FIS parti liderlerinin aklından geçenlerin değil, tabanın ne düşündüğünü söylediğimiz için çok geçmeden FIS yandaşı damgasını yedik. Ve meslektaşlarımızın sert hücumlarına maruz kaldık. Profesyonel bir yaklaşım içinde birleşen ekibimizle birlikte 9 ay dayandık. Gerçek gazeteciliğin, hiçbir dayanak olmadan yapılabildiğini anlamıştık.

HÜKÜMET GAZETESİ

92 yılında gazetemiz, resmi olarak borçlarını ödemediği gerekçesiyle kapatıldı. "Görüş" adlı bir hükümet gazetesinde çalışmaya başladım. Resmi ilanlarla yaşayan gazetede, sansür bir bıçak gibi kesiyordu haberleri. Her gün insanlar, gazeteciler, doktorlar, aydınlar öldürülüyor ve biz olayları ajans haberi gibi birkaç kelimeyle verebiliyorduk. Bu günlerde korkunç bir katliama neden olan havaalanı suikastini gazeteci olarak izledim. Halkı paniğe düşürmemek isteyen hükümet, bir yığın insanı suçlu diye tutuklamış, "suçlular bulundu" diyebilmek için bilet keser gibi ölüm cezaları kesiyordu.

Mahkemeye çıkarılan tüm zanlıların tümü, işkence gördüklerini, suçsuz olduklarını ve işkence sonucu suç kabullendiklerini bağırıyor, kimse kulak asmıyordu. Rejimin görevlendirdiği avukatlar, sanki müvekkillerini ölüme göndermek emri almışlardı. Adamlar, suçları kanıtlanmadan, kamuoyunun bir bölümünde ve resmi basında mahkum edilmişlerdi. Bu koşullar altında gazetecilik yapamayacağım inancıyla, önce "El Hak", ardından "Ulus" adlı yayınlara geçtim.

Bu gazeteler, haberden çok yoruma dayanıyorlardı. Diyalog kurulmasını savunuyor, şiddet ortamında insan haklarını savunmak cesaretini az da olsa gösterebiliyorlardı. Onlar için çalışırken, ölüm cezasına karşı, yaşam hakkı ve farklılığa tahammül edilmesi gerektiğini savunan yazılar yazdım. Ve bu arada, özgün kişilikli bir feministle tanıştım. Salima Ghejali adlı bu feminist, korkuya ve kin duygusuna karşı direniyor ve: "Bugün cephe seçimi yapmak, kurbanlarının niteliğini tayin etmekten ibarettir" diyebiliyordu.

Evet, bugün Cezayirli gazetecilerden, cephelerini seçmeleri isteniyor. Objektif olmaları değil, özellikle siyasal ve toplumsal sorunlar kan banyosunda boğulmaya başladıktan beri.

Artık Paris'te bir sığınmacıyım ben. Kim için, ne için yazacağımı bilmiyorum. Bundan böyle yansız, objektif bir gazeteci olmam da beklenemez zaten. Gazeteci olan kocam, Avrupa kökenli olduğu için ölüme mahkum. Onu kurtarmak için kaçtık. Kim için acı çekeceğimi, hangi yakınım için korkudan titreyeceğimi şaşırdım. Çarşaf giymeyi reddeden ve Cezayir'de kalan kızkardeşlerim için mi? FIS'in cephesinde savaşmayı seçen yeğenlerim için mi?

Yoksa sürgüne gelen ve vatansız, işsiz, amaçsız bir sürüngen yaşamına başlayan eşim ve kendim için mi?

[Fotoğraf altyazısı: Cezayir'de hemen her cuma namazından sonra olay çıkıyor. Asker ve polis de her defasında yüzlerce insanı gözaltına alıyor.] [Fotoğraf altyazısı: Cezayir'de İslami Selamet Partisi başarı kazanmaya başlayınca silahlı kuvvetler müdahele etmişti. Daha önce aşırı dincilerin baskısı altında bulunan gazeteciler bu defa kışlaya dönen sokaklarda itilip kakılıyorlar.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1