Fransa'yı mahkum eden Türk
Milliyet · 23 Mayıs 1994
RESMİ tarih, onlara "HIV pozitif" diyor. Kanlarında en geç 12 yıl içerisinde uyanacak ve bedenlerini hızla ölüme taşıyacak AIDS virüsü var. AIDS virüsü, çoğunlukla ortak kullanılan iğneler ve damardan verilen uyuşturucu ya da cinsel ilişki yoluyla bulaşıyor. Ancak eşcinsel, çok eşli ya da uyuşturucu bağımlısı olmayan AIDS kurbanları da var. Onlar hemofili ya da kan hastası diye anılıyorlar. Fransa'da bin 200 kan hastası, devlet hastanelerinde kendilerine verilen kanda AIDS virüsü olduğu için bu hastalığın pençesine düştü. Bugüne kadar bu AIDS kurbanlarının 400'ü yaşamını yitirdi. İçinde AIDS virüsü olduğunu bile bile doktorlar, Fransız basınının da yoğun çabaları sayesinde mahkum oldu. Fransız devleti de maddi ve manevi tazminat cezasına çarptırıldı. Milliyet, bin 200 AIDS kurbanı içinde bulunan Türklerin acı öykülerini kendi ağızlarından dinledi.
ONUN gerçek adını sormayın. Aramayın. Mahkeme dosyası, adresi, gerçek kimliğini bizde saklı. A.D. Milliyet'i evinde kabul etti.
Sağlık dolu görünüyordu, genç ve yakışıklıydı. Onun ellerini görüntüledik. Çaresizliğin avuçlarıydı bunlar.
Avukat Blanc'nın dosyasında, Türk işçisi A.D. kan yoluyla kendisine bulaşan AIDS hastalığının üçüncü aşamasını yaşıyor. Hastalığın dördüncü ve son aşamasına geçilen dönemin sınırı, virüsün kana bulaştığı andan itibaren en uzun on iki yıl olarak belirlenmiş bulunuyor. A.D. 10 yıldan beri virüsü kanında taşıyor.
"18 yaşımda geldim Fransa'ya. Doğuştan kan hastasıyım. Burada iyi tedavi ediliyordum. Aşağı yukarı normal bir yaşam sürmeye başlamıştım. Evlendim, dört çocuğum oldu. Kan hastalığım için hastaneye gidiş gelişlerimden birinde, tam olarak 13 Kasım 1987 günü, bana 'HIV pozitifsin' dediler. Oysa virüsü 1984 yılında […]. Hastane, 1985 yılından itibaren yaptığı kontrollerde hastalığı kaptığımı biliyormuş, ama mahkemeye veririz diye ben ve benim gibi kan nakli yoluyla AIDS virüsü alanlardan durumlarını tam 2 yıl boyunca gizlemişler.
Fransa'daki AIDS'li kan nakli kurbanları bir dernek kurarak örgütlendiler. Hükümeti ve kan bankası sorumlularını mahkemeye verdik. Fransız devleti şu anda bana, karıma ve çocuklarıma 1 milyon 134 bin 500 Fransız Frangı (yaklaşık 7 milyar TL) tazminat ödedi.
Ama neye yarar? AIDS'in son aşamasına en çok 2 yılım kaldığı söyleniyor. İki yıla kadar bir ilaç bulunacak mı? Belki yenerim diye düşünüyorum zaman zaman. Şu anda, yalnızca karımın ve çocuklarımın geleceğini garanti altına almaya çalışıyorum. Şanslıyım aslında, çünkü Türkiye'de AIDS virüsü kapan hastaların bazı doktorlar tarafından tedavi edilmediğini öğrendim. Hatta AIDS'li diye bir vatandaşın evinin önüne kireç dökmüşler. Oysa benim karım, beni yalnız bırakmadı mücadelemde. Bizden hastalığı gizledikleri iki yıl içerisinde Tanrı onu korudu, hastalık ne ona, ne de çocuklarıma bulaştı."
PA RİS barosu avukatı Jean Alain Blanc, A.D.'den başka bir Türk ailesinin ve daha pek çok AIDS kurbanı kan hastası Fransız'ın davasını kazanan bir hukuk şampiyonu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde A.D. için dava açan Blanc'la Paris'teki bürosunda görüştük.
"Tespit ettirip kanıtladığımız gibi, Fransız devleti, müvekkilim A.D.'nin uğradığı yaşamsal zararı kabul edip tazminat ödemekte, yaklaşık iki yıl gecikmiş bulunuyor. Bu, insan hakları anlaşmasının 6. maddesine aykırı bir durum. Şimdi İnsan Hakları Mahkemesi'nden, Fransız hükümetini bu gecikme dolayısıyla 350 bin Franklık (yaklaşık 1.8 milyar lira) bir ek cezaya çarptırmasını talep ediyoruz ve kazanacağımız aşağı yukarı kesinleşti.
Avukat Jean Alain Blanc, Fransa'da yalnız A.D. değil, bir başka Türk işçi ailesinin de bulaşık kan davası kurbanı olduğunu açıkladı. Z.K. olarak adlandıracağımız ailenin dramı daha bir başka. Z.K.'nın üç çocuğundan ikisi kan hastası ve onlara da virüslü kan yoluyla AIDS virüsü bulaşmış bulunuyor.
10 ve 12 yaşlarındaki iki Türk çocuğu, hastalığın son aşamasındalar. Yürek dayanılmaz bir acıyı yaşayan Türk ailesi Z.K. ve eşi, yavruları yavaş yavaş ölüme yaklaşırken "yarayı deşen" bir röportaj önerisini kabul etmedi, ancak avukat Blanc, Z.K. ailesinin durumunu şu sözlerle anlatıyor:
"Z.K. ve eşi, yoksul bir işçi ailesi. Hatta işsiz ailesi denilebilir. Şu anda çocuklarının yaşamına karşı, 3 milyon Fransız Frankını aşan bir servete kavuşmuş bulunuyorlar. Ölümün bedeli bu. Bu aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmadı. Her an ek tazminat alabilirler. Kendilerini razı etmeye çalışıyorum."
A.D.'nin eşi A.D. gibi kültürlü ve akıllı, çalışan bir kadın. Kendisiyle bir öğle yemeğinde birlikte olduk. Kocasının hastalığının Türkiye'de duyulmasından korkuyordu. Fotoğrafının çekilmesine, adının yayınlanmasına izin vermedi.
"Bilemezsiniz yaşadığımız cehennemi," diyordu. "Ben güçlü bir insanım. Ama çocuklarımı düşünüyorum. O kadar küçükler ki. Okulda 'AIDS'li' deseler, neler düşünür, neler hissederler? Babalarını yitirirlerse, tepkileri ne olur? Eşimin hastalığıyla yaşamaya alıştım. AIDS'ten korkan, virüs almış olanların elini sıkmayan insanlar var. Onlarla karşılaştığım zaman, sanki ben böyle bir olayı yaşamıyormuş, ama daha bilgi sahibiymişim gibi yapıyorum. Onlara öğütler veriyorum. Eşim, durumu dolayısıyla zaman zaman umutsuzluğa kapılıyor. Kızıyor, bağırıyor, nedensiz yere öfkeleniyor. Sonra, "Zaten yokum" diyor. Bunu işitmek kolay değil. Yaşamak hiç değil.
Ama Türkiye'deki hastalara ve yakınlarına seslenmek isterim. Eğer hastalığı kan nakli yoluyla aldılarsa, bizim gibi örgütlensinler. Haklarını arasınlar. O insanları aranızdan atmayın. El sıkmakla, öpüşmekle geçmiyor AIDS. İki yıl süreyle, eşimin virüsü aldığını bilmeden yaşadık, bakın bana […]. Çok acı çekiyor bu insanlar, onları yalnız bırakmayın, çünkü suçsuzlar."
