Boğaz'ın suları açık maviydi, Dino
Milliyet · 7 Aralık 1994
TÜRK resim sanatının büyük ustası Abidin Dino'yu ölümünün birinci yılında anıyoruz. Teşvikiye Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde bugün saat 15.00'te Canan Gerede'nin yönettiği "Abidin Dino" filmiyle başlayacak olan anma töreni, Dino üzerine Yaşar Kemal ve Coşkun Aral'ın konferansıyla devam edecek. Bennu Gerede'nin objektifinden "Abidin Dino / Bir Gün" sergisi de ay sonuna kadar sergilenecek.
Abidin Dino, 1952 yılında ülkesini terk etmişti. Paris'e yerleşmişti. Orada geçirdiği uzun yıllar boyunca Türk halkında bulduğu o büyük umudu, yaşama sevincini, tutkusunu ve halkına duyduğu derin özlemi; bugün Galeri Nev'de açılacak olan sergide, Dino'nun renklerinde, çizgilerinde, desenlerinde bulabilirsiniz. 14 aralık tarihine kadar açık kalacak olan sergide, ayrıca Dino'nun "İşkence Desenleri"nden Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın derleyerek yayımladığı kitap da ilk kez izleyicilere sunulacak.
Abidin Dino, Paris'te yaşadığı 40 yıl süresince yurdunu özledi... İstanbul'u özledi... Hümanistti... İnsana olan bu sevgisiydi, onun Istanbul hasretiyle bütünleşen. Kendisiyle yapılan bir söyleşide 30 yıllık özlemini şöyle dile getiriyordu: "30 yıl sonra geriye dönüşümden bana imgeler kaldı. Bazıları sevinçli, bazıları daha az sevinçli, hatta acı diyebilirim".
1930 yıllarında çizdiği karikatürlerle düzene karşı ilk siyasi tavrını da belirleyen Dino, aynı yıllarda SSCB'ye gider. Leningrad'da sinema eğitimi görür. Oradan Paris'e geçer. 1938 yılında, Istanbul'a dönüşü siyasal baskıları da beraberinde getirir. Sekiz yılda birşeyler değişmeye başlamıştır ülkesinde!.. Aynı yıllarda "Ses" ve "Yeni Ses" dergilerini çıkarır. 2. Dünya Savaşı yılları, Dino için sürgünlerle başlar... Mecitözü... Adana... Ünlü 1951 tevkifatlarında kendisinin de üyesi olduğu TKP kovuşturmaya alınınca soluğu 1952'de Paris'te alır.
Ressam, yontucu, sinemacı, yazar olarak 40 yıl boyunca ülkesini çağdaş bir sanat adamı olarak başarıyla temsil eder. 30'lu 40'lı yıllarda ortalığı kasıp kavuran Josephine Baker, bir şarkısında şöyle sesleniyordu: "J'ai deux amours, mon pays et Paris" (İki Aşkım Vardır, Memleketim ve Paris.)
Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi usta edebiyatçılarımızın yetişmesinde büyük katkıları olan Abidin Dino, Mine G. Saulnier' le yaptığı bir söyleşide "Ben de bir çeşit Josephine Baker gibi sahneye çıkıp bunu söyleyebilirim" der.
Ama onun bir aşkı daha vardı: Komünizm. Yine bir söyleşi de 91 yılında şöyle diyecektir: "Hayır, tabut henüz boş. Bir şeyin ölmesi için önce doğması, varolması gerekir."
Evet, o yıllarca doğmamış bir çocuk için yaşadı, güldü, acı çekti, resim yaptı, yazı yazdı...
Abidin Dino'yu ölümünün birinci yılında, "Yürüyüş" adını verdiği tablosu için Nazım Hikmet'in yazdığı şu dizelerle selamlıyoruz:
"Bu adamlar Dino, / ellerinde ışık parçaları, / bu karanlıkta, Dino, / bu adamlar nereye gider? / Sen de, ben de Dino, / onların arasındayız, / biz de, biz de Dino, / gördük açık maviyi."
Evet, Dino da tıpkı Nazım gibi elinde ışık parçalarıyla gitti. Dostları ona verdiği sözü tutup, Dino'yu "Enternasyonal" marşıyla uğurlarlarken, Aşiyan'da, Boğaz'ın suları açık maviydi!..
