Keşke anılarını yazsaydı...
Milliyet · 24 Aralık 1994
YAZARDAN cumhurbaşkanı olabiliyor. En yakın örneği Vaclav Havel, üstelik iyi bir örnek. Peki cumhurbaşkanından yazar oluyor mu? Bu sorunun yanıtını Fransa'nın eski cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing verdi, "Geçiş" adlı bir roman yazdı, yayımladı ve...sınıfta kaldı. Aslında tüm büyük politikacılar gibi Giscard d'Estaing'in de "hayatı roman". Anılarını yazmaya kalksaydı, belki bu kadar gülünç olmayacaktı. Oysa yayımladığı roman, son günlerde tüm Fransız kamuoyunun neşe kaynağı, medya hicivcileri için tükenmez bir hazine. Canları sıkılınca eski cumhurbaşkanlarının romanını açıyorlar ve başlıyorlar gülmeye.
GİYİM SENFONİSİ
"Geçiş" ya da Fransızca adıyla "Le Passage" bir av ve aşk romanı. Fazla işi gücü olmayan, yalnız bir taşra avukatı arkadaşıyla ava çıkmak üzere arabasına atlıyor ve yolda güzel bir kıza rastlıyor. Natalie, otostopçu bir dilber. Avukat bey, önce kızı arabasına almıyor. Ama geçerken görünce aşık oluyor ve günlerce aynı yerden geçip kıza tekrar rastlamaya çalışıyor. Günün birinde Natalie'yi yara bere içinde, yine aynı yerde otostop yaparken buluyor. Natalie'nin kim ve nasıl biri olduğunu, kim tarafından dövüldüğünü asla öğrenemiyoruz, ancak yaralarının avukat tarafından sarıldığını ve birkaç hafta süreyle kendisine bir bakışta vurulan bu yalnız erkeğin konuğu olduğunu görüyoruz. Natalie, kısa bir aşk öyküsü yaşadığı avukatı bir süre sonra terk ediyor, roman da bitiyor.
Bir giyim kuşam senfonisi ve gereksiz ayrıntılar ansiklopedisi olan "Geçiş"in ilk satırlarına, eski cumhurbaşkanı ve aristokrat bir Fransız olan Valery Giscard d'Estaing, şu tümcelerle başlıyor:
"Arabayı açık pencereyle sürüyordum. Kolumu pencerenin boşluğuna dayamıştım. Hareket etmeden önce bagaja av kıyafetimi, pijamamı ve kauçuk botlarımı içeren bir valiz yerleştirdim. Tüfeğimi, dürbünümü ve mermi kutumu, her zaman olduğu gibi arabanın arka koltuğuna koydum..."
Geyik vurayım derken, Natalie adlı kıza vurulan eski cumhurbaşkanının çok iri harflerle basılmış 231 sayfalık romanı, Galeries Lafayette mağazalarının elbise kataloğuna taş çıkartıyor ve okuyucuya, tüm kahramanların giyim kuşamları konusunda aralıksız bilgi veriyor. Aşık olduğu Natalie'yi, "Spor bir takımı tercih etmişti. Beyaz bir ceket, beyaz bir pantolon ve basket ayakkabılar giymişti" diye tanıtan yazar, av arkadaşı Michel'i; "Giyimine çok dikkat eder. Kitaplığının bir gözünde en iyi elbise kataloglarını biriktirdiğini gördüm" diye överken, kendi gardrop etkinliklerini; "Av kuşamımı hep aynı dolaba koyarım. Bir gözü yünlü gömlek ve kazaklara ayırdım. Diğer çekmeceye eldiven, kasket ve dürbünümü yerleştirdim. En alt katta çorap ve pabuçlarım durur. Av ceketim ise, pantolonlarla birlikte askılara asılmıştır..." biçiminde anlatıyor.
HANGİ ŞARAP?
Büyük aşkı Natalie ile birlikte hangi reçelle kahvaltı ettiklerini, öğle yemeğinde ne yediklerini ve akşam hangi şarabı içtiklerini, hizmetçinin evi nasıl temizlediğini duygularına fon olarak kullanan Valery Giscard d'Estaing'in romanı "Soğuk başlamıştı. Kaloriferciyi çağırıp kazana baktırdım. Öğle yemeğinde ise Natalie'yi uyardım: Kış gelmiş bulunuyor. Kaloriferleri yakacağız. Ama evde iki sistemli ısıtma teşkilatı var. Hem gaz, hem elektrikle çalışıyor. O yüzden çok radyatör var. Salondaki gri boyalı radyatörler merkezi sistem. Banyo ile sizin odanızda elektrik sistemini kullanacaksınız. Düğmeye basarak istediğiniz dereceye ayarlayabilirsiniz..." biçiminde ve apartman yöneticilerine parmak ısırttıracak teknik açıklamalarla dolu. Ve bu tadına doyulmaz aşık diyaloğu, romantik bir "Natalie cevap vermedi. Ama kalorifer hakkında söylediklerimi aklında tuttuğuna eminim..." tümcesiyle sona erince lezzetinden yenmiyor.
Bir malikane kahyasının günlük işler defterinden, temizlikçi kadın titizliğiyle roman çıkarmayı beceren eski cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing, bu günlerde çok mutsuz. Çünkü eseriyle ilgili olarak hiçbir ciddi televizyon programına çıkarılmadı ve kitabının tanıtımı, bol bol konu edildiği eğlence programlarıyla sınırlı kaldı.
Oysa Giscard d'Estaing'in kitabının en güzel bölümü, büyük yazar Guy de Maupassant'a "alçakgönüllü bir saygı" olarak kaleme aldığı ithafıydı. D'Estaing bu ithafta, "Guy de Maupassant Doktor Blanche'a ait tımarhanede öleli yüz yıl oldu. Annesi, yaşadığı Cannes kentinden kalkıp Paris'teki cenaze törenine gelmedi. Yerine hizmetçisini gönderdi ve Guy de Maupassant'ın tabutuna Montparnasse mezarlığına kadar bu hizmetçi eşlik etti" diye yazıyor.
Guy de Maupassant, bu ithaftan hoşnut kalır mıydı, bilemiyoruz. Ama öldüğü Doktor Blanche akıl hastanesi bugün Türkiye Büyükelçiliği misafirhanesi. Eski cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing'in ölü doğan yazarlığının ardından ise, kimlerin mezarlığa kadar yürüyeceği henüz belli değil.
[Fotoğraf altyazısı: Valery Giscard d'Estaing]
