'Orly tutsağı' Gizem
Milliyet · 23 Ocak 1995
MILLIYET Paris bürosunun telefonu acı acı çalıyor. İki buçuk yaşındaki Gizem'in annesi hıçkırıklarla boğulan sesiyle bir ırkçılık, bir insafsızlık, bir insanlık dışı dramı anlatıyor. Semra Karakuş'un ailesi Fransa'da işçi. Kendisi de yıllarca kuaför olarak Fransa'da çalışmış. Sonra evlenip Türkiye'ye dönmüş ve Gizem adlı minik bir kızı var. Gizem, küçük yaşı dolayısile annesinin pasaportuna kayıtlı. Annesinin pasaportunda ise, koca koca damgalarla on yıl süreyle Fransa'da ikamet edebilmek izni var. Bu izne dayanarak her yıl, Fransa'da resmen işçi olarak çalışan anne ve babasına “torunlarını” göstermeye geliyor. Ama Fransız polisi, Gizem'in “işçi ailesi” kağıdına kayıtlı olmamasını gerekçe göstererek Fransa'dan içeri sokmuyor. Cuma gününden beri süren bekleme sırasında, küçük Gizem hastalanıyor. Polisler, Gizem'in önce havaalanı doktoruna götürüyorlar. Ancak kimse, çocuğu hastaneye yatırmayı düşünmüyor. Doktoru yeniden görmek isteyen anneye, “Babası biz miyiz?” yanıtı veriliyor. Anne Karakuş, MILLIYET'le, korkunç beklemeyi yaşadığı tecrit salonunun telefonundan bağlantı kuruyor. Olaydan haberdar edilen Paris Başkonsolosu Varol Özkoçak'ın havaalanına doğru hareket ettiğini Semra Karakuş'a telefonla bildiriyoruz. Anne yeniden ağlamaya başlıyor.
