'Fark sadece yaşta'
Milliyet · 9 Mayıs 1995
FRANSA'da Jacques Chirac'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, gerek ülke içinde, gerekse dışında hep aynı soruyu sorulmaya başlandı: "Chirac'ın Cumhurbaşkanlığı, François Mitterrand'ın dönemine göre neleri değiştirecek? Bu soruya, tüm siyasal uzmanların ve medyaların yanıtı son derece açık seçik: "Kellelerden başka hiçbir şey!"
Gidenin sosyalist, gelenin ise merkez sağ koalisyon lideri olduğu düşünülecek olursa, Fransa'nın gerek iç, gerekse dış politika çizgilerinde önemli bir fark olması gerekirdi. Mitterrand, Fransa'nın NATO'dan çıkmasını, "bağımsız, caydırıcı ve tekil bir nükleer güç" olarak endüstrileşmesini, Fransızca konuşan Afrika ülkelerine ayrı önem ve destek vermesini, AB'nin içinde Almanya birlikte "önemli güç" olarak yer almasını savunmuştu. Bununla birlikte ülkenin kültür farkının, ABD ve dünyaya karşı korumasını sağlayan, bunu da devlet politikası olarak benimseyen Charles De Gaulle'ün tüm hedeflerini eleştirerek cumhurbaşkanı olmuştu. Ancak cumhurbaşkanı olduktan sonra aynı Mitterrand, De Gaulle'ün adını anmadan tüm ana hedeflerine sahip çıktı, ilkelerini uygulamakta titizlik gösterdi.
Chirac ise, partisi Cumhuriyetçi Birlik'i "De Gaulle'ün mirasçısı" olarak tanıtan, gerçek bir De Gaulle'cü. De Gaulle'ün kabul ettirdiği 5. anayasa döneminin, yani 5. cumhuriyetin tüm kurallarını, yedi yıllık cumhurbaşkanlığı süresi de dahil kabul ederek seçildi. Mitterrand, önce anayasayı değiştireceğini söyleyerek iktidara gelmiş, başkanlık süresini beş yıla indireceğini belirtmiş, ancak bunları yapmamıştı. Chirac, önündeki ilk 100 günde ana hedefinin "işsizlik"le mücadele olacağını belirtti. Fransa'nın Avrupa'nın önemli gücü olacağını, insan hakları konusunda bir sembol ve dayanışma örneği olarak dünyaya "ışık" saçacağını duyurdu. Bunları Mitterrand da söylemiş, ancak işsizlik konusunda sözünü tutamamıştı.
Ülkenin son 20 yıllık iç politikasında, "devletleştirme" amacıyla gelen sosyalistlerin sonuçta "özelleştirme" yaptıkları, Chirac'ın ise, geçmişte "vahşi özelleştirmeyi" savunurken yavaş yavaş "devletin kurumlarını" koruma yönelik bir politika çizdiği de göz önüne alınırsa, Fransa'da son cumhurbaşkanlığı devir tesliminin, yalnızca bir "cumhurbaşkanını emekliye ayırıp, daha gencini istihdam etmek"ten ileri gitmediği söylenebilir. Durum Türkiye açısından da budur. Mitterrand zamanında düzelen ve iyileşen Fransa-Türkiye ilişkileri, Chirac zamanında ancak daha ileri gidebilir.
Sonuçlara bakılırsa, sağ koalisyonun güçlendiği, solun da 1993'teki darmadağınlıktan kurtulduğu ve Jospin'in aldığı yüzde 47.33'lük oyla güçlü bir lider kazanmış olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Chirac başkan seçildi, ama karşısında zorlu bir muhalefet var artık. Sosyalist Parti'nin adayı Lionel Jospin, partinin milletvekili bile olmayan, yönetim kadrosunda yer almayan biri olarak yaptığı oy skoruyla, halkın liderliğini onayladığı "gerçek lider" konumuna kavuştu.
