Deveciyan'ın tanığı Güney
Milliyet · 4 Haziran 1995
ERMENİ Forumu'nun tarihçi Lewis aleyhine açtığı davada, Ermenileri beş avukat temsil ediyor. Bunların başını ise, cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın eski yardımcısı olup, seçim sırasında Edouard Balladur saflarına geçen Cumhuriyetçi Birlik Partisi milletvekili, Antony Belediye Başkanı Patrick Deveciyan çekiyor.
Türk düşmanlığıyla tanınan Deveciyan ve ekibi, Bernard Lewis'i Ermeni soykırımını "inkarcılık"la suçladıkları ve davayı kazandıkları takdirde bu soykırımı inkar etmenin "suç" olduğunun belirleneceği duruşmada, sözümona "soykırım"ın var olduğunu kanıtlayan belgelerden söz ettiler. Bu belgeler, özellikle asıl mesleği cerrahlık olan amatör tarihçi Yves Ternon'un Ermeni soykırımını savunan kitabı, Ermeni tehciri sırasında Osmanlı İmparatorluğu nezdinde ABD Büyükelçisi olan Morgento'nun anılarıyla Almanya'da Talat Paşa'yı öldüren Tellurian adlı Ermeni'nin davasında yargıçlara sunulduğu öne sürülen ve devletin "Ermenilere soykırım uygulanması yolunda" resmi emir verdiğini gösteren (sahte) telgraflardı.
Davacı tarafın beş avukatının ayrı ayrı söz aldığı duruşma sırasında Deveciyan, Lewis'i suçlamasına "Ermeniler dini bütün Hıristiyanlardır ve Fransız adaletine güvenirler. Fransız Ermeni toplumu tarihi yaralarını sarmak için mahkemenizde şifa aramaya geldi" sözleriyle başladı. Lewis'i, "Tümüyle Türk görüşlerini savunan ve bu görüşleri hiçbir araştırmaya dayandırmadan yapan tahrifçi, yalancı ve ahlaksız bir tarihçi" olarak tanımlayan Deveciyan, Lewis'in reddettiği "devletçe planlanmış Ermeni soykırımı"nın, 1918'de Osmanlı İçişleri Bakanlığı'nca "hükümetin aldığı bir karar olduğu" yolunda doğrulandığını ve 1919'da askeri yargıtayın aldığı bir mahkeme kararıyla da kabul edildiğini öne sürdü. Dolayısıyla Lewis'i, Türk tarafının bile kabul ettiği bir "soykırım"ı inkar etmekle suçladı.
Patrick Deveciyan ve dört kişilik davacı avukatları, ithamları sırasında Yılmaz Güney'in "Eğer TC, 1915 - 16 yıllarında yapılan Ermeni soykırımını tanıyıp kabul etseydi, bugün Kürtlere aynı kıyımı uygulayamazdı" sözlerine yer verdi ve "Bugün Türkiye'nin yaptığı Kürt katliamını önlemenin en iyi biçimi, uluslararası platformda Ermeni soykırımını kabul ettirmektir" dedi. Hitler'in Polonya'da giriştiği Yahudi katliamının kökünü bile Ermeni soykırımının tanınmamasına bağlayan davacı avukatları, Nazilerin Polonya'yı işgal etmeden önce Hitler'in komutanlarıyla yaptığı bir toplantıda, saldırı sırasında kimseye acınmamasını öğütlerken, "Ermenilerin soykırımını bugün kim hatırlıyor ki? Siz de Polonya'da rahat davranabilirsiniz" dediğini ileri sürdü. Yahudi soykırımıyla iddia edilen Ermeni soykırımı arasında sürekli bağlantı kurulan, Sevr Anlaşması'nın uygulamaya konulmadan iptal edilmesinden hayıfla söz edilen dava sırasında, Deveciyan ve arkadaşlarının en çok işledikleri konu, Kürtlerdi. Ve Ermeni Forumu bu davada, Bernard Lewis'i "Günümüzde Türkiye'nin Kürtlere karşı işlediği cinayetler konusunda tarihçi olarak sessiz kalmakla" da suçladı.
Princeton Üniversitesi Profesörü Bernard Lewis, 21 Haziran'da Ermeni Forumunun hakkında açtığı davada mahkum edilecek olursa, bu karar örnek gösterilerek tüm Ermenilerin önünde TC'ye karşı "soykırımı inkar suçlamasıyla" başka davalar açma olanağı doğuyor. Ancak, Ermeni lobileri bununla da yetinmeyecek. Fransız milletvekili, avukat Deveciyan'ın bu konudaki bir yasa önerisi, 11 Ocak 1995'te Fransız Parlamentosu'na sunuldu ve kabul edilmeyi bekliyor.
"SOYKIRIM" ÖNERİSİ MECLİS'TE
Deveciyan, meclise sunduğu 1872 numaralı yasa tasarısında, bugün Fransa'da geçerli olan "basın özgürlüğü" yasasının 24. ve 48 - 2 sayılı maddelerini değiştirmeyi öngörüyor. 1881'de çıkarılan "basın özgürlüğü" yasasının bu maddeleri, 1990'da, "Gayssot Yasası" diye adlandırılan ve "soykırım" kapsamına yalnızca Yahudi soykırımını alarak "inkarını" suç kılan yasaya uygun değişikliklere uğramıştı.
Yeni düzenlemeye göre, Fransa'da "insanlığa karşı işlenen suçlar"ın tanımı yapılıyor ve bu arada, ilk soykırım olarak Yahudi Soykırımı gösteriliyordu. İnkarı suç addedilen tek soykırım olarak Yahudi Soykırımı'nı alan yasa, yakın tarihte işlenmiş insanlık suçları konusunda ise "zaman içinde, kin ve nefretten uzak bir değerlendirmeyle bilimsel kanıtların varlığını" koşul koyuyor.
Fransa'da 1994'ten beri "insanlığa karşı işlenmiş suçları" belirleyen ve "soykırım"a bir tanımlama getiren bir ceza yasası var. Soykırım, Ceza Yasası'nın 211 - 1. maddesi, diğer suçlarsa 212 - 2. maddesinde tanımlanıyor. "Soykırım"ın soykırım kabul edilmesi için, Fransa'nın iç yasal düzenlemeleri yeterli kabul edilmiyor ve uluslararası bir hukuk prosedürünün var olması koşul konuluyor. Basın Yasası da, Ceza Yasası'nın çerçevesiyle belirli elbette. İşte bu yüzden, Bernard Lewis ve "Le Monde" gazetesi hakkında açılan ilk dava, 18 Kasım 1994'te "Fransız ceza yasasının insanlığa karşı işlenmiş bazı suçları, örneğin 1915'te Ermeni toplumunun hedef olduğu suçu kapsamadığı" gerekçesiyle düştü. Deveciyan'ın yasa önerisi, eğer mecliste kabul edilirsa, Fransız Basın Özgürlüğü Yasası'nın 24 ve 48 - 2 sayılı maddeleri, yalnızca Yahudi Soykırımı'nı değil, ister Fransa içinde, ister dışında insanlığa karşı tarih içinde işlenmiş "başka" suçların da basın yoluyla inkar edilmesini, doğruluklarının tartışılmasını yasaklayacak. Ve bu yasak çiğnendiği takdirde, (örneğin Ermeni soykırımı konusunda kuşku belirten Bernard Lewis ve onun görüşlerini basan Le Monde gazetesi hakkında), beş yıldan önce kurulmuş olan toplumsal dernekler, suçlular aleyhine ceza mahkemelerinde dava açabilme yetkisiyle donatılacak.
Lewis, Ermeni Forumu'nun aleyhine açtığı davayı kaybedecek olursa, Deveciyan'ın yasa değişikliği önerisi Fransız Parlamentosu'nda "varlığı mahkeme kararıyla destekli bir soykırım" örneği ışığında görüşülecek. Ve Deveciyan, 1985'te BM, 1987'de Avrupa Parlamentosu'na kabul ettirilen Ermeni Soykırımı tezini, Fransız hukukuna sokabilmek şansını kullanacak. Böyle bir hukuk örneği ise, uluslararası platformda örnek gösterilecek ve dünyada açılacak tüm aynı konulu davaları etkileyecek.
Bernard Lewis davasının kararı, Türkiye açısından bu yüzden önemli.
Thierry Levy'nin savunması: 'Hitler benzetmesi saygısızlıktır'
"...Tarihin çarpıtılması, sahte telgraflarla kanıtlanmaya çalışılan bir soykırım, bugün birbiriyle diyalog kurmaya çalışan iki toplumun çabalarına darbe indirir. Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'a kulak verilecek olursa, bu davanın Ermeni toplumunun çıkarlarına aykırı olduğu açıktır.
Davacı taraf, ithamlarını büyük çoğunlukla tarihçi Yves Ternon'un kitabında ileri sürdüğü görüşlere dayandırmaktadır. Oysa yaptığım incelemeler, Yves Ternon'un Tellurian mahkemesine sunulduğunu iddia ettiği telgraflar gibi daha pek çok tarihsel veriyi çarpıttığını, çerçevesinden çıkararak "yalan" yorumlarda bulunduğunu gösterdi. Toynbee'ye atfettiği tümce, çarpıktır. Aynı şekilde, Hitler'in Polonya'nın işgalinden önce komutanlarına "İstediğiniz gibi davranabilirsiniz, tarihteki Ermeni kıyamından söz eden yok" deyişini soykırım kavramıyla birleştirmek yanlıştır. Çünkü Hitler, tüm Polonya'yı işgal emri veriyordu o tarihte komutanlarına, Polonya'da yaşayan tüm insanlar hedefti Almanlara, Yahudileri yok edin anlamına gelmiyordu henüz bu söz. Dolayısıyla Varşova direnişiyle Ermeni katliamı arasında bir bağlantı kurmak saygısızlıktır.
Fransızlar "Cetif Kıyımı" diye anılan Cezayir ayaklanması kıyımında, bir günde 40 bin Müslümanı, Müslüman oldukları için öldürdü. Cezayirliler buna "soykırım" diyorlar, biz Fransa olarak ne diyeceğiz şimdi buna? Soykırım olduğunu kabul edecek miyiz "Cetif Kıyımı"nın?
1919'da Fransa'ya gelen Ermeni delegasyonu, hükümetin karşısına "Savaş başladığından beri hep sizin yanınızda yer aldık, Türklerle savaştık, dolayısıyla imparatorluğun parçalarından birine bizim de hakkımız var!" teziyle çıktı. Dolayısıyla kendi topraklarında Türklere karşı savaştıklarını kabul ediyorlardı. Bir devletin bütünlüğünü korumak üzere belli yaptırımlara gitmeye hakkı vardır. O yaptırım, tehcir olmuştur. Tehcir, yalnızca doğu illerini kapsamış ve o döneme kadar Ermeniler ve Türkler barış içinde yaşadıkları gibi, devlet katında saygı görmüşlerdir. Türklerin tarih içinde Ermenilere karşı bir kini yoktur, dolayısıyla bir kin güdümü demek olan planlı, programlı bir soyu kurutma kararından söz edilemez.
Bu dava başlamadan önce, Bernard Lewis'in makalesine karşı Ermenilerin imza topladıkları karşı metni, Ermeni soykırımını savunan Robinson adlı tarihçi imzalamadı ve Lewis'e bir mektup gönderdi. Mektubunda, bu tarihçi, Bernard Lewis'e "Yazdığınız ikinci makalede öne sürdüğünüz gerekçeler beni tümüyle tatmin etmiş bulunuyor. Ermenilerin karşı metnini imzalamamış olmaktan çok memnunum" diyor. Dolayısıyla tarihçi Lewis, iki yorumun bulunduğu Ermeni tehcir ve katliamları hakkında bir "Ermeni yorumu" bulunduğunu vurgulamakta haklıdır.
Davacı avukatların ifade ettikleri Yves Ternon'un kitabını bastığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılan Ayşe Nur Zorakoğlu'na ilişkin benim elimde bir bilgi yok. Ancak aynı kitabın, hem de Türk Tarih Vakfı'nca Türkçe olarak basıldığını ve İstanbul'da satıldığını biliyorum. Kamuran Gürün adlı çok değerli Türk tarihçinin, Harput katliamı hakkında "1500 kişinin öldürüldüğüne dair" sunduğu bilgilerin ise, Davis tarafından ABD'de yayınlanan kitapta yer almadığını da biliyorum. İşte tarihin Ermeni yorumu budur.
1918'de Türkiye'de İttihat Terakki'nin yargılandığı Yüce Divan'da, Ermeni soykırımının doğrulandığı, dolayısıyla Türklerin de soykırım kavramını kabul ettikleri iddiası yanlıştır. Bu dava, o yıllarda imparatorluğu işgal eden güçlerce, Türk makamlarına zorla açtırılmış ve alınan kararların dikte ettirildiği bir mahkeme olup, galiplerin mağluplara aldırdığı gayrı meşru bir karar çıkarmıştır, geçerli değildir.
Evet, Türkiye'de Ermeniler açısından dayanılmaz bir anıt yükseltilmiştir. Bu da Talat Paşa'nın heykelidir. Talat Paşa'nın adını taşıyan bir de sokak vardır. Ancak bu talihsiz anıt, Bernard Lewis'e yönelik davamızla ilgili değildir. Müvekkilimin beraatını talep ediyorum."
SON
[Ara alıntı kutusu: Ermeniler ve Türkler barış içinde yaşadıkları gibi, devlet katında saygı görmüşlerdir. Türklerin tarih içinde Ermenilere karşı bir kini yoktur, dolayısıyla bir kin güdümü demek olan planlı, programlı bir soyu kurutma kararından söz edilemez]
[Fotoğraf altyazıları: Patrick Deveciyan; Bernard Lewis]
