Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1995

Bastır Rambo

Milliyet · 29 Ağustos 1995

Siz sevgili okurlarımın hoşgörüsüne sığınarak, geçen hafta bu sütunlarda ne kadar "derin" bir Amerika hayranı olduğumu anlatmıştım. Büyük Amerikan kültürünü küçücük bir yazıda pohpohlamak çok ayıp olacağı için, hızımı alamadım, genel arzu ve istek üzerine bu satırları da ABD'ye adıyorum. Zaten bizim ailede Amerikan hayranlığı had safhadadır. Aramızda bir tek 85 yaşındaki anneannemi adam edemedik. Örneğin biz hepimiz, güneydoğuda çarpışan "Rambo"larımızla övünüyoruz, anneannem Rambo lafını duyunca kendinden geçip titriyor, "Onlar Rambo değil, bu vatan için yüzyıllardır canını, kanını veren kahraman Mehmetçiklerimizdir," diyor ve ağlamaya başlıyor. "Anneanneme sen parkinson oldun, ne dediğini bilmiyorsun," diyoruz, "Ben parkinson değilim, Kuvayı Milliyeciyim," diye inat ediyor. Anneanneme göre biz Teksas'ı Diyarbakır'dan daha iyi biliyormuşuz. Bakın bunda haklı. Aslında ailemizin hiçbir bireyi, bugüne değin Teksas'a da, Diyarbakır'a da adımını atmadı. Ancak biz Teksas'ı "Dallas" dizisinden bir güzel öğrendik. Diyarbakır'da geçen bir TV dizisi seyretseydik, orayı da öğrenirdik. Bu sarsılmaz mantığı, geçen gün dostum Atıf Yılmaz'a sergiledim ve kendisine, bende giderek kaşıntıya dönüşen Amerikan hayranlığından söz ettim. "Hiç sorma," dedi. "TV dizisi yapılabilir mi, bilmiyorum, ancak sinemacı olarak sana, Diyarbakır'da film çekilemeyeceğini söyleyebilirim. Türkiye'de artık yalnızca iki Amerikan tröstünün filmleri oynuyor: Warner Bross ve UIP. Artık Türkiye'de Diyarbakır filmi çekilemez, çekilse de gösterilemez."

Diyarbakır, bir örnek. Konu Türk kültürü, Türk sinemasıdır. Atıf Yılmaz'ı severim ama, bazen kafası karışıyor, benim gibi bir Amerikan hayranının anlayamayacağı ölçüde ciddi konuşuyor. Kendisine kaç kez 'Bana bak.' dedim, 'dinozorluk yapıp durma, çağımız dinozorların değil, kertenkelelerin çağı. Yıllardır özlediğimiz birliği hep beraber, Amerikan berberinde sağladık. Amerikan şemsiyesi altında, gül gibi geçinip gidiyoruz. Türk kültürünü kurtarıp korumak sana mı kaldı?"

Atıf'ın gözleri dalmıştı, ne dediğimi duymadı. "Bir ülkenin dünyadaki devamlılığını sağlayacak olan, köprüsü, barajı, tekstili değil, kültürüdür. Bu kültür ölürse, o ülke dünya nezdinde yoktur," diye sayıklamaya başladı. "Sinema, dili evrensel olan tek sanat dalı. Altına yazıyı koyduğun zaman tiyatroyu götüremezsin ama, sinemayı tüm dünyaya gösterebilirsin. Amerika işte böyle girdi Türkiye'ye ve biz silahsız teslim olduk Amerika'ya."

Kim demiş teslim olduk diye? Rambolarımız yok mu bizim? Güneydoğuda, başarılı bir generalimiz vardı, bildiğim kadarıyla. Kendisinden, Türk basınında "Türk Schwarzkopf'u", diye söz edildiğini anımsıyorum. Bir Amerikan hayranı olarak çok gururlanmıştım doğrusu.

Bu sözlerime bazı dinozorların çok kızacağını biliyorum. Ancak ben, Amerikan hayranı bir kertenkele olarak, sürüngenliğimi sonuna kadar savunma hakkını kullanıyorum.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1