Ey gurur, geldiysen üç kere vur!
Milliyet · 3 Aralık 1995
Tokyo'da güzel bir bahar günüydü. Takvimler 25 Kasım 1970'i gösteriyordu. Yukio Mishima, beraberinde dört genç adamla Japon Kara Kuvvetleri karargahından içeri girdiğinde, olacakları havada dolanan helikopterdeki TV kameramanları ve kapıda bekleyen gazeteciler biliyor, ancak karargah komutanı General Mashita ile askerleri bilmiyordu. Yukio Mishima ve arkadaşları, komutanın bürosuna girer girmez onu tutsak aldılar, sıkı sıkı bağladılar. Generali kalkan gibi kullanan Yukio, yardıma gelen subayları geri püskürttü ve karargahtaki tüm askerlerin alanda toplanmasını istedi. Balkona çıktı ve konuşmaya başladı. Alnına Japon imparatorluğunun kırmızı güneş simgesini taşıyan bir bant takmıştı. Askerlere, Japonya'nın öz değerlerini nasıl yitirdiğini ve çıkarcılığın önünde nasıl onursuzca eğildiğini anlatan bir söylev çekti. Önce şaşkınlıkla izlenen sözleri, askerler tarafından ıslıklandı, küfürlerle karşılandı. Helikopterdeki TV kameraları, filme alıyorlardı her şeyi. Sonra içeri girdi Yukio. Tutsak generalin karşısında diz çöktü, pantolonunu çözdü ve elindeki kılıçla boydan boya yardı karnını. Onun ardından, müridi ve sevgilisi, genç Japon delikanlısı "harakiri" yaptı. Seppuku geleneği gereği, can çekişen Yukio ve Morita'nın başları, arkadaşları tarafından kılıçla kesilerek gövdelerinden ayrıldı, üzerlerine kimonolar örtüldü ve ağlayan generalin bağları çözülüp kapılar açıldı. Polisler ve gazeteciler, kan kokan odaya aynı anda daldılar.
ğini yadsıyan Japonya'nın kendi kültürüne yabancı değerler önünde pantolon indirmesini hazmedememişti. Harakiri yaparak, alçaklıkla suçladığı yurttaşlarına bir "büyüklük" dersi vermek istedi. Gurur ve onur sahibi olmak için, intihar etmek gerekmiyor. Kimi kez, "hayır" demek yetiyor.
1950'li yıllarda, Charlie Parker ya da diğer adıyla "Bird", ününün doruğundayken bir Paris turnesi yapıyordu. Fransa'daki ABD büyükelçisi, onun onuruna bir davet düzenlemiş ve başkentin tüm kremasını çağırmıştı. Yenildi, içildi ve bir ara, ünlü saksofoncunun kulağına eğilen büyükelçi, "Davetliler için bir şeyler çalar mısınız?" dedi. Bird, şaşırmıştı: "Ben burada davetli olarak bulunuyorum, çalmak için gelmedim!"
Büyükelçi, davetlilere söz verdiğini belirterek ısrar etti. Parker'ın kafası atmıştı. "Pekala," dedi. "Ama bir şartla çalarım!" Büyükelçi, her şeye hazır bir oburlukla, "Nedir?" diye sorunca, cevabı yapıştırdı: "Önce karınızla seviseceğim!"
Paganini, bundan bile iyisini becermişti. Ona da çağrılı olduğu bir davette, keman çalması için ısrar ettiler. Paganini, kemanını getirmediğini söyleyince, ev sahibi gidip kemanını alması için derhal emrine bir araba tahsis etti. Paganini, arabaya bindi, evine döndü, kemanını aldı, sürücüye verdi ve "Buyurun götürün, benim gelmeme gerek yok. Kemanımı davet etmişler!" sözleriyle tarihe geçti.
Bütün bunları niçin mi anlatıyorum? Bilmem.
Yukio Mishima, 70 kitabıyla o gün de Japonya'nın en büyük yazarı sayılıyordu, bugün de... Ölümünden 25 yıl sonra, Mishima'nın intiharı hala kafaları kurcalıyor ve hakkında araştırmalar yayınlanıyor. Mishima eşcinseldi. Koyu milliyetçiydi. Ve […] kiralık hükümetlerin, kiralık milletvekillerinin, kiralık memurların, kiralık işadamlarının, kiralık gazetecilerin hiç bilmediği bir duyguyu anımsattığı içindir belki.
Ey gurur, geldiğin zaman, ne olursun, üç kere vur!
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel […]]
