Üç kent, üç aşk
Milliyet · 10 Aralık 1995
Tanrı'nın hakkı "üç"tür, derler. Benim de üç aşkım oldu yaşamımda. Bunlardan biri İstanbul'du. Gözümü açıp, aşık olduğum kent. Yıllar geçti, İstanbul'un yaşlanan bir güzel kadın gibi biçimsizleştiğine, çöktüğüne, koktuğuna tanık oldum. Artık İstanbul'u, yeni aşklar peşinde koşmaktan yorulduğum zaman dönerdüğüm, beni kafasında bigudileri, ağzında sigarası ve yırtık terlikleriyle karşılayan, ancak vazgeçemediğim, tanıdık bir liman gibi seviyorum. İkinci aşkım Madrid'le, fırtınalı bir sevda yaşadık. Günler, geceler boyu, vücudunun her zerresini okşadım, kokladım Madrid'in. Bu kentte beni en şaşırtan özellik, kendisini her şeyiyle tanıdığımı sandığım an, yeni bir gizemle karşıma çıkmasıydı. Madrid'le flört ederken, Paris diye bir kentle tanıştım. Soğukkanlı güzelliği, ulaşılmaz seçkinliğiyle müthiş çekiciydi. Günün birinde terkettim güneyli esmer sevgilim Madrid'i ve kumral Paris'in kibirli ayrıcalığına yerleştim. Aşkımız, tensel değil, beyinsel oldu Paris'le. Madrid'le olduğu gibi öfkeler ve coşkularla yüklü aşk kavgaları yaşamadık onunla. Durulmuş, yorulmuş eski bir çapkın gibi, palamarı Paris'e bağladım sonunda.
Ama Madrid'e yaklaşan her yolculuk, içimde hep o eski heyecanların fırtınasını estiriyor. İspanya'ya her gidişim, bir bayram sevinci duygusuna bürünüyor. Avrupa Birliği'nin, topluluğa üye olmayan Akdeniz ülkeleri basınına dönük Med Medya programı yetkililerinden, "Barcelona'ya gelin!" davetini alınca havalara uçtum. Gerçi Barcelona'yı, Madrid kadar sevmiyordum, ancak eski sevgilimin akrabası sayılırdı, onun kokusundan, onun havasından bir şeyler vardı Barcelona'da. Barcelona, İspanya'nın özerk Katalunya bölgesi başkenti, görkemli bir şehir. Konuşulan anadil, İspanyolca değil, Katalanca. İspanyolca, birinci derecede "yabancı dil" sayılıyor ve herkes biliyor tabii. Katalan kültürü, İspanya'nın en baskın kültürü. İspanya'daki her yüz kitaptan altmışı Barcelona'da yayınlanıyor. Çağdaş İspanyol yazarlarının en önemlileri, hep Katalan kökenli. Katalunya'nın bağımsız bir devlet olmak için her şeyi var. Ancak, "Niye bağımsızlık isteyelim ki? Gül gibi geçinip gidiyoruz," diyorlar. Gerçekten de, Madrid merkezi yönetimi Katalunya'da yalnızca ordu, tren, hava yolları, bir de posta ve telefon hizmetleri olarak varlık gösteriyor. Polis, Katalunya'nın kendi polisi. Vergileri yerel hükümet topluyor. Sosyal sigorta sistemi yine kendilerine ait. Müthiş tüccar ve sanayici olan Katalanlar, enayi değiller ki ordu, posta, ulaşım gibi büyük masraf gerektiren harcamaları, salt "bağımsız" olmak uğruna yapsınlar!
Barcelona'da hükümetlerle ilgisiz kuruluşların katıldığı 700 kişilik forumda, ben Med Medya programı dahilindeki çalışma grubuna katıldım. Med Medya, Akdeniz ülkelerinin görsel ve yazılı basın projelerine 5 milyar ECU yardım ayırmış bir Avrupa Birliği kuruluşu. Cezayir'li gazeteciler, "Bizi öldürüyorlar!" diye haykırıyor; Med Medya yetkilileri, "Sizin için ne yapabiliriz? Söyleyin, para, malzeme, her şey verebiliriz," deyince, "Yapılacak bir şey yok," diye boyun büküyorlar. Çünkü Cezayir'in sorunu, gazetelerin ve televizyonların altyapısını desteklemek, para yardımı yapmak değil, şimdiye dek 46 gazeteciyi öldüren köktendincilerin silahlarını susturmaktı. Bu kapsamda da kimsenin elinden bir şey gelmiyor. Anlayacağınız, bir ülkenin iç sorunlarını ve iç savaşını kendi insanlarından başkası çözemiyor.
Bir gün kuşkusuz, eski sevgilime, İstanbul'a döneceğim. Ancak, dönüp dolaşıp kürkçü dükkanını boylayan tilkiler, cansız birer posttan ibarettirler. Dilerim, Cezayir gibi olmaz Türkiyem.
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]
