Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1996

New York koca bir elma...

Milliyet · 28 Ocak 1996

Amerika Birleşik Devletleri'ne hiç gitmeyenler bile, belli bir fikir sahibidirler. Öylesine çok şey biliriz ki Amerika hakkında, kimimiz hiç şaşırmayacağını sanır düşlerindeki hayalin, gerçeği ile karşılaşınca. Ben de öyle sanırdım. Dev bir org gibi gökleri delen, ses körükleri, motor homurtuları, polis ve cankurtaran sirenleriyle soluk alıp veren New York'u, Manhattan'ın görkemli siluetini gözlerimle görünce şaşırmadım. Ancak, Amerikalıları dünyanın en uzun boylu insanları diye düşünürdüm. Philip Marlow'dan Mike Hammer'e, 42. caddede cani kovalayan tüm detektiflerin hepsi, 1.80'in üzerinde değil miydi? Manhattan'da gökdelenlerin gölgesinde ezilip, başımı kaldırmazsam insanların cephesini yalnızca bel kemeri düzeyinde seyredebileceğimi düşünürken, en azından New York'lu Amerikalıların olağan insan boyutlarında serpilip büyüdüklerini keşfederek rahatladım. Anlaşılan uzun Amerikalılar daha çok Harlem takımında bulunuyor ya da kısa ve tıkız "yabancı" devlet adamlarıyla Laurel Hardy'cilik oynasınlar diye Beyaz Saray'a seçiliyorlardı.

Gerçekte, Meksika, Porto Riko ve Küba asıllı yurttaşlar New York'taki genetik Amerikan gelişimini denetim altına almışlar ve dilleri İspanyolcayı yalnızca ikinci devlet dili olarak kabul ettirmekle kalmayıp, New York ırkını kendi soylarıyla harmanlamışlardı. ABD'nin en büyük, dünyanın ise üçüncü büyük kenti olan New York, sakinleri tarafından sevecenlikle "Büyük Elma" diye anılan, başlıbaşına bir eyalet. Merkezinde 8.5 milyon insan yaşıyor, varoşlarıyla birlikte toplam nüfusu (kurtları mı demeli?) 18 milyonu buluyor. Bu görkemli kentte, Dublin'den daha fazla İrlandalı, Roma'dakinden daha fazla İtalyan ve Kiev'den daha çok Rus'un yaşadığını biliyor muydunuz?

2.5 milyon Musevi vatandaşıyla New York, Tel Aviv'den sonra en çok Yahudi'nin yaşadığı ikinci kent. Resmi sayılara göre Chinatown'da 125 bin Çinli mesken tutmuş durumda. Harlem, Brooklyn ve Bronx'da iki milyon zenci yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Yüzbinlerce Koreli, Hintli ve yetmiş iki milletten insanın yanında, 28 bin Türk'ün adı geçiyor. Ama New York'taki Türkiye Başkonsolosluğu, bu sayının aslında 100 bin dolaylarında olduğunu vurguluyor. Bence Çinlilerin sayısını da birkaç katıyla çarpmalı zaten.

Yurttaşlarımız, özellikle Brooklyn'de üstlenmişler. Döner, kebap, sucuk, beyaz peynir gibi temel gıdalarımızın bulunduğu Türk marketleri, Türk kahveleri ve lokantaları, Avrupa'daki Türk mahallelerini aratmıyor. Amerika'nın köklü Avrupa ülkelerinden asıl farkı, kuşkusuz bu göç ve yabancı akını karşısında kendisini savunmak zorunda kaldığı bir başka kültür ve özgün geçmişin bulunmaması. Tüm Amerika ve özellikle New York'un mayası, dünyanın beş kıtasından gelen ırk, kültür, din ve rengin bileşiği. İlk gelenler, ilk sahipler, üst yapı ve yönetime elbette kendi değerlerini, yani Anglosakson kültürlerini kabul ettirmişler.

Ama son söz onların mı olacak? Hiç belli değil. Amerika'nın ilk dili İngilizce, evet. Ama "resmi dili Amerikanca ya da İngilizce'dir," kaydı yok yasalarda. Her şey kendiliğinden oluşmuş Amerikanca doğal olarak yerine oturmuş, İspanyolca yavaş yavaş sivrilmiş, ikinciliği ele geçirmiş. New York, sakınılan geleneklerin, kültürlerin tutsağı değil. Özelliğini ve eşsiz canlılığını sağlayan öge, her alandaki kozmopolitliği. Yılda 17 milyon turist, işte bu görkemli karmaşayı görmeye geliyor New York'a ve kentin bütçesindeki ikinci büyük gelir kaynağını oluşturuyor. Birincisi, elbette endüstri ve "para ticareti", yani yüreğinin attığı yer, "borsa"!

(Gelecek hafta: "Tanrı'ya güveniyoruz, yani Para'ya")

[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1