Fil fitili
Milliyet · 10 Mart 1996
Henüz SSCB armalı Kızıl Ordu'nun Afganistan'ı işgal ettiği ve Müslüman mücahitlere karşı savaştığı yıllardı. CIA, Afganistan - Pakistan sınırında, bazı kişileri ortadan kaldırmak üzere silahlı bir operasyon düzenledi. Başarıları kadar çarşafa dolanmaları ile de ünlü CIA ajanları, bu operasyon sırasında hedef aldıkları kişilerin yanısıra, savaşla en küçük bir ilgisi bulunmayan üç sivili de temizlediler. Ölen sivillerden biri ak sakallı bir dedeydi. Ama, Nepal asıllı olup Pakistan'a yerleşen müthiş bir kabilenin, cengaverlikleriyle tanınan Patan'ların kanını taşıyordu.
Olayın üstünden birkaç ay geçti. ABD'nin Virginia eyaletinde, Langley diye anılan mevkide bulunan CIA genel merkezinde her günkü gibi bir sabah başlıyordu. Çalışanlar arabalarıyla geliyor ve CIA binasının alanına sapmak üzere yavaşlıyorlardı. Kendi arabasını az ilerdeki toprak yola parkeden bir adam, o sabah içeri girmek isteyen üç ayrı arabanın içindeki üç kişiyi tüfekle vurarak öldürdü. Hatta sürücülerden birinin işini bitirebilmek için, yanında bağıran karısına aldırmadan, kolunu pencereden içeri uzatarak ateşledi tüfeğini. CIA'da ortalık karışırken, sukunetle arabasına bindi, New York'a geldi, oradan da uçağa atladığı gibi Pakistan'a döndü. Ünlü istihbarat örgütü CIA, bu adamı ne yaşadığı Patan köyünden çıkartabildi, ne de işini olduğu yerde bitirebildi. Adam, köyüne döndükten sonra TV kameralarına, "Biz CIA falan bilmeyiz, abi," türünden çok hoş bir demeç vermişti: "Biz Patanız. Benim babamı öldürdüler, ben de onları öldürdüm. Hak yerini buldu."
CIA genel merkezinin karşısında kocaman beyaz bir haç dikili yıllardır. Haçın üzerinde, Patan köylüsünün öldürdüğü üç CIA görevlisinin isimleri yazılı.
Fransız basınında okudum, CIA'nın yeni başkanı John Deutch, yurtdışı etkinliklerinde kullanılan ajanların çoğunu gazeteciler arasından seçip işe aldıklarını "içtenlikle" itiraf etmiş. 1977'de çıkartılan yasaya göre kesinlikle yasak olan bu durum, "gazetecilik" kılıfının casusluğu saklamaya pek uygun olması açısından kesinlikle vazgeçilemeyecek bir uygulamaymış ve delinip duran yasanın değiştirilmesi daha uygun olur diye düşünüyormuş. Her ülkede var olan kimi gazeteciler, yalnız istihbarat örgütlerinin casusluğunu değil, büyük sanayicilerin, politikacıların maşalığını da yükleniyor. Doğrusu mesleğimiz açısından, dürüst olanlar adına tüyler ürpertici bir durum.
Dostum Fransız yazarı ve ressam Roland Topor, CIA hakkında anlattığım bu öyküleri pek beğendi. "Peki bu gazeteciler niye onun bunun hizmetine giriyorlar da kendi işleriyle yetinmiyorlar?" sorumu ise bir fıkrayla yanıtladı:
Birbirini uzun süredir görmeyen iki Yahudi göçmeni, New York sokaklarında karşılaşmış. Biri enine boyuna, sağlam yapılı, diğeri zayıf mı zayıf, ince, çelimsiz. Ne iş tuttuklarını anlatırken, boylu poslu olanı bir işyeri açtığını, iyi kazandığını anlatmış. Çelimsiz ise, "Ben fil fitili olarak çalışıyorum," demiş. Birinci Yahudi şaşırmış: "Fil fitili ne demek?" Beriki boynunu bükmüş: "Bu hayvanlar çok büyüktür," demiş. "Büyük oldukları için de çok yiyorlar. Çok yiyince kabız oluyorlar. O zaman beni, filin arkasından sokup çıkararak fitil niyetine kullanıyorlar." Sağlıklı Yahudi sormuş: "Peki çok para kazanıyor musun bu işten?" Zayıf Yahudi: "Nerdee?" demiş. "Birkaç kuruş uğruna çalışıyorum." Arkadaşının kanına dokunmuş bu durum: "Ben sana büromda iş vereceğim, hemen yarın gel başla!" Fil fitili adam bu kez, "Kusura bakma," diye bükmüş boynunu. "Bokun sıcağına alışınca vazgeçmek zor!"
Bazı kişilerin çomaklamaktan ve batmaktan niye kurtulamadıkları belli oluyor, değil mi?
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagross]
