Öldürmek için doğanlar
Milliyet · 17 Mart 1996
Doğanın yaşama ve yeşile dönüşü demek olan ilkbahar, aslında bir "ölüm" mevsimidir. Sizi kucağında sallayan ninelerin, dedelerin ölüm haberini, özsuyun ağaçlara yürüdüğü bu mevsimde alırsınız çoğu kez. Bir sabah, gazete almaya çıkarsınız güneş doğarken, kuşların başka türlü şakıdığı çalınır kulağınıza; yaşama dönükseniz, "yeniden geldi bahar," diye düşünürsünüz, sevinçle dolar içiniz. Ama ölüme dönükseniz, en karanlık duygularınızın su yüzüne vurduğu bir mevsimdir ilkbahar.
18 yaşındaki Veronique ve 16 yaşındaki erkek arkadaşı Sebastien, yine 16 yaşındaki genç bir delikanlıyı, Abdeladim Garbiche'i, böyle bir bahar günü öldürdüler geçen hafta. Sebastien, sevgilisi Veronique'le sevişen Abdel'in sırtına 40 kez sapladı bıçağı. Veronique, cinayet boyunca hiç kıpırdamadı. Kanlı bıçakla yanağının sıyrılmasına da aldırmadı. O yıllardan beri hayal ettiği bir zevki, ölümün orgazmını tadıyordu. Vücudunu, Abdel'in altından sıyırdı, kalktı, bıçağı sevgilisinin elinden aldı ve can çekişen genç Abdel'in gövdesine son darbeleri de o indirdi. İki genç, Abdel'in cesedini kanlı çarşafa sardılar ve bahçeye gömdüler. Cinayetten yalnızca iki gün sonra yakayı ele verdiklerinde, polise hiç direnç göstermediler. Soğukkanlılıkları, dinleyenlerin kanını donduruyordu. Yaptıklarından büyük bir haz duydukları belliydi.
Veronique, reşit olduğu için ömür boyu hapis istemiyle yargılanacak şimdi. Sebastien ise, en az 16 yıl yiyecek. Fransa, dehşet içinde, iki genç insanın nasıl ve niçin katil olduklarını çözmeye çalışıyor. Çünkü cinayet nedeni gibi görünen olay, ağlanacak kadar basit. Abdel, Veronique ve Sebastien aynı mahallenin çocuklarıydı. Delikanlıların ikisi de sporcu, ancak Fas asıllı yoksul Abdel, Fransız Sebastien'den daha güçlü ve yakışıklıydı. Bir gün kazayla motosikletini Abdel'in üstüne sürmüştü Sebastien. Abdel ağır biçimde küfretti. Sebastien'in kafasında, onu öldürme isteği bir sabit fikir haline geldi. Veronique, ölüm üzerine şiirler yazan, sınıf birincisi bir edebiyat öğrencisiydi. Oliver Stone'un 'Katil Doğanlar' filmini bir başucu kaseti haline getirmiş, yüzlerce, binlerce kez seyretmişti. Sebastien'le tanışınca, delikanlıyı "öldürmek" isteğinden caydırmak yerine, onu 'Katil Doğanlar'ı hayata geçirmeye razı etti. Aynı Stone'un filmindeki gibi, genç kız, kurbanı "üçlü bir seks partisi" için Sebastien'in evine davet etti. Annesi, Abdel'e "Gitme!" dedi. Ancak Faslı delikanlı, önerinin çekimine dayanamayıp geldi ve Sebastien'in onayı ile, gözünün önünde Veronique'le sevişmeye başladı. Veronique, erkek arkadaşının kıskançlıktan gözünün kararıp planı uygulamaya koyacağını biliyordu.
Gençlik, yaşamın başında ömrü dolu dolu geçirmek arzusu kadar, ölümle flört eden bir dönemdir. Ölümün başdöndürücü gizemi, pek çok genç insanın intihar nedenidir, özsuyun ağaçlara yürüdüğü ilkbahar aylarında. Özellikle Amerikan sinemasının evimize taşıdığı "şiddet" tutkusu, bu ölüm çekimini pek çok yerde cinayete dönüştürüyor. Stone, "Katil Doğanlar" filmini yaptığında, orgazma ulaştı mı, bilmiyorum. Ama bugün, ülkesinde gömülebilmesi için arkadaşlarının para toplamak zorunda kaldığı genç bir insanın, Abdel'in ölümüne yol açmakla övünebilir. Veronique ve Sebastien, elbette hasta ruhlu gençler. Ama her hasta ruhlu genç, bugüne kadar katil olmuyordu.
Şiddet olgusuyla cinsel doyuma ulaşan kimi sorumsuz medya adamlarının önünde güzel günler var. Fransa, pek yakında "şiddet" olgusuna sinema ve TV yasağı getiriyor. Türkiye ise, sanki güncel şiddetten yeterince nasibini almış gibi, bu yolda zincirlerinden boşanmış gidiyor...
Ne yoluna gidiyor, yakında gö-rürsünüz.
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]
