Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1996

Aşkım İstanbul

Milliyet · 31 Mart 1996

Kafesin içinde bir muhabbet kuşu. Karnında hiç tüyü kalmadı, minicik göbeği kel. Eşini yitirdiği zaman, yıllar önce dökülmeye başladı tüyleri. Ölür dedik, yaşadı. Bir ayna asıldı kafesin duvarına. Kel muhabbet kuşu, kendi suretine şakıyor artık. Gün boyu o aynaya yapışık. Sırlı camın üstü, küçük gagasının öpücükleriyle dolu. İkide bir temizlemek, muhabbet kuşunun yitik eşi sandığı suretini, yenileyerek geri vermek gerekiyor her sabah. Geceleri, ufacık gagası kanatlarının altına gömülüyor, kendi sıcaklığında arıyor aynada kararan sevgili sureti.

Türk insanı, muhabbet kuşları gibidir. "Yalnızlık Tanrı'ya özgü" sözü, yalnızca bizim dilimizde var. Benim İstanbul ile aşkım, muhabbet kuşu ile aynadaki suretin öyküsü. Kendimi, sevecen gözlerdeki yansımada görmek için ihtiyacım var İstanbul'a. Aylar oldu ayrılalı. Yine kükürt kokulu bir yağmur günü kavuştuk geçen hafta. "Hey, taksi! Sıraselvilere çek!" Çukurca istikameti, Arifin yeri. Beyaz kapıdan içeri süzülüyorum. İçimde, "Tanıdık yüz olacak mı?" kuşkusu içindeyiz yıllardır. Zevkten, kederden, sefadan ve öfkeden çıldırıyor beni her gelişimde.

Zevk. bir Nevizade gecesi. Yitik aşklar üstüne sohbetten sonra, bir dost omzunda uyuya kalan güçlü ve kırılgan erkek başı. Elleri ellerime sarılan güzel gözlü genç kız, sahaf. Gazetede beni bekleyen Anna Larina rumuzlu, Beykoz damgalı okuyucu mektubu.

Keder, Beyoğlu'nda kağıt mendil satmak için yolumu kesen ufaklığın çıplak ayakları. Terazisinin başında sümüğünü çeken, sokak aralarında tiner koklayan çocuklar. Ve annemin giderek sönen titrek sesi. Ve ablamın gümüş telleri çoğalan siyah saçları.

Sefa, Kaktüs kahvesinde beni bekleyen Serap ile Ayşe'nin sarışın güzel başları. Bir Karafaki gecesi. 1915 zaferini anmak için İstanbul'dan Çanakkale'ye yürüyen genç garson öğrenci.

Öfke, bir dört tekerli kaportalar ormanında mahsur kalıp yetişemediğim randevular. Mobil telefonlara yapışmış kulaklar. Para diye diye, gözleri hesap makinalarının tuşlarına dönmüş insanlar.

Üstümde yılda bir iki kez görünmenin ürkek yabancılığı. Mantomu çıkarıp vestiyere uzatıyorum. Mehmet Sina, "Hiç gelmeyeceksiniz sanmıştım," diyor. "Size bir emanet var." Ve beni ağustos ayından beri bekleyen bir paketi uzatıyor. İçinde, yazın bir dost evinde unuttuğum bir gözlük ve kitap: Joseph Kessel'in Gündüz Sefası. Barın dumanlı havası ve insan sesleri arasında bir güneş doğuyor içime. Dünyada değersiz bir zarfın yedi ay sahibini beklediği tek yer, ancak Arifin yeri, Çiçek bar. İnsan ciğerinde felsefe okuyan o sevgili dostlar, garson Sanh, Esat, Mustafa, Yusuf ve diğerleri geliyor yanıma: "Hoşgeldiniz, nerelerde kaldınız?" Her köşeden gülümseyen, dost selamları. Eller ellere dokunuyor, yanaklar yanaklara. İnsan insana kavuşuyor. Dostlarım, dostlarım. Aynadaki sureti kucaklıyorum.

İstanbul ile sadomazo bir ilişki

Siz bu satırları okuduğunuz zaman, ben Paris'e dönmüş olacağım. Mobil olmayan telefondaki "Paris'e bahar geldi, çabuk dön. Yoksa kendimi sokaklara vuracağım," dedi. Bana yazmak istiyorsanız, adresim: 189, rue de la Convention 75015 Paris. Mektuplarınıza, muhabbet kuşunun aynadaki sureti gibi ihtiyacım var.

[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1