Boynuzun ucundaki efsane
Milliyet · 19 Mayıs 1996
Bugün, yaşamımda ilk kez, hiç görmediğim, tanımadığım ve tanısaydım kuşkusuz hiç sevmeyeceğim bir "erkek" için yazıyorum. Ve tarihin en büyük matadorunu, Louis Miguel Dominguin'i konu alan bu yazımı, İspanya'da birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca bana boğa güreşini sevdirmeye çalışan, dostum Gürcan Türkoğlu'na adıyorum. Boğa burcundan biri olarak, hala sevmiyorum boğa güreşlerini. Ama ölümün sanatla özdeşleştiği bu vahşet çağrısına, kulaklarım sağır, gözlerim kör değil artık. Yıllar geçti, ben olgunlaştım ve en azından bir "miura" boğasına kafa tutan matadorun, kadınlar kadar erkeklerden de oluşan topluluklar üzerindeki dayanılmaz çekiciliğini anlıyorum.
Dominguin, matadorluk yaşamı boyunca ense köküne indirdiği son kılıç darbesiyle öldürdüğü 3000 boğa gibi, bir beyin kanamasından öldü geçen hafta. Doğumunda, kendisi de boğa güreşçisi olan babası, beşiğinin üstüne eğilmiş ve "Parmakları yeterince uzun. 'Muleta' tutabilir." demişti. Boğanın önünde kızıl bir yelpaze gibi açılıp kapanan o ölümcül şal, muleta'yı eline aldığında ve "torero" mertebesine erişmiş güreşçilerin kuşandığı "traje de luz", ışık elbisesini giydiğinde 14 yaşındaydı henüz. Otel parasını ödeyebilmek için erkeklik bekaretini, zengin bir İngiliz leydisine sattığı gündü. Dominguin için, yaşamın iki arenası, boğanın eşindiği toprak ve kadının beklediği döşek dönemi başlamıştı. Her ikisinde de "bir numara" olmayı başardı. Ernest Hemingway'in "Don Juan yeniden dünyaya gelseydi, kuşkusuz Dominguin'in çizgilerine sahip olurdu," demişti onun için. Rita Hayworth, Ava Gardner, Lauren Bacall, Brigitte Bardot ve Romy Schneider, Dominguin'in aşk arenasını paylaştılar. Dominguin sevgililerine ölü boğa kulakları armağan etmekle yetindi. Parsayı Visconti'nin ilham perisi, İtalyan aktris Lucia Bose topladı ve Dominguin'i tanıdığı gün, sinemayı, İtalya'yı, her şeyi bıraktı, "matador"un karısı oldu ve hayatını ona adadı. Bugün, İspanya'nın en yakışıklı, en çekici erkeklerinden aktör ve şarkıcı Miguel Bose, bu görkemli aşkın meyvası olarak babasının "Don Juan" efsanesini sürdürüyor.
"Boğa çok kıskançtır ve bağışlamaz. Vücudumda taşıdığım her boynuz yarasında bir kadının adı vardır," derdi Dominguin. Ve vücudunda 15 boynuz yarası vardı. Picasso, Dominguin'in dostuydu. "Işık elbisesi"nin desenlerini o çizmiş, boğa güreşi tarihindeki ilk ve tek, siyah üstüne beyaz işlemeli giysiyi Dominguin için yaratmıştı. Hemingway, Dominguin'in iki boğa ve kız kardeşinin kocası, rakibi Antonio Ordonez ile yaptığı ölümüne boy ölçüşmeyi, Life dergisine "Tehlikeli Bir Yaz" adlı öyküsüyle gönderdi. Dominguin, kardeşlerinden biri sürgündeki İspanyol Komünist Partisi lideri olmasına karşın, diktatör Franco ile de ava çıkardı. Bu av partilerinden birinde, Franco, ona "Luis Miguel, sizin ailede bir komünist varmış, doğru mu?" diye sordu. Matadorun yanıtı, öldürücüydü: "Bizim ailede herkes komünisttir, ekselans!" Elbette doğru değildi, bu yanıt. Ama Dominguin, ülkesinin diktatörüne, "Yersen!" diyebilecek yerlerde güreşiyordu. Ünlü ozan Rafael Alberti, Dominguin için şiirler yazdı. Jean Cocteau, "Orfe'nin Vasiyeti" filminde oynattı büyük matadoru. Louis Bunuel'in "Viridiana" filmi ise Dominguin'in yaptığı mali yardım sayesinde gerçekleşti. 1960'lı yıllarda, karısından boşanırken, nüfus kağıdını isteyen yargıca, "Ben ve kral, üstümüzde kimlik taşımayız," yanıtını vermişti.
Arenaların kralı öldü. Kralın kadınları yas tutuyor. Boğaları ise, zaten onun elinde can vermişlerdi. Ama efsane yaşıyor.
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]
