İmparatorluk çocukları
Milliyet · 26 Mayıs 1996
Türkiye'de kurulan örtülü ödenek turşusu, benim bile midemi ekşitti doğrusu. Paris'e bahar gelmişmiş, kahveler kaldırımlara taşmışmış, umurumda değil. İşi gücü bıraktım, kafa patlatıyorum: "Beş buçuk milyarı çarşafa doladıktan sonra geri kalan dörtyüzdoksandörtmilyarbeşyüzmilyon lira, acaba sarımsaklanıp da mı saklandı, yoksa sarımsaklamadan mı saklandı?" Gel de çık işin içinden. Gel de ekşimesin miden. Cumartesi günleri Paris'teki Türk aydınlarının toplandığı La Palette kahvesinde bile örtülü ödenek konuşuluyor: Küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk. Tansu Çiller, cumhurbaşkanına anlatacak mı? Millet bu turşuyu yiyecek mi? Yerse, üstüne bir bardak su içecek mi? Yemezse, Tansu Hanım Amerika'ya gidecek mi? Yaşamsal sorular bunlar. Sarımsaklayıp yanıtlanması, sarımsaklamadan kanıtlanması, dam üstünde saksağanın sak üstünde damdağan olmasına bağlı. Altı kaval, üstü şişhane ülkemizin ağaçkakanı değil, eski de olsa başbakanı söz konusu. Oturak dolunca, elbet çıkar kokusu.
Bu arada Fransa'da Napolyon'un vasiyeti de bulundu. Şimdi, ne ilgisi var diyeceksiniz. Vallahi ben de bilmiyorum. Osmanlı gibi Fransa da imparatorluktu, nasılsa bir yerde, turşu kuramasak bile ilgi kurarız, diye düşünüyorum.
Napolyon Bonaparte adlı adem, bundan tam 175 yıl önce öldü. İngilizlere yenilince sürüldüğü Sainte Helene adasındaki tutsaklığı sırasında, 1819 yılının ağustos ayında, çok hastaydı. İyileşmekten umudunu keserek, dostu Maresal Bertrand'a hitaben iki sayfalık bir vasiyetname hazırladı. Kendi elcegiziyle yazdığı belgede şöyle diyordu: "Sevgili Bertrand, elmas kolyemin yarısını eşinize, diğer yarısını Madam Montholon'a bırakıyorum. 50.000 frankımı Montholon kontuna, diğer 50.000 frankı da uşağım Marchand'a verin. Tüm gümüş eşyalarımı, silahlarımı, porselen takımlarımı ve imparator armamı taşıyan kitaplarımı, ilerde oğluma verilmek üzere siz saklayın. Size de el yazmalarımı bırakıyorum..."
İki yıl daha yaşadı Napolyon tutsaklıkta. Ölmeden önce, İngilizler hesabına casusluk ettiğini anladığı Kont Montholon'u vasiyetinden çıkarmak üzere yeni bir belge hazırlamak istedi ve sadık uşağı Marchand'a eski vasiyeti yakmasını emretti. Ancak Marchand'ın gönlü, sevgili imparatorunun güzel elyazısını taşıyan bu belgeyi ateşe atmaya el vermedi. Nerede kaybolduğu belli olmayan birinci vasiyet, geçen ay Londra'daki Christie's açık arttırma salonlarında ortaya çıktı ve adı açıklanmayan Fransız bir koleksiyoncu tarafından satın alındı.
Napolyon, Fransa'yı imparatorluk yapan ve imparator tacını kendi başına giydiren adamdı. Ölürken 100 bin frankı vardı. Yakmak istediği vasiyetinin bugünkü değeri ise 2 milyon frank. Gelecek yıl, Napolyon'un Zaferleri konulu bir sergi, Avrupa'nın bütün başkentlerini ve ABD'yi dolaşacak ve vasiyet, yeni alıcısının izniyle bu sergide yerini alacak.
Fransa'nın imparatorluğu bir çeyrek yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu altı yüzyıl sürdü. Napolyon'dan insanlık tarihine, iki geometri kuramı, on iki cilt anı, Mısır seferi süresince yapılan bilimsel araştırmalardan 20 cilt eser kaldı. Aralarında halen geçerli Fransız medeni kanunu olmak üzere, bir o kadar da yasa. Osmanlı'da birkaç şiir, birkaç şarkı dışında cilt cilt eser bırakan sultan yok. İmparatorluk arşivlerinin çok büyük bölümünü ise "vergi" ve "mülkiyet" defterleri oluşturuyor.
İşte bugünkü Fransa, işte bugünkü Türkiye. Kimin, nereden, nereye, nasıl geldiği belli değil mi? Armut ağacı elma verir mi? Kumda oynayanın kıçına yargı batar mı? Çalsın saz, oynasın kız, zaten yolunan hep aynı kaz, yani biz.
[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]
