Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1996

Kalça ve yürek

Milliyet · 15 Haziran 1996

Arletty, 1940'lı yılların Fransız sinemasında, en nefis kalçaların, en biçimli bacakların, küçük ve diri göğüslerin, iri, dolgun dudakların sahibi bir oyuncuydu. Yalnız Paris'li kadınların olabildiği gibi, güzelin ötesinde, özel bir dişiydi ve Jean Renoir'ın, Marcel Carne'nin yönettiği filmlerde, siyah beyaz cinselliğiyle milyonlarca erkeğin yüreğini titretti. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Paris işgal altındayken Alman bir subayla ateşli aşk yaşayan Arletty'yi, savaş bitince "vatana ihanet"le suçladılar ve yirmi gün hapse attıktan sonra mahkemeye çıkardılar. Toplumsal bellek, Arletty'yi yargılayan mahkeme başkanının adını unuttu. Ama Arletty'nin, kendisini Alman aşığına değgin sorgulayan yargıca verdiği yanıtı unutmadı: "Sayın baylar, benim yüreğim Fransa'ya, kıçım ise sevdiğim erkeğe aittir!"

Türkiye gerçekten çok eğlenceli bir yer. Kimi kez, gülmekten "öldürüyor" insanı. Kullanılmadan eskiyen Kültür Bakanı Agah Oktay Güner, "İstanbul Kanatlarımın Altında" filminin yönetmeni Mustafa Altıoklar ve gazeteci Murat Bardakçı arasındaki "IV. Murat'ın cinsel yaşamı" konulu tartışma beni çok eğlendirdi, ancak basına yansıyan üçlü konuşmalardan, sonuç olarak IV. Murat'ın eşcinsel olup olmadığını, ulu Osmanlı hakanlarının belden aşağı alışkanlıkları hakkında fikir yürütmenin suç sayılıp sayılmayacağını anlayamadım.

Fikir suçu işlemeye öteden beri bayılırım. Tabuları gıdıklamaya ya da özel bir merakım vardır. İşte açıklıyorum: Osmanlı sarayında, başta sultanlar olmak üzere erkek erkanın, Fransızca deyimiyle "hem yelkenli, hem buharlı" alışkanlıkları vardı ve dünya seks literatüründe "Yunan Adetleri" olarak anılan bu uygulama, haremlerde kullanılan kadınlar kadar, "oğlancılığı" da Osmanlı nezdinde "makbul" kılardı.

1858'de, Osmanlı tarihine "yenilikçi" olarak geçen Sadrazam Mustafa Reşit Paşa bir "hamam sefası" sonrasında kalbi durarak vefat edince, zamanın Fransa Büyükelçisi Edouard Thouvenel, ülkesinin dışişleri bakanına yazdığı mektupta, Reşit Paşa'nın ölümünü bakın, nasıl anlatıyor:

"Söylentiye bakılırsa, size Reşit Paşa'nın yaşına pek uygun olmayan ve özenle gizlediği bazı alışkanlıklarının kurbanı olduğunu bildirmek zorundayım. Reşit Paşa'nın, Emirgan'daki köşkü zorbaca yöneten ve hatta hizmetkarlara dayak atmak gibi davranışlarda bulunan hanımı, çok karılığa tahammül göstermiyordu. Dolayısıyla Reşit Paşa'nın, biri Harem ağasının, diğeri kahyasının evlerinde iki gizli haremi ve bu haremlerin her birinde ikişer Çerkes odalığı vardı. 25 Aralık günü, Reşit Paşa'nın bu haremleri ziyaret ettiği ve hastalanacak kadar güç harcadığı ortaya çıktı. Ayrıca, hizmetkarların deyişine bakılırsa sadrazam, Osmanlı İmparatorluğu ileri gelenleri arasında maalesef pek yaygın olan ve bu kişilerin kendi aralarında "Türk hamamı" kültürünün bir parçası olarak gördükleri "Yunan Adetleri" düşkünüydü. Reşit Paşa'nın, hayatına mal olan kriz günü, söz konusu hamam sefalarından birini daha yaptığı anlaşılıyor ve Mösyö Fauvel'in raporu, Paşa'nın yürek inmesine başka hiçbir bilimsel açıklama getiremiyor. Konstantinopolis, halen bu tatsız dedikodularla çalkalanmakta ve ben de, Abdülmecit'in hükümdarlığı sırasında Türkiye'nin en belirgin şahsiyeti Reşit Paşa'nın ölümüne ilişkin bu bilgileri size aktarmak zorunda kalıyorum..."

Arletty, bir Fransız aktristiydi ve yüreğinin nereye, kalçalarının kime ait olduğunu açıkça söylemek cesaretini göstermişti. Mustafa Reşit Paşa gibi pek çok Osmanlı erkanı ise, belden aşağılarını ilgilendiren tatbikatları özenle gizlediler, ancak yüreklerini de koruyamayıp, hamam sefalarında tükettiler.

Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki din, ahlak ve adab meraklılarına duyurulur.

[Fotoğraf altyazısı: Fotoğraf: Daniel Colagrossi]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1