'Kürt sorunu Türkiye'yi rehin aldı'
Milliyet · 1 Temmuz 1996
Türkiye'nin Kürt sorunu tarafından "rehin" alındığını öne sürüyorsunuz. Neden?
Bu sorunun Türkiye'nin "büyük güç" olarak davranmasını engellediğini, elini ayağını bağladığını söylüyorum. Neden? Çünkü örneğin Yunanistan, Kürt sorununu Türkiye'yi engellemek için kullanıyor. Kıbrıs konusunda bile bu yüzden ilerleme kaydedilemiyor.
Ama en önemlisi, ABD ile pazarlık gücü kalmıyor Türkiye'nin. ABD, ülkenizin elbette dost ve müttefiki. Ancak Kürt sorununu, elinde Türkiye'ye karşı baskı aracı olarak tutuyor. Ne zaman Türkiye, kendi çıkarlarını kollayıcı yönde, ama ABD'nin işine gelmeyen bir girişimde bulunsa, karşısına Kürt sorunu çıkarılıyor ve şantaj yapılıyor.
Örneğin, Çekiç Güç. ABD, Kürt sorununu kullanarak, Türk ordusuna, "Çekiç Güç sayesinde size PKK ile ilgili bilgi aktarıyoruz. Irak içine yaptığınız operasyonları daha ayrıntılı bilgilerle yapabiliyorsunuz" diyor.
Çekiç Güç'ün amacı
Oysa Çekiç Güç'ün varoluş amacı, hemen demiyorum, ama eninde sonunda, bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurmak. Demek ki, Kürt sorunu yüzünden Türkiye, zaman zaman kendi çıkarlarına aykırı politikalar gütmek zorunda kalıyor.
Türkiye Irak'taki özerk Kürt oluşumlarıyla işbirliğini PKK sorununa göre belirliyor. Suriye, Türkiye'ye karşı PKK kartını oynuyor. Ermenistan, Yunanistan, Rusya bile Kürt sorununu silah olarak kullanıyorlar Türkiye'ye karşı.
Türkiye, hasımlarının eline kendisine karşı kullanılacak silahı kendi eliyle, Kürt sorunu olarak veriyor. Bu durumda Türkiye'nin büyük güç olarak ortaya çıkıp kendini göstermesi, mümkün değil!
● Sizce Türkiye'de niçin bir Kürt sorunu var?
Dünyada Türkiye'yi aşan bir gelişme söz konusu: globalleşme. Ekonomide, teknolojide, iletişimde ülkeler arası sınırları kaldıran globalleşme, devletleri birleştirmesi beklenirken, "aşiretleşme" ye yol açtı. Globalleşme insanlarda, biçimi ve sınırları belirsiz bir bütünde kimliğinin boğulması duygusu ve korku uyandırıyor.
Tabii başka nedenler de var. Türkiye'nin kapısında, Irak'tan yayılan bir salgın var. Pratikte küçük bağımsız Kürt devletleri oluştu. Ama bundan 25 yıl önce de Irak Anayasası'nda Kürtlere kültür özerkliği vardı. Kendi dillerini, radyolar, televizyonlar aracılığıyla konuşabildikleri gibi, okullarda öğrenebiliyorlardı. Irak Kürtleri, Saddam Hüseyin 'den kaçıp Türkiye sınırlarına yığılınca, Türkiye Kürtleri bu farkları gördüler.
"En kötüyü" bertaraf
● Türkiye bu sorunu nasıl çözer?
Bilge devlet olma yeteneği, Türkiye'nin Kürtlere kültürel haklarını tanımasını gerektirir. Sorumlu politikacıların "sorun yoktur" yaklaşımını bırakıp, kulaklarını ve gözlerini kapamaktan vazgeçerek, gerçeği teşhis etmesi ve "en kötüyü," yani ayrılıkçılığı bertaraf için önlem alması gerekir.
Terörle, ayrılıkçılıkla mücadelenin yolu, Kürtlerin geniş geneli yararına önlem almaktır. İşte bu konuda Turgut Özal, büyük bir devlet adamıydı. Çünkü tehlikeyi görmüş, askeri önlemlerle sorunun çözülemeyeceğini anlamıştı. Ancak hiç bir parti, politikacıların büyük çoğunluğu ve ordu, onu izlemedi.
Bence, Kürt problemini bir yana bırakıp Türkiye'nin demokratikleşmesinden söz edilmeli. Yani Türkiye vatandaşlarına, cumhuriyet kurallarına saygılı olmak koşuluyla ne olmak istiyorlarsa onu olabilmek hakkını tanımak gerek. Düşüncelerini hapse düşmeden, öldürülmeden ifade etmek özgürlüğü olmalı Türk vatandaşlarının. "Ne mutlu Türküm diyene" formülünü bozmadan, kökenine de sahip çıkma hakkı verilmeli.
Ispanya'da Katalan ya da Baskların hem kendileri hem de İspanyol olabildikleri gibi. ABD'de İrlandalı, İtalyan, Çinli ve diğerlerinin hem kendileri, hem de Amerikalı olabildikleri gibi.
Türkiye'deki demokrasi boşluğunu doldurmakla, Kürt sorununun büyük bölümü çözülür. Televizyonuyla, radyosuyla, gazetesiyle Kürtler kimliklerini yaşayabilmeliler. Tabii çok geç değilse. Çünkü bir zaman gelir ve bütün bu önlemleri almak için çok geçtir.
● Turgut Özal'ın Kürt sorununda doğru düşündüğünü söylüyorsunuz. Öte yandan Çekiç Güç'ün Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olduğunu. Oysa Çekiç Güç'ü getiren Özal'dı...
Gerçekten Özal, ABD'nin etkisi altında kalmış biriydi. Ancak Osmanlı bir yanı da vardı. Körfez Krizi'nde Amerikalılara güvendi. Türkiye'nin askeriyle bile müttefiklerin yanında yer almasını istedi. Ancak ordu başta, herkes karşı olduğu için başaramadı.
Hesabı yanlıştı. En azını yaptı, Çekiç Güç'ü getirdi. Ve Türkiye, Irak'ı kaybetti. Özal, hesabını Saddam Hüseyin 'in 6 aydan fazla dayanamayacağı üzerine kurmuştu. Kuzey Irak Kürtleriyle diyalog kurdu, olay büyüdü ve kontrolünden çıktı.
Özal, geleceğin ABD olduğunu düşünüyordu. Gerçek bir Amerikan yandaşıydı. Ancak Amerikalıların, Türkiye'den önce kendi çıkarlarına hizmet ettiğini anlamadı. ABD, Saddam Hüseyin'i devirmek istemiyordu. Önce yerine bir başka general arandı; ancak bulunamadı. Bulunanlar da tek tek ortadan kaldırılınca, Saddam'ı ayakta tutmaya karar verdi.
Türkiye'nin geleceği...
● Siz başından beri ABD'nin Saddam Hüseyin'i devirmeye değil, dize getirmeye çalıştığımı biliyordunuz da, Özal bunu nasıl göremedi?
Bilmiyorum. Saddam Hüseyin'in ABD tarafından korunduğu açıktı. Örneğin Amerikalılar, Saddam'ın özel muhafız birliklerini yok edebilecekken, durdular ve kuzeye kaçmasına göz yumdular. İki gün sonra aynı birliklerin kuzeyde Kürtleri, güneyde Şiileri ezmesine izin verdiler.
Amerikalıların Körfez savaşındaki müttefikleri Suudi Arabistan ve Kuveyt, Irak'ta demokratik bir rejim istemiyordu. Uygun bir diktatör bulunamayınca, Saddam'ın yerinde kalmasına karar verdiler. Özal'ın bunu görememiş olması gariptir.
● Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Çok belirsiz. Kürt açmazı, Türkiye'de pekçok şeyi çürütüyor. Aşırılıklar yaratıyor. Ordu, polisleşiyor. Bir ülke için çok kötüdür bu durum. Bu durum şimdiye kadar olmayan bir ırkçılığa çanak tutmakta ve ezelden beri bir Türk niteliği olan hoşgörüyü öldürmekte. Sağlıklı bir yapısı olan Türk toplumu, karşılıklı kayıplar yüzünden nefretle dolar hale geliyor. Bölünmekten; çoğunlukların ya da azınlıkların hükmüne girmekten korkuyor.
Endişeliyim. Ama, politikacılar kendilerine gelir, tutulan yolun çıkmaz olduğunu anlarlarsa, onurlu ve sorumlu bir şahlanışla doğru kararları gecikmeden verebilirse, belki kurtuluş yolu açılır.
● Cem Boyner'e büyük umut bağlamıştınız. Yanıldınız mı?
Boyner, benim için sağduyunun sembolü. Kendi insanları tarafından yenildi. Ancak doğruları söyleyen liderler her zaman kazanmazlar. Boyner, önemli bir yanlış yaptı: Bir politikacının, kamuoyundan daha ilerde olmaya hakkı yoktur.
● Türkiye'nin AB ile gümrük birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
GB, elbette iyi bir şey. Ancak Türkiye, büyük tavizler verdiği, çok haksız bir anlaşmaya imza attı. Ben bu anlaşmanın gözden geçirilmesinden yanayım. Tansu Çiller, yine Kürt sorunu elini ayağını bağladığı için, oy kaybeden partisine "çeyiz" getirmek kaygısıyla, pazarlık etmeye cesaret edemedi. Bu anlaşma yeniden düzenlenmezse, Türkiye'nin ekonomisi açısından bir felaket olur, ulusal sanayi büyük darbe yer. Avrupa pazar istiyordu, istediğini fazlasıyla elde etti. Ama Türkiye'nin yerel sanayisini koruması gerek.
[Kutu: 1988 - 91 yılları arasında Fransa'nın Türkiye büyükelçisi olan Eric Rouleau uzun yıllar Le Monde gazetesinde çalışan tanınmış bir gazeteci. Fransa eski başkanı François Mitterrand'ın özel danışmanlığını da yapan Rouleau, Fransa'nın Ankara yanında Tunus büyükelçiliğini de yaptı. Arap ülkeleri hakkında beş kitabın yazan olan Rouleau, halen Le Monde Diplomatique başta olmak üzere çeşitli Batı dergilerine yorumlar yazıyor. Rouleau'nun Türkiye üzerine son iki makalesi Amerikan Foreign Policy ve Fransız Poles dergilerinde yayımlandı. Mine G. Saulnier, Rouleau ile Paris'te görüştü.]

