Avrupa'nın küreselleşme endişesi
Milliyet · 30 Temmuz 1996
AVRUPA'nın ayrı dillerden, ayrı ırklardan, ayrı uluslardan oluşan derebeylikleri, gün geldi ülkeselleştiler, şimdi küreselliğe alışmaya çalışıyorlar. Geçen hafta, Fransa'nın Montpellier kentinde France Culture radyosu ve Le Monde gazetesinin düzenlediği bir sempozyumda, "Avrupa küreselleşmeye dayanacak mı?" sorusuna yanıt arandı.
Filozof Alain Finkielkraut, bu soruyu şöyle açıyor: 1. Küreselleşme sonucu direksiyonu kontrolden çıkan bir dünyanın yarattığı ulusal korkular yenilebilecek mi? 2. Kuşakların bir sonraki kuşaklara ilettiği daha iyi bir gelecek umudunu rafa mı kaldırmak gerekiyor? 3. Avrupa'nın yürekten bağlı olduğu sosyal haklar, Avrupa idealinin sonunu mu hazırlayacak?
YEREL TEŞHİSLER
Avrupa parlamenteri Jean Louis Bourlanges, küreselleşmenin, politikacılar açısından trajik sonuçlar yarattığına dikkati çekiyor. Çünkü küreselleşme, politikacıların yerel teşhisleri ile son derece kısıtlı müdahale yetenekleri arasındaki uyuşmazlığı beraberinde getiriyor. Ancak, "Küreselleşmeyi, şeytani bir senfoni olarak düşünmekten vazgeçmeliyiz," diyor Bourlanges. "Tüm dünyanın zorunlu kaldığı bir dizi teknik, ekonomik, sosyal ve ağır değişimler olduğunu kabul etmek gerek."
Avrupa deyince AB'nin anlaşıldığı bu toplantıda, küreselleşmeye karşı yok olmamak üzere önerilen tek ilaç, birlik nezdinde federatif bir düzenlemeye gidilmesi. Bu federatif düzen, kamu iktidar odaklarında en küçükten en büyüğe doğru uzanan bir katmanlar hiyerarşisi yaratmak ve devletleri güçlendirmekten geçiyor.
Küreselleşmeden korkmayan Avrupa savunucuları, İsviçre tipi bir kantondan, Birleşmiş Milletler'e uzanan bu katman düzeyleri içinde, AB'nin zincirdeki yerini alacağına kesin inanç taşıyorlar. Ancak şu an için, "Avrupa'nın mantığa dayalı soğuk sit alanı"nı, "Avrupa'nın tutkuya dayalı sıcak sit alanı"na karşı savunmanın imkansız olduğunu kabul ediyorlar.
Uzmanlar, küreselleşme karşısında AB'nin yerini arayadursun, çözümsüzlük en acı yanıyla "sosyal haklardan" geliyor. Küresel rekabet piyasası içinde, AB'nin sosyal güvencelerine artık dünya ölçüsünde yer yok. Bu sosyal haklar, AB sınırları içinde konfor sahibi iş gücünü yarattı, evet. Ancak, devlete dayanarak bedava yaşayan milyonlarca insanı da "asalak" bir felsefeye alıştırdı.
DİLENCİLİK HAYAT TARZI
Bugün tüm Avrupa sokakları, devletlerden "asgari" yardım alıp, dilenciliği bir yaşam biçimi olarak benimseyen, üstelik geçinip giden insanlarla dolu. Ve bu olgu, ülkelerin dinamikliği, çare üretme kapasiteleri açısından hiç iyi örnek oluşturmadığı gibi, atıl yaşam biçimini yavaş yavaş egemen kılıyor. Buna işsizlik de eklenince; AB devletlerinin "sosyal" nitelikleri doğrultusunda beslemek zorunda oldukları geniş kitlelerin, "küreselleşmenin erdemlerine " ne kadar inanıp güvenecekleri, bilinmiyor.
