Basın özgürlüğü kullanılmazsa yıpranır
Milliyet · 5 Ağustos 1996
DÜNYADA en küçük bir ilan almaksızın ve reklam yapmaksızın, kredisiz, borçsuz ve seksen yıldan beri çıkan "tek" gazete var. Fransa'nın Zincirli Ördek'i "Le Canard Enchainé".
Her hafta 8 sayfa olarak çıkan bu siyasal mizah gazetesi, bankalardaki vadeli hesaplarında yatan 180 milyon Franklık (2 trilyon 880 milyar TL) güvence parası ve ortalama 400 bin tirajı ile Merkez Bankası'nın raporlarında, "Fransa'nın en sağlam kurumlarından biri" olarak niteleniyor.
Zincirli Ördek, aynı zamanda çalışanlarına en yüksek maaş ödeyen basın kuruluşu. Sahibi yok. Yıllık net kâr, gazetenin (bazıları aynı zamanda hissedar olan) 112 çalışanı arasında paylaşılıyor. Hisseleri "babadan oğula" devrolmayıp, diğer hissedarlar arasında dağılıyor.
[Kutu: Zincirli Ördek, Fransız politikacılarının korkulu rüyası; basın özgürlüğünün uluslararası düzeyde en "büyüğü"; dünya basınının en "bağımsızı", çünkü ekonomik olarak en güçlüsü]
Bir avuç gazetecinin mücadelesiyle, hükümetler düşüren, bakanları intihara sürükleyen gazete olarak Le Canard Enchainé basının susturulamayacağına en müthiş örnek.
Nasıl doğdu?
1915 yılında Fransa'da basın sansürlüdür. Savaş propagandası, gerçek haberciliğin yerini almış ve Almanya önünde yenilen Fransız ordusunun, halkının moralini yüksek tutmak, milli gururunu okşamak gerekçesiyle en ciddi gazeteler bile en sahte, en gülünç haberleri yayınlamakta birbirleriyle yarışır.
Maurice Marechal adlı bir gazeteci, karısı ve güvendiği üç beş arkadaşıyla bir araya gelir ve 10 Eylül 1915 günü, iki sayfalık Le Canard Enchainé'nin ilk sayısını basar. Marechal, gazetenin "misyon"unu, şu sözlerle açıklamaktadır:
"Vak! Vak! Vak! Zincirli Ördek, bugüne değin yerleşmiş tüm basın kurallarına uymamaya kararlıdır. Zincirli Ördek, en ince ayrıntılarına dek araştırdıktan sonra, okuyucularına kesinlikle doğru olmayan haberler verecektir. Herkesin bildiği gibi, Fransız basını, istisnasız olarak, savaşın başından bu yana, tüm okuyucularına gerçekliği su götürmeyen haberler iletmektedir. Kamuoyu, bu gerçek haberlerden bıkmıştır! Artık sahte haber istemektedir, sahte haber alacaktır!"
Beyin yıkamaya karşı bayrak açan Le Canard Enchaine, silah olarak mizahı seçmişti. Adını "Ördek" koymasının nedeni, bu sözcüğün Fransız argosunda hem "gazete" hem de "asparagas" (uydurma) haber anlamına gelmesiydi. "Zincirli" olmasının nedeni ise, Fransız basınını kasıp kavuran "sansür."
1915 yılında çıkan birkaç sayıdan sonra kapanan Le Canard Enchainé'nin ikinci yaşamı 5 Temmuz 1916'da başladı. Tüm parti ve ideolojilerden bağımsız olan haftalık gazete, hiç bir kurumu ve kimseyi kayırmamayı amaç edindi.
Anatole France'in "Okuduğum tek gazete" dediği Ördek'in tirajı, 1936 yılında 200 bine yükseldi. Gagaladığı hedefler, ordu, kilise, adalet, finans odaklarıydı.
İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman işgalinde, "işbirlikçi olmaktansa var olmamayı" yeğleyen Le Canard Enchainé, yayınına ara verdi. Savaş sonrasında 500 bin tiraja yeniden ulaştı.
Bu arada Marechal ölmüş ve karısı Jeanne Marechal, eşinin vasiyeti gereği Zincirli Ördek'i bugünkü yapısıyla yeniden düzenlemişti. Gazete artık 49 kişilik yazı işleri kadrosuna aitti.
En büyük avlar
1960'larda başlığının altına "Basın özgürlüğü kullanılmazsa yıpranır" sloganını yazan gazete, 1971 - 72 yıllarında başbakan Chaban Delmas'nınvergi ödemediğini ortaya koydu.Delmas, cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmek zorunda kaldı.
1979'da Çalışma Bakanı Robert Boulin, bir dostunun çıkarlarına hizmet karşılığı hediye aldığı arsanın öyküsü Zincirli Ördek tarafından "eşelenince" intihar etti.
Ördek, 1981 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, yeniden aday olan Valery Giscard d'Estaing 'in, 1979'da Fransız ordusu tarafından devrilen Orta Afrika "imparatoru" Bokassa 'dan değeri milyarları bulan 200 elmas "armağan" aldığını, bunları devlet kasasına devretmediğini ortaya çıkardı.
1994'te Mitterrand'ın başbakanı ve maliye bakanı Pierre Beregovoy, yolsuzluk yüzünden hapiste yatan işadamı Roger Patrice Pelat'dan 1 milyon frank rüşvet aldığı ortaya çıkarılınca intihar etti.
Zincirli Ördek'in "av" ganimetleri arasında, bunlar gibi pekçok politikacı ve iş adamının kellesi var.
"Ördek"ten inciler
■ 1920 yılında, 50 yaşına giren III. Cumhuriyet'in yıldönümünü Zincirli Ördek şu başlıkla kutlar: "Cumhuriyet olsaydı, 50 yaşında olacaktı!"
■ 1962 yılında Cezayir savaşının en gözükara generallerinden Trinquet, Zincirli Ördek 'in saldırılarına dayanamayarak, genel yayın müdürü Robert Treno 'yu düelloya davet eder. Düello günü, Treno'nun iki "Ördekçi" tanığı, Trinquet'nin tanıklarının frak giymemiş olmalarının geleneğe aykırı olduğunu kaydederler. Silah seçimi, Treno'ya geçer. Treno, mantar tabancası ya da küçük oklarla dövüşmeyi önerir. Bir saat 11 dakika süren tartışmadan sonra, general iyice rezil olacağını anlar ve düellodan vazgeçer.
■ "Ördek"in ilk yönetmenlerinden Victor Snell, Mussolini 'yi gençliğinde tanımış ve kendisine 20 frank borç vermiştir. Mussolini, bu borcu ödemez. "Duce" savaş sırasında Fransa'dan Korsika ve Savoy'u isteyince Snell, müdahale eder: "Önce 20 frankımı ödeyin!"
1971'den beri Zincirli Ördek genel yayın müdürü Claude Angeli
'Tüm hükümetler basını kullanmaya çalışır'
● Fransa'da basın özgürlüğü var mı?
Hükümetler, basın özgürlüğünü yurttaşların temel bir hakkı olarak değil, zararını en alt düzeye indirmek için mücadele edilmesi gereken, kaçınılmaz bir hastalık olarak algılarlar. Kırk yılı aşkın gazetecilik yaşamımla, siyasal eğilimleri ne olursa olsun tüm hükümetlerin, basını kullanmaya, yön vermeye, sersemletmeye, uşaklaştırmaya, zararsız hale getirmeye çalıştığına tanık oldum. Medyaların demokratik haber verme işlevlerini yerine getirmeleri için, önce kendilerinin doğru dürüst haber almaları gerekir. Oysa Fransa'da, yurttaşların bilmesi gereken en basit gerçekler bile devlet sırrı olup çıkıyor.
● Zincirli Ördek'in başarısı neden ileri geliyor?
Ekonomik bağımsızlığından ve çalışan kadroların dürüstlüğünden. Başka basın organlarının sustuğu yerde, konuşmasından. Biliyorsunuz, kesinlikle, en küçük bir ilan almadan ve reklam vermeden yaşayan bir yayınız. Masrafımız az; fiyatımız (8 Frank) ve tirajımız yüksek. Bu durum Zincirli Ördek'e hem büyük bir kazanç, hem de özgürlük sağlıyor.
Yazılı basın, televizyon kadar olmasa bile belli oranda hükümetlerin tehditi altında. Bu tehdit, kağıt sübvansiyonları, vergi indirimleri, vergiden muaf yayınlar, posta tarifelerinde yapılacak değişimler biçiminde geziniyor basının üstünde. Ve gazetecilik ölçülü olmaya zorlanıyor.
● Hiç ölüm tehdidiyle karşılaştınız mı?
Hayır. Ancak sıkı sıkıya izleniyoruz. Asıl dertleri, bize bilgi ve belge veren kişileri ortaya çıkarmak. 1973 yılında, çizerimiz Andre Escaro, gece yarısı ışıkları açık gördüğü için gazeteye girip duvarlara mikrofon yerleştiren istihbarat ajanlarını suçüstü yakaladı. Olayı irdeleyince, cumhurbaşkanına kadar uzattık emir komuta zincirini. Dava açtık. "Devlet sırrı" deyip sıyrıldılar işin içinden ve suçlular cezalandırılmadı.
● Hiç toplatıldığınız oldu mu?
Evet. Pek çok kez toplatıldık. Ayrıca yılda üç beş kez mahkemeye veriliyoruz. Bir düzine avukatımız var ve davaların çoğunu kazanıyoruz. Satın alınan bir hissedar çalışanımızın işine "ihanetten" son verdik. En kısa yönetim kurulu toplantısı olmuştu.
● 49 kişilik ana kadronuz içinde hiç kadın var mı?
Söylemeye utanıyorum, ama yok. Kadın düşmanı değiliz. Ancak, koşullar öyle gerçekleşti. Gerçekten bir eksiklik. Ama hiç kadın yok kadroda.
● Topladığınız bilgi ve belgeleri nasıl sağlıyorsunuz?
Araştırma yapan 11 elemanımız var. En sevdiğimiz yer de vergi dairesi ve kadastro. Ördek'in yeri itibariyle ikisi de yakın. Bu arkadaşlar bazen altı ay araştırma yapıyorlar. En iyi muhabirlerimiz ise, dürüst devlet memurları. Onurlarına dokunan dosyaları, bazen posta yoluyla, bazen kendileri getirip teslim ediyorlar. Bir skandalı ortaya çıkarıp kendi gazetesinde yayınlatamayan gazeteciler de haber kaynağımız. Bunların bir bölümü, zamanla kadromuza katıldı.
[Kutu: Medyaların demokratik haber verme işlevlerini yerine getirmeleri için, önce kendilerinin doğru dürüst haber almaları gerekir]
● Zincirli Ördek'in hiç "asılsız" haber verdiği oldu mu?
Hiç olmadı. Kesinlikle doğrulamadığımız hiç bir haber ve belgeyi basmayız. Zincirli Ördek, 1940 yılında silah üreticisi François Weber 'in, Fransız hükümetine bir mektupla başvurarak Alman topraklarındaki fabrikalarının bombalanmamasını rica ettiğini yazmıştı. Gerçekten de bombalanmadı Weber'in Alman sınırındaki fabrikaları. Yani Fransız Weber, Almanlara imal ettiği bombaların Fransızların bombalanmasını sağlayan bir iş adamıydı. 1977 yılında, tarihçi Jeanneney, böyle bir rica mektubunun yalnızca gazetecilerin hayalinde var olduğunu, asla yazılmadığını savunan koca bir tez yayımladı. Tam dört yıl sonra, 1981 yılında, hava kuvvetleri komutanlığında arşivcilik yapan Simone Pesquies - Courbier tozlu bir kutunun içinde Weber'in el yazısıyla yazılmış mektubu buldu ve Ordu Tarihi dergisinde bastı. Zincirli Ördek, daima doğrudur.
