'İslam düşmanlığından acı çekiyorum'
Milliyet · 5 Ekim 1996
Türkiye dışarıya milyonlarca yurttaşını göndermiş bir ülke. Bugün bunların, Alman, Fransız, vs vatandaşı olmaları için uğraşıyor. Çifte vatandaşlığı mümkün hale getirdi ve bunu yapmayan ülkelere kızıyor. Kırk yılda bir, sizin gibi tanınmış bir yazar Türk vatandaşı olmak isteyince, bu başvuruyu geri çeviriyor. Red yanıtını alınca neler hissettiniz?
Yeni bir habere göre, galiba verecekler Türk vatandaşlığını. Sanırım ilk red olayı, bir bürokrat "hatasından" kaynaklanıyor. Durum düzeliyor gibi. Fakat yaptığım başvurunun reddi üzerine basının gösterdiği duyarlılığa çok teşekkür etmek istiyorum. Bu duyarlılık içimi ısıttı.
Türkiye'de insanların beni sevdiğini anladım ve bu duygunun bende ne kadar mutluluk yarattığını belirtmek isterim. Gazetelerin birinci sayfasını kaplamak belki aşırıydı, biraz utandım. Ancak, Türklerin bir şeye inandıkları zaman sonuna kadar savunan insanlar olduğunu göstermesi açısından çok hoştu.
Ancak birisi, benim Türkiye lehine pek çok büyükelçiden daha başarılı bir propaganda yaptığımı yazmış. Biraz abartılı geldi bana. Bir büyükelçi olsaydım, doğrusu çok kızardım. Çünkü ben diplomat değilim. Türk diplomatlarını tanımak olanağını bulduğum zamanlar, çok üstün nitelikli insanlarla karşılaştım. Umarım bundan sonraki diplomat kuşakları da aynı düzeyde olurlar. Yeni yetişenlerin, eskiler ve şimdikiler kadar donanımlı olmayacaklarına dair söylentiler var; umarım doğru çıkmaz.
• Sözünü ettiğiniz "bürokrat hatası" sizce ne olabilir? Aklıma gelen tek olasılık, başvurumun Osmanlı hanedanından pek hazzetmeyen bir memura denk düşmüş olması. Başka bir açıklama göremiyorum doğrusu.
• Yani Fransa'da bir kimlik sorunu mu yaşıyorsunuz?
Evet. Fransa'da Müslümanlardan ve İslam'dan söz ettiklerinde takınılan tutum yüzünden, her gün acı çekiyorum. Birkaç yıldır, "Müslüman" demek hakaret anlamına geliyor bu ülkede. Bu düşünceyle elimden geldiğince mücadele ediyorum. Ancak Molla Humeyni'den bu yana, çığ gibi büyüyor İslam'a karşı tepki. Eskiden öcü olarak komünizm vardı, şimdi İslamcılar yüzünden İslam suçlanıyor. Bu yüzden Fransa'dan uzaklaşmak istiyorum.
• İslam hakkındaki bu önyargı, diğer Avrupa ülkeleri için de geçerli mi sizce?
Öyle olduğunu düşünüyorum. Ama Fransa'da daha fazla. Fransa'nın Cezayir'i yitirmesine yol açan savaşın belleklerdeki yeri ve Fransa'da 5 milyon Müslümanın yaşıyor ve çalışıyor olması, ırkçılığı körüklüyor. Fransızlar, bu insanların çoğunun iyi niteliklerini görmeden gelip, yalnızca bazılarının kötülükleri üzerinde duruyorlar. Dayanılmaz bir tutum bu. Ve tüm hükümetler zamanında aynı kaldı. Genç Müslümanları Fransız toplumuna kazanmak, entegre etmek için hiç bir şey yapmadılar ve bugün ellerinde saatli bir bomba tutuyorlar. Gelecek için çok endişeliyim.
• İslamcı fanatizmden ve köktendincilikten korkmuyor musunuz?
Fanatikliğin ve köktendinciliğin "Müslüman" kavramlar olmadığını, İslam olmadığını düşünüyorum. Sözünü ettiğiniz fanatik ve köktendincilerin kesinlikle Müslüman olmadıklarını düşünüyorum. Hatta, "İslam" kavramından siyasal çıkar için yararlanmaya çalışıyorlar. İslam dininde Allah'la kul arasında aracı yoktur. Bu her türlü sorunun çözümünde, vicdanı ve aklı özgür bırakmaktır. Kimsenin, kullara şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız diye fetva vermeye hakkı yoktur.
• İslam dinini iyi incelediniz mi?
Evet. Çünkü Müslümanları savunabilmek için, konuyu iyi bilmek zorundayım. Zaman zaman konferanslar veriyor ve bunları anlatıyorum. Ancak üzüntüyle farkettim ki, insanlar yalnızca duymak istediklerini duyuyorlar. Bir konferansımı anımsıyorum. Gerçek İslamın ne olduğunu uzun uzun anlatmış ve fanatiklerin dini nasıl çarpıttıklarına ilişkin ayrıntılı örnekler vermiştim. Söyleşiden sonra biri yanıma yanaştı ve "Çok iyi söylediniz, İslam gerçekten korkunç bir din!" dedi. Müthiş bir umutsuzluğa kapıldım.
Bu yüzden, önümüzdeki yıllar için çok karamsarım. Elbette gerçek ortaya çıkacak, ancak kimbilir kaç yıl sonra herşey yerli yerine oturacak, ama biz göremeyeceğiz.
• Bu etkinliklerinizde geçmişteki gazeteciliğin yeri var mı? Özlüyor musunuz gazeteciliği?
Çok. Çünkü 15 yıl önce bazı şeyleri güçlükle de olsa söyleyebiliyordunuz. Şimdi artık söyleyemiyorsunuz. Örneğin adım Murat değil de, Dupont olsaydı, söyledikleriniz ve yazdıklarım daha etkin olurdu, diye düşünüyorum.
• Yeni kitap çalışmalarınız var mı? Birkaç kitaba başladım. Filistin ve İran'da olanlarla ilgili çalışmalardı bunlar. Tatarlar üzerine bir kitap üzerinde hayli ilerledim. Tatarların ulusal kahramanı Sultan Galief'in yaşamını konu almıştım. Şimdi Hindistan ve Fransa arasında geçen bir kitap yazıyorum.
• Niçin Türk vatandaşı olmak istiyorsunuz?
Uzun süredir istiyorum. Ancak gerek işim, gerekse Fransızca anadilim olması açısından Fransız vatandaşlığını da yitirmek istemiyordum. Türk vatandaşlığına geçmek için Fransız uyruğunu bırakmak zorunda olmadığımı, yakınlarda öğrendim. Tümüyle duygusal nedenlerle Türk vatandaşlığını istiyorum. Aile bağlarıyla hiç ilgisi yok. Yalnızca Türkiye'yi çok seviyor ve vatanım olarak görüyorum. Yoksa Türk vatandaşlığı pratikte bana bir yarar sağlamayacak.
• Türkiye'ye duygusal bağlılığınız nereden geliyor?
Türk olmaktan gurur duyuyorum. Türklerin çok nitelikli insanlar olduklarını düşünüyorum. Türkiye'de birkaç ay yaşadım. Eğer turizm insanların karakterini değiştirmezse ki, Türk halkı inanılmaz derecede dürüst, çalışkan, insancıl ve soylu. Dikkatinizi çekerim, dünyanın her yerinde aynı sığlıkta, aynı bilgiçliği taslayan küçük burjuvaziden söz etmiyorum. Halktan, sıradan insanlardan söz ediyorum. Türkler doğuştan terbiyeli, mayası güzel bir halk.
Tabii bir de kökler var... Osmanlı hanedanına ait bir aileden geliyorum. Köküm[…]sında geçen bir kitap yazıyorum.
Müslüman entellektüellere öteden beri yaptığım eleştiridir. Bu entellektüellerin bir bölümü tümden batıya dönüp, Batılılaşıp, İslam'ın değerlerine, kendi değerlerine yabancılaşmış bulunuyorlar. Diğerleri ise, yalnızca Doğu'ya dönüp salt İslam'ı ölçü alıyorlar. Oysa bir din, elbette değişecektir, 7. yüzyılda olduğu gibi kalamaz. Elbet zamana uydurmak gerekir kuralları.
• Atatürk hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok iyi şeyler düşünüyorum. Belki çok fazla şeyi, çok hızlı ve katı yaptı. Ama Gorbaçov örneğine bakınca, belki de haklıydı. Eğer daha ağır ve yavaş davranmış olsaydı, herhalde başaramazdı. Çünkü toplumu azar azar değiştirmek isteyen Gorbaçov, radikal davranmadığı için yok oldu. Atatürk, bazı şeyleri başka türlü yapsaydı, kuşkusuz daha iyi olurdu. Ama başka çaresi yoktu sanıyorum.
