Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1996

'Halk İslamcı terörden usandı'

Milliyet · 9 Aralık 1996

Mısır'da radikal İslamcılarla devlet arasında bir mücadele var. Turistler öldürülüyor. Necip Mahfuz'a da suikast girişimi oldu. Mısır'da köktendincilerin gücü nedir?

İki değişik görüş var. İslamcılar, 'çok güçlüyüz, çok kalabalığız' diyorlar. Hükümet ise, zayıf olduklarını söylüyor. Bence iki taraf da yanılıyor. İslamcılar Mısır'ın çoğunluğunu oluşturmuyor. Ancak varlıkları inkar edilemez. Mısır, son derece laik bir ülkedir. Hiç bir zaman İslamcı bir yönetime sahip olmadı. El Azhar, asla yönetmedi Mısır'...

• İslamcılar bu üniversitede mi yetişiyor?

Evet. El Azhar'ın zaman içinde böyle bir misyonu oluştu. İslamcılığı bir gün egemen kılmak isteyen çekirdekler, burada yetişiyor. Devlet, eğitim politikasıyla yavaş yavaş bu durumu değiştirmek peşinde. El Azhar, aslında büyük bir üniversite. Her türlü bilim okutuluyor. Ama belli bölümleri, köktendincilerin elinde.

• Mısır radikal İslam'ın eline düşer mi?

Böyle bir tehlike var. Ancak İslamcılar bir gün iktidara gelseler bile bunun sürekli olacağını sanmıyorum. Firavunlardan bu yana Mısır, bir hoşgörü toprağıdır. Mısır halkı, insan yaşamının kutsallığına inanır. Laiklik, hoşgörü ve yaşamın kutsallığı, toplumun içine işlemiş üç ana prensibi oluşturuyor. İran türü bir dinsel rejimi Mısır'a yerleştirmek çok güç. Kamuoyu, zaten giderek cephe alıyor İslamcı teröre. Bu terörün büyük gürültü çıkarmasının nedeni, yeraltına kaymış olması. Kaç kişi olduklarını kimse tam olarak bilemiyor.

• Niçin yeraltına indiler?

Çünkü Mısır'da dine dayalı bir siyasal parti oluşturmak yasal yoldan mümkün değil. 1970'lerde Enver Sedat çıkardı bu yasayı. Söz konusu yasayı 'Ulusu dinlere bölemeyiz' gerekçesine ve Mısır'da yaşayan Hristiyanların varlığına dayandırdı. İslamcıların bir parti kurmasını, ne kadar yandaşları olduğunu görebilmek açısından isterdim. Çünkü bu konudaki tüm değerlendirmelerimiz yanlış olabilir. Karşımızda bir 'hayaletler ordusu' var! Kaç kişidirler, bilmiyoruz. Göze görünmeyen hayaletlerden daha çok korkulur.

Yoksulluk ve kimlik

• Kamuoyu köktendinciliğe giderek cephe alıyor demiştiniz...

İslamcı akım, son dönemde epey soyutlandı toplumdan. Necip Mahfuz'a suikast girişimi, halkın büyük tepkisine neden oldu. Girişim İslamcı teroristler açısından bir zayıflık belirtisiydi. Güçlü olsalardı, hükümeti hedef alırlardı. Mahfuz'un yaşamına kastetmek, çok kolaydır. Çünkü yolda yalnız başına yürür, insanlarla sohbet eder, hep aynı saatlerde kahveye gider, arabası yoktur, koruma istememiştir. Bu girişim, Mısır halkını düşünmeye itti. Necip Mahfuz, Mısır'ı simgeleyen, en çok sevilen ve saygı duyulan insan çünkü. Şimdi kendisine rağmen koruyorlar Mahfuz'u. O günden bu yana, İslamcılar hiç bir siyasal suikasta imza atamadılar.

• Sizce İslam ülkelerinde yaygın köktendincilik nereden kaynaklanıyor?

İslamcılığın güç aldığı iki kaynak var. Bunlardan birincisi, hepimizin bildiği ekonomik kriz, yoksulluk. İkincisi aslında temel nedeni oluşturuyor: kimlik krizi. İslami ülkelerin çağdaş ülkeleri yakalama çabalarında bir yanlışlık yapıldı ve 'toplumları çağdaş düşünceye ve teknolojiye ulaştırmanın çaresi Batılılaşmadır' sanıldı. Oysa modernleşme mutlaka Batılılaşmadan geçmiyor. Bugün Japonya, çok modern bir ülke. Ancak Batılı değil. Tayland ise Batılı bir ülke, ama modern değil. İşte İran'da, Mısır'da, Türkiye'de, Cezayir'de bu hata yapıldı ve modernleşmenin Batılılaşmaktan geçtiği sanıldı. Türkiye'de Atatürk'ten sonra, Mısır'da Nasır'dan sonra gelenler modernleşmeyi Batılılaşmakla özdeşleştirdiler; ithal değerleri tarihi ve ulusal değerlerin önüne geçirdiler.

İran'da Şah, ülkeyi modernleştiremedi, Batılılaştırmaya çalıştı. Kimlik krizine düşen İran halkı tutunacak bir dal aradı. Bunu geçmişinde ve dinde buldu. Humeyni, yitirdiği bir kimliği simgeliyordu, ona sarıldı. Cezayir'de, oldum olası bir kimlik krizi vardı. İşte sonuç ortada. Bence, bu ülkelerde 'kimlik' ölçüsünü din olmaktan çıkarmanın tek yolu, ithal kültürü reddedip, yerlisini sahiplenmek elbette değil. Ama ikincisini birincisine ezdirmeyecek önlemleri almak, başabaş götürerek toplum nezdinde 'evrensel kültür' alanını yaratmak. Örneğin ABD'nin kültür ve ekonomi baskınına karşı Fransa'nın verdiği mücadele, yani 'Fransız istisnası' denilen direniş, böyle bir politikanın sonucudur. Kimliğini yitirmeden modernleşmek ve evrenselleşmek, anahtar kuram bu.

'Zincirler'

• Kahire'de iki yıldır kapalı gişe oynayan 'Zincirler' adlı oyunuzda, fanatik İslamcılığı eleştiriyorsunuz. Bu oyunun sahnelenmesi zor oldu mu?

Bu oyunun sahneye konulması ve tutması, Mısır halkının genelde köktenciliğe karşı olduğunu gösteriyor. Sahnelenmesinde bir sorunla karşılaşmadık. Kadın kılığına girmiş bir teröristin, laik bir aileyi rehin almasıyla başlıyor oyun. İslamcı terörist, aileye karşı tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını istiyor. Hükümetle pazarlık sürerken, aile ile yaşamaya başlayan terörist, yaşamı boyunca aradığı herşeyi ve gerçekten uğrunda mücadele edilmesi gereken 'amaç', bu ailede, bu ailenin kültürünü buluyor. Rehin aldığı insanları öldüremeyeceğini anlıyor ve örgütüne, 'davadan döndüğünü' bildiriyor. Rehineleri infaz için gönderilen teröristler, polisle karşılaşıyor ve evin içinde bir çarpışma başlıyor. Rehin alınan aile bireyleri iki ateş arasında kalıyor. Aile, Mısır'ı temsil ediyor.

Necip Mahfuz'un Mısır'ı

• Necip Mahfuz üzerine yazdığınız kitap, ünlü yazarla 40 saatlik bir röportajın ürünü. Fransa'da yayınlandı ilk kez. Mahfuz ne anlatıyor bu kitapta?

Nil nehrini anlatıyor. Bir de kendi 'Mısır'ını. Mahfuz için Mısır, tüm uygarlığın beşiği. Çünkü tarihte Mısırlılar, tarımı icat eden, yani toprağa ektiği tohuma hayat veren ilk toplum. İşte bu yüzden yaşam kutsal Mısırlılar için. Nil vadisinden çıkan insanlar, yaşama saygılı olurlar. Çöllerden gelenler ise, saygısızdırlar. Yaşam vermeyi bilmedikleri için, tarım yapmayı bilmedikleri için yaşam değersizdir onlar için. Tüm uluslar zafer yolları Mısır'dan geçmiştir. Firavunlar, Persler, Yunanlılar, Romalılar, Araplar ve son olarak Osmanlılar. Mısır'da bütün muzaffer komutanlar Mısırlılaşmış, kökleri ne olursa olsun, bu topraklarını insanı olup Mısır'ı savunmuşlar sonunda. Nil vadisi, tüm uygarlıkların iz bıraktığı evrensel bir kitaptır. İşte bunu anlatıyor Mahfuz.

[Fotoğraf altyazısı: Kahire ve Oxford üniversitelerinden mezun olduktan sonra Kahire Üniversitesi'nde edebiyat dersleri veren Prof. Muhammed Salmavi, gazeteciliğe 1969 yılında El Ahram gazetesinde başladı. 1987 - 89 yılları arasında Kültür Bakanlığı müsteşarı olarak görev yapan Salmavi'nin 12 tiyatro oyunu, 2 romanı ve 3 öykü kitabı var. Zincirler adlı oyunu 2 yıl Mısır'da kapalı gişe oynadıktan sonra bu yıl Paris'te de sahnelendi. Salmavi, Fransa'nın devlet kültür nişanı sahibi. Nobel ödülü sahibi Mısırlı yazar Necip Mahfuz'un öğrencisi ve en yakın arkadaşı olan Salmavi, 1988 yılında Stockholm'deki törende ödülü Mahfuz adına alan kişi. Salmavi halen kurucusu olduğu Haftalık El Ahram gazetesini ve bu gazetenin İngilizce, Fransızca baskılarını yönetiyor. Arkadaşımız Mine Saulnier, Salmavi ile Paris'te konuştu.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1