Bir şarabın hayali
Radikal · 1 Ocak 1997
Yeni yılın Avrupa'ya getirdiği ilk armağan, öldürücü bir soğuk oldu. Tüm kıtada soğuktan ölenlerin sayısı yetmişi buluyor. Gelişmiş ülkeler birdenbire, hangi felakete karşı ne önlemleri alırlarsa alsınlar doğanın karşısında güçlerinin sınırlı olduğunu fark ettiler. Ve geçmiş takvimlerde soğuğa yenildikleri tarihleri anımsadılar. Fransa'da 1468 yılında, şaraplar donmuş. Halka keserle doğranan şarap parçaları dağıtılmış, insanlar sepet ve şapkalarına doldurarak taşımışlar. Bourgogne Dükü'nün şarap rezervi fıçılarda donmuş, soylular perişan olmuş. 1615 yılının sonunda yaşanan soğukta, Bordeaux kentinde evlendikten sonra Paris'e dönen Kral Onüçüncü Louis'ye eşlik eden 3000 kişilik ordudan bin asker, yolda donarak ölmüş. 1683'te Hollanda, Fransa ve İngiltere sahillerinde deniz donmuş. 1755'te Paris'i Paris yapan Seine Nehri'nin tümüyle donduğu gibi, denize döküldüğü yerde sekiz kilometrelik bir buz gölü oluşmuş. Saatler ve sarkaçlar, soğuğun etkisiyle durmuşlar. 1794 ile 95 arası, Fransız donanması Zuyderzee denilen mevkide buza sıkışıp kalan Hollanda donanmasını, ökseye yakalanan kuş gibi teslim almış. 1829'da, sevgili Melih Aşık'ın kulakları çınlasın, çünkü yöreyi pek sever, Annecy gölü tümüyle donmuş ve Güney Fransa'da kurt sürüleri köylere saldırmış. Paris ise berbat durumdaymış ve akarsular donduğu için, kent uzun süre susuz kalmış.
Tüm insanlar üşüyünce başkalarının sıcaklığını ararlar mı, bilmiyorum. Ancak benim gözüm, yeni yıla soğukta ve yalnız girmeyi yemedi, sevgili okurlar. Bir trene atladığım gibi soluğu Montpellier kentinde, yirmi yıllık dostlarımın yanında aldım. Size bu satırları, bir şömine ateşinin karşısında ve arkadaşım Alfred'in gitar tıngırtılarını dinleyerek yazıyorum. 1997 yılı, hangimize ne getirecek, hangimizi ve neyi götürecek, bilmek olanaksız. Herkes gibi ben de umutlarla giriyorum yeni yıla. Ancak umutlarımın küçük çapı, belki şaşırtır sizi. Ben 1997 yılından yalnızca bir şişe şarap istiyorum. Şarabın adı, Chateau d'Yquem. 1593 yılından bu yana Lur Saluces kontlarına ait bağların üzümünden yapılıyor. Verimli yıllarda, en fazla 100 000 şişe şarap veriyor. Fıçılara konulduktan beş yıl sonra piyasaya çıkartılıyor, en yeni şişesinin toptancı fiyatı 600 Fransız Frankı, 1967 ürünü 3500 dolaylarında satılıyor. Tarihi açık arttırmalarda 80 bin, 90 bin Franka erişen yıllanmışları var. Hiç olmazsa, en ucuzundan yeni bir Chateau d'Yquem'i paraya kıyıp kendime ikram edemez miyim? Edebilirim tabii. Ama içilip bitirilecek bir şeye bir palto parası harcamaya alışık değilim ve oldum olası cimriyimdir.
Üstelik bu şarabın çevresine bir efsane ördüm ben. Herhangi bir şarap gibi alıp içmek istemiyorum. Özel bir gece, bir rastlantı, bir sürpriz, bir aşk gibi gelmeli önüme. Tadını bir anılar yumağında anımsamalıyım. Bir öykü anlatmalı bana Chateau d'Yquem'i ilk kez dudaklarıma götürdüğüm an.
Türkiye'de ve dünyada, parasını bastırıp her gün Chateau d'Yquem içebilecek insanlar olduğunu biliyorum. Ancak hiçbirinin o şaraptan benim alacağım tadı, ne yapsalar, ne etseler alamayacaklarını da.
1997'den bir şişe şarap bekliyorum. Kimsenin veremeyeceği, kimsenin ikram edemeyeceği bir şarap. Satın alınamayacak, armağan edilemeyecek bir tat. Rastlantının ve kaderin tadını.
Size de benim gibi hayalleriniz olmasını dilerim yeni yılda. Gerçekleşmese bile hayal etmesi güzel düşleriniz olsun sizin de.
