İnanç ve kırbaç
Radikal · 2 Ocak 1997
Mona ve Eli, birbirlerini seviyorlardı. Hem de yıllardan beri. Mona, Müslüman bir genç kadın ve Birleşik Arap Emirlikleri yurttaşıydı. Eli ise, Lübnanlı bir Hıristiyandı ve Mona'nın ülkesindeki Al Ain Intercontinental Oteli'nin restoranını işletiyordu. Mona ile Eli, evlenmeye karar verdiler. Genç kızın ailesi de razı geldi. Ancak küçük bir sorun vardı: Eli, evlenmek istiyor, ama din değiştirmek istemiyordu. Mona da müstakbel eşini, özgün diniyle kabul etmekte bir sakınca görmüyordu. Oysa Birleşik Arap Emirlikleri yasalarına göre (gerçekten yasa denirse böylesine), evli bir kadın kocası ne derse onu yapmak zorundaydı, dolayısıyla müslüman Mona'nın İslamiyeti, Hıristiyan Eli'ye bırakılamazdı. Yani Mona ile Eli'ye Birleşik Arap Emirlikleri'nde evlilik yapmak haramdı.
Eli ile Mona, şeriatın yasaklamasına karşın birbirlerini sevmeye devam ediyorlardı. Lübnan'da gizlice evlendiler. Yaşamlarını bir süre sonra birleştirmek üzere Mona ABD'deki okuluna döndü, Eli de işlettiği otelin restoranına. Gelgelelim, Mona'nın kız kardeşi Eli'yi pek bir beğeniyordu. Hıristiyan genç, kendisi yerine Mona'ya âşık oldu diye gözü dönmüştü. İki sevgilinin Lübnan'da yaptıkları evliliği, Birleşik Arap Emirlikleri amirlerine ihbar etti. İslamiyet'in kırbaçlı polisleri Eli Galip'i alıp götürdüler ve sorgusu sırasında öylesine dövdüler ki, zavallı gencin böbrekleri zedelendi. Önce hastaneye yatırıldı, ardından tutuklandı. Geçen mart ayında, hapiste çürümekte olan Eli Galip'in "İslamiyet'in rahmet ve şefkatine vakıf olarak ve hiçbir etki altında kalmaksızın Müslüman olmaya karar verdiği" açıklandı. Ama Eli'nin böbreklerinden sonra erkeklik uzvunun ucunu da şeriata vermesi pek işe yaramadı ve Lübnanlı genç, zina suçundan bir yıl hapis ve 39 kırbaç cezasına daha çarptırıldı. Ancak avukatının görüşüne göre paçayı yine de ucuz kurtarmıştı, çünkü zina değil de "Müslüman bir kadınla evlenmek" suçundan mahkûm olsaydı, hapis cezası 10 yıldan başlıyordu.
Eli, aslında bir yıllık hapis cezasını geçen aralık başında tamamlamış bulunuyor. Ama hâlâ serbest bırakılmadı. Eşi Mona, kendisini görmek için ülkesine geri dönemiyor. Çünkü dönse, onu da tutuklayacaklar. Şeriat yasalarına göre linç edilerek öldürülme olasılığı var.
İşte gerçek şeriat, sevgili okurlar. İşte kestiği parmağı acıtmayan şeriatın, rahmet ve şefkat dolu uygulaması. İşte insanlık yerine barbarlığı, laiklik yerine şeriatı isteyenlerin dünyası. İşte bize vaat ettikleri 'hoşgörü' ve kendisi gibi olmayanların inancına, eylemine gösterdikleri saygı. Sakın, "Türkiye'de böyle bir şey olmaz!" diye kestirip atmayın. Bundan yirmi yıl önce, Türkiye'de Aczmendi tarikatı var mıydı? Var olsa bile, bu meczuplar böylesine azgın mıydılar? Zinanın adı, imam nikâhı mıydı?
Müslüm Gündüz gibi seks manyakları, 'iki boşum var' diye hadisi şerif ve fıkıh yoluyla 'karı' arayabiliyorlar mıydı? Dini, cinsel isteklerine alet ederek prezervatifli fuhuş yapabiliyorlar mıydı?
Bugün bütün bunlar oluyor Türkiye'de.
Ve bugün, laik rejimden 'hoşgörü' isteyenler, demokrasi adına 'şeriat' talep etmek özgürlüğünü kullananlar, emellerine ulaşınca, kendilerinden farklı olan hiç kimseye aynı hoşgörüyü göstermeyecekler ve özgürlüğü vermeyecekler.
Kim şeriatın kestiği parmağın acımayacağına inanıyorsa, gitsin kestirsin. Ama onlarla aynı inancı paylaşmayanları kesmeye, doğramaya ve kırbaçlamaya kimsenin hakkı olamaz. Ya onlar, ya biz. Türkiye, laikliği iğfal etmeye çalışan hiçbir meczuba ve görüşe, demokrasi adına 'tahammül' göstermekle yükümlü değildir.
