Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Devekuşları

Radikal · 5 Ocak 1997

Uzun süredir, sayın cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in, Susurluk pisliğini temizlemek için niçin ve nasıl olup da bir türlü Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmadığını merak ediyordum. Normal bir devlette, bu kurulu harekete geçirmek için normal olarak gereken tüm koşullar vardı. Merciler, çorap söküğü gibi boşalan cürüm zembereğini durdurmak için olayların üzerine süvari hücumu başlatmak gerekirken, bir ileri, bir geri, mehter takımı adımlarıyla gidiyorlardı. Peki, Süleyman Demirel neyi bekliyordu? Günahı boynuma, bir ara sayın Cumhurbaşkanı'nın içinden çıktığı DYP'yi yıpratmamak için Tansu Çiller'i korumak durumuna düştüğünü ve temizlik hareketini hızlandırır görünürken yavaşlattığını bile düşündüm.

Gerçek, Cumhurbaşkanı Demirel'in yıl sonu kitapçığında okuduğum bir tümce ile dank etti kafama. Bu kitapçıkta Demirel, "Hırsızlık suçlarına bakıldığında, Türkiye rakamlarının öteki ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar düşük seviyede olduğu görülmektedir" diyor. Verdiği sayılara göre, Almanya'daki, İtalya'daki, İspanya'daki hırsız sayısı, Türkiye'dekinden kat kat fazlaymış.

Bu mantığa göre, Süleyman Demirel Susurluk gibi dev bir skandal için bile Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmamakta haklıydı. Çünkü kendisi, hırsızlığın büyüklüğünü ve çapını değil, hırsız sayısını ölçü alacak kadar saf, dürüst ve cürüm kavramından uzak biriydi. Dolayısıyla Devlet Denetleme Kurulu'nu göreve çağırmak için bir değil, sayısal anlamda daha çok Susurluk olması gerekiyordu. Hatta, kurulu kurup kurmamak gerektiğine karar verebilmek açısından, bir istatistik yapılması çok uygundu. Böyle bir istatistik, örneğin nüfusumuza orantılı olarak hesaplanabilirdi. 65 milyonun yüzde onu taban ölçü alınır, altı milyon beş yüz bin kamyon aynı sayıda Mercedes'i haşat edince, Devlet Denetleme Kurulu çalıştırılabilirdi.

Oysa bu orana ulaşmak için daha çook Susurluk'a ihtiyaç vardı ve bekleme dönemini yakar top oynayarak geçirmek gerekiyordu. Ta ki millet, soruşturma komisyonlarıyla araştırma komisyonları arasındaki bitmez tükenmez maçtan yorulup sahayı terk edinceye kadar...

Oysa normal bir devlette, Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçirmek için normal olarak gereken tüm koşullar vardı demiştik yazının başında. Bu duruma da yakından bakmak zorundayız. Normal sözcüğü Türkçe'de "olağan" sıfatının karşılığı olarak kullanılır. Oysa "normal" sıfatının içinde, "norm"lara, yani "ölçülere" uygunluk vardır. Peki bizim devletimiz, ölçülere uygun, normal bir devlet midir?

Devenin biri kızını evlendirmek istiyormuş. Talip çıkmayınca gazeteye ilan vermek istemiş. Gazeteden, "Kızı biraz tarif edin," demişler. Deve anlatmaya başlamış: "Her şeyi çok güzeldir. Kaşı gözü yerindedir. Ağzı burnu eninedir. Azıcık bir kusuru var, kamburu yok!"

İşte bizim devletimizin de bir kusuru var sevgili okurlar, kamburu yok. Susurluk kambur sayılmıyor. Mafya, devlet, polis ilişkisi çıkıntı değil. Hamalla taşınan kara paralara, tepe tepe yığılsalar da "dağ" denilmiyor. Bütün bunlar bizim devlet için normal, ölçülere uygun icraatlar. Anormal olan devletin kendisi, biçarenin uygunsuz ölçüleri var.

Sizin anlayacağınız, hamuduyla yuttukları bizim devlete "deve" diyen yok.

Ancak bizi "kuş" sananlar pek çok.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1