Nurullah Bey...
Radikal · 10 Ocak 1997
Convention Meydanı'nın cıvıltılı şenliğine açılan pencerelere sırtımı döndüm bugün. Karşımda asılı o güzelim 'Kumrular' tablosunu seyrediyorum. Toprak renginin morlara, morların yeşillere, yeşillerin gri kumru kanatlarına karıştığı tabloyu. Nurullah Berk'in bir incir ağacına konmuş kumruları bunlar. O ağaç bizim ağacımızdı. İstanbul'un Vişnezade semtinde, Nurullah Bey, sevgili Efser Hanım, betonlara direnen o ağaca birlikte baktık yıllarca.
Bazı şeyleri, boğazınıza bir yumruk düğümlenmeden yazamazsınız. İlk oğlumun ölümünden söz edebilmek için 17 yıl beklemem gerekmişti. Nurullah'ı anlatabilmek için de bugünü. Tam 15 yıl olmuş. Nurullah Berk'i soğuk ve karlı bir 9 Ocak günü yitirdik. Yaşamda para diye bir kavram ve ne evi, ne arabası, ne de bankada parası olmadığı için bütün ömrünü çalışmakla geçiren o yaşlı ve yakışıklı adam, o büyük ressam, günün yorgunluğundan sonra oturduğu koltuğunda boynunu bir zambak gibi eğip, dudaklarında bir gülümsemeyle terk etti bizi. İstanbul'da sıkıyönetim vardı ve Fındıklı'daki küçük cami tıklım tıklımdı. Sten tabancaların gölgesinde kaldırdık Nurullah'ın cenazesini. Konuşmak isteyen sanat eleştirmenlerini, öğrencilerini susturdu sıkıyönetimciler. "Alın cenazenizi gidin" dediler. Çok sevdiği Heybeliada'ya, dedesiyle geçirdiği çocukluğunun yanına gömdük Nurullah Bey'i...
1906 İstanbul doğumlu Nurullah Berk, aslında bir Parisliydi. Hikmet Onat ve Çallı İbrahim'in öğrencisi olduğu Sanayii Nefise Mektebi'nden sonra, Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğrenim gördü, Ernest Laurent ve Fernand Leger'nin atölyelerinde çalıştı. Nurullah, yüreğinin yarısını Paris'teki gençliğinde bırakmıştı. "Bir mucizeler kentidir Paris" diye anlatırdı tatlı tatlı. "Param yine bitmişti, müthiş bir sıkıntı içindeydim yine. Açlığımı unutmak için bir sahafa girip kitapları karıştırmaya başladım. Sayfaları çevirirken bir baktım, bir yüzlük banknot. İki sayfa daha çevirdim, bir yüzlük daha. Yüreğim küt küt atmaya başladı. Cebimi yokladım, yirmi frank var. Tam kitabın fiyatı! Parayı çıkardım, kitabı uzattım satıcıya. Karıştırır, diye ödüm kopuyor! Kâğıda sarıp verdi kitabı! İlk kahveye attım kendimi, başladım harıl harıl aramaya. Tam beş yüz frank vardı içinde. İki ayımı kurtarmıştım Paris'te!"
Nurullah Berk'in ömrü boyunca hak etmeden kazandığı tek para bu beş yüz frank oldu. Genelinde hep onun hakkını yediler. Nurullah Bey'in tabloları, soyadı gibi güçlü, sağlam bir resim bilgisinin, tekniğinin ve Doğu'yu Batı'yla buluşturan özgün bir sentezin ürünüdürler. Ama D Grubu'nun kurucularından Nurullah Berk, yalnız iyi bir ressam değil, on iki sanat tarihi kitabının yazarıdır. Büyük bir Türkçe ustasıdır ve Fransızcası, Türkçesiyle yarışır. Çelik Gülersoy'un oluşturduğu İstanbul Kitaplığı'nda yer alan Fransız yazarlarının eserleri, Nurullah'ın kaleminden çıkmadır, ancak adı bu kitaplara küçücük harflerle ya yazılmış, ya yazılmamıştır nedense. Çetin Altan'ın dördüncü romanının Fransızcası da onun eseridir, nedense uyarlayıcı Fransız hanımın adı basılmıştır çeviriye.
Yumuşacık bir insandı, kimseye kin tutmadı Nurullah. Onun idealleri vardı. Bir cumhuriyetçiydi. Türk resmini ve sanatını, 'çağdaş dünya uygarlıkları düzeyine çıkarmak için' çalıştı. Çıtayı yukarıya koymuştu. Hiç alçalmadı, eğilmedi, taviz vermedi. Resimlerinin milyarlar ettiğini görmeden gitti.
Bugün o resimlerden bir bölümü, Garanti Bankası Elmadağ Galerisi'nde sergileniyor sevgili okurlar. Ocak ayının 30'una kadar büyük bir ressamın, eşsiz bir insanın sağlam fırçasından çıkan bu eserler, satılık değil. Yalnızca onun anısını yaşatan kızlarının, Renan ve Fatoş'un üstüne titredikleri bir inancın, bir ömrün son tanıkları o resimler. Benim gönlümün yarısı da o sergide bugünlerde. Ama Paris'te bir görevim var. Hep bu kenti özleyen Nurullah'ın Ay Çiçekleri ve Kumrular tablolarına, Paris'i seyrettiriyorum. Onun gözleriyle.
