Amanın kelle
Radikal · 11 Ocak 1997
Joseph Ignace Guillotin, 1738 ile 1814 yılları arasında yaşamış bir doktor, Paris Tıp Enstitüsü'nde 'anatomi' dersleri veren bir hocaydı...
Önceki akşam haberlerinde, Cinci Hoca Ali Kalkancı'nın zikir âlemini seyrediyordum. Birtakım saçı sakalına karışmış mağara adamları, ilkel Afrika kabileleri ile tıpkısının aynısı sesler çıkararak ayin yapıyorlardı. Yalnız seslerle de kalmıyordu benzerlik. Hareketler de aynıydı. Aynı baş sallamalar, aynı ağız köpürmeler, aynı göz devirmeler, aynı toplu hipnoz. Sar'a ya da kuduz hastalığıyla karıştırılabilecek belirtiler, yani.
Joseph Ignace Guillotin, Fransız Devrimi sırasında halkın meclisine seçilen bir 'yurttaş' temsilcisiydi. Meclis kararıyla idam cezasına çarptırılan mahkûmların, kemikleri kırılarak, başları baltayla kesilerek, bazen ilk vuruşta kesilmeyerek uzun süre can çekişmelerine dayanamıyordu..
Bizim oğlan tam bir bilgisayar çocuğudur. Elektronik mühendisi olmaya hazırlanıyor. Mitterrand ölünce, "Fransa kralı öldü" diye üzüldü. Margareth Thatcher'i de İngiltere kraliçesi sanıyor zaten. Ama nükleer artıkların güneşe gönderilerek yok edilmesi konusunda saatlerce konuşabilir. Cinci Hoca'nın zikir uğultularını duyunca meraklanıp yanıma geldi, televizyona baktı, baktı: "Bunlar kim?" dedi. Dilim döndüğünce anlattım. "Burası Türkiye mi?" dedi. "Evet" dedim. "Bunlar bize ne yapacaklar?" dedi. "Bir şey yapamayacaklar" dedim. "Peki biz onlara ne yapacağız?" dedi. Yanıt vermedim.
Joseph Ignace Guillotin, daha insani bir infaz biçimi aramaya başladı. Ve ideal aygıtı İtalya'da buldu. İtalya'da idam mahkûmlarının kafası, iki direk arasına tutturulmuş bir büyük satırın altına monte edilen oluğa yatırılıyor, satır bırakılınca hızla inip, kelleyi bir vuruşta koparıyordu. Ancak, arada bir tutukluk yapıyordu satır. Takvimler, 1792 yılının şubat ayını gösteriyordu. Devrim, henüz 'Kral'ının kellesini kesmemişti. Joseph Ignace Guillotin, İtalya'dan örnek alarak yaptığı infaz aletinin küçük bir modeliyle 16. Louis'nin huzuruna çıktı. Kraldan, halk meclisine önereceği bu infaz aleti konusunda kendisini desteklemesini istiyordu...
Milletvekili Hasan Mezarcı ile İffetsefili Müslüm Gündüz, Metris Cezaevi'nde kavuşmuşlar. İBDA-C militanlarıyla aynı koğuşta buluşmuşlar. Keyifleri yerindeymiş maşallah. Çaylar, kahveler, sohbetler iyice koyulmuş, teyp kaseti olarak dışarı taşmış. "Zina çok yaygınlaştı" diye buyurmuş iffetsefili hazret. "İkişer ikişer evleneceğiz, daha diyeceğiniz var mı?" diye soruyormuş. Gümbür gümbür gelen İslam devletini muştuluyor, bizlere bu işe akıllı bir geçişle, tatlı bir geçişle, herhalde kendisinin Fadime'ye uyguladığı türden bir geçişle, rıza göstermemizi öneriyormuş.
Joseph Ignace Guillotin huzura girdiğinde; Kral, kilitleriyle uğraşıyordu. 16. Louis büyük bir mekanik ustası ve kilit uzmanıydı. Guillotin, infaz aletinin nasıl çalıştığını göstermek isterken satır düşmedi, takıldı. Kral 16. Louis, "Çok akıllıca bir yöntem. Ancak satırı yatay değil, verev koyarsanız, tutukluk yapmaz!" dedi. Guillotin, Kral'ın sözünü dinledi. Devrim meclisi, 20 Mart 1792'de, alete 'Giyotin' adını vererek resmi idam yöntemi kabul etti. 'Giyotin'in verev satırı hiç tutukluk yapmadı. 1793 yılında, kestiği binlerce kelle arasında Kral 16. Louis'ninki de vardı.
Metris'teki koğuşlarında, İBDA-C militanlarıyla milletvekili Hasan Mezarcı, dövüş tekniklerine çalışıyorlarmış. İffetsefili Müslüm Gündüz de tef çalıyordur herhalde. Demek ki bizim hapishaneler çok insancıl. Hiçbirinin nedamet getirdiği yok.
Tutun beni dostlar, faşistleşiyorum galiba. İnsanlıktan çıkıyorum, acıma duygularımı yitiriyorum. İstiklal Mahkemeleri'nden vazgeçtim. İdam sehpalarını da yeterli görmüyorum. Giyotin istiyorum, onlarca, yüzlerce giyotin!
Yar bana bir giyotin!
Bir de deli gömleği lütfen!
