Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Tesettürün dayanılmaz çekiciliği

Radikal · 12 Ocak 1997

Tarih, 4 Aralık 1996. Yer, Adnan Menderes havalimanı. Paris'teki ünlü SİPA ajansı fotoğrafçılarından bir Türk, yılbaşı tatilini geçirmeye geldiği memleketi İzmir'den Fransa'ya dönüyor. Havalimanında korkunç bir karışıklık yaşanıyor, her zaman olduğu gibi. Saatler sabah 7.30'u gösteriyor. Bir önceki gece uçması gereken Amsterdam yolcuları, kan çanağına dönmüş gözleriyle uçakları Air Alpha'nın "tamirini" seyrediyorlar camlardan. Söz konusu tamir, bildiğimiz seloteyplerin biraz kalınca ve sağlamcasından oluşan yapışkan bantları, cırt cırt kesip kanatlara yapıştırmak eyleminden oluşuyor. Türk fotoğrafçı, hayretler içerisinde bu "tamir" tekniğini görüntülemek istiyor. Bir ara gözü, bekleyen yolcular arasındaki genç bir çifte takılıyor. Kadın tesettürlü. Erkekle el ele, göz göze oturuyor, arada bir öpüşüyorlar.

Paris'te herkesin öpüşmesine alışık olup, ancak on beş gündür İzmir'de tek bir öpüşen, yani sevişen çifte rastlamayan fotoğrafçı, "Bravo!" diyor içinden ve kanatları yapışkan bantlarla mumyalanan uçağı görüntülemeyi sürdürüyor.

Daha yakından fotoğraf çekebilmek için, dış hatların alt katına iniyor sonra ve pencerelere doğru yürürken bir de ne görsün? Free Shop'ların arkasındaki kuytu bir köşede, az önceki erkek ve kadın duruyorlar. Daha doğrusu, körük gibi soluyorlar. Tesettürlü hanımın çarşafı iyice yukarı kalkmış, başörtü falan kaymış, erkek yatay durumda uygulanması gereken muameleye dikey olarak başlamış! Ateşli çift, fotoğrafçıyı görünce birbirinden ayrılıyor, kadın üstünü başını örtmeye çalışıyor, erkek pantalonuna el atıyor sizin anlayacağınız epeyce rahatsız oluyorlar. Fotoğrafçı bir cesaret yanlarına yanaşıyor ve: "Lütfen devam edin, ama başkaları yaptığında da sakın ayıplamayın e mi?" diyor ve çekip gidiyor.

Olayın anahtarı işte bu tümcede, sevgili okurlar. Söz konusu genç çiftin yaptığı, fazlaca ortalık yerde olmamalı belki. Ama büyük bir ayıp değil. Birbirini seven iki insan, dayanamayıp biraz ileri gitmişler. Ancak tesettürü, türbanı, başörtüsünü ahlak ölçüsü olarak takınan kadınlar ve kadınlarını "namus" gereği diye kapanmaya zorlayan kişiler, kendilerine gördükleri hakkı başkalarına tanıyorlar mı acaba?

İzmir havalimanında, bir hacı ya da hoca, aynı durumda laik bir çifti yakalasaydı, tepkisi ne olurdu dersiniz? "Bre ahlaksızlar!" diye başlamaz mıydı? Tekme tokat girişmezse, en azından ayıp dersleri vermeye kalkışmaz mıydı? Kadını orospulukla suçlamaz mıydı?

Tepki ne olursa olsun, tesettüre inanan bir kişinin, benim arkadaşımın söylediği tümceyi sarfedeceğine inanmıyorum.

İnsanların dini inançlarına saygım var. Ancak tesettürün, türbanın, çarşafın temiz bir ahlak ve inancın simgeleri olduğu iddiasına kesinlikle karşı çıkıyorum. Son zamanlarda tesettürlü ahlaksızlık öylesine bir yayıldı ki, yaşananlar beni haklı çıkardığı gibi "örtünme", neredeyse bir cinsel çekicilik aracı haline geldi. Bu durumun en son örneği, "Tesettürlü Nataşalar".

Yıllardır Türkiye'ye akın eden ve sermayeleri vücutları olan Kuzey ülkeleri yurttaşları bazı kadınlar, meslektaşlarının sözünü dinleyip "tesettüre" bürününce iş hacimlerini genişletmişler. "Kapandıkça müşterimiz ve kazancımız artıyor", demişler. Kayseri'de fuhuş yaparken yakalanan Gürcü Lali Kareli ve Rus Zora Marfirosian, verdikleri ifadede Türk erkeklerinin kapalı kadınlara daha çok ilgi duyduğunu anlatıyorlar.

Ülkemiz Türkiye'de, yalnız son bir haftada öylesine çirkinlikler gördük ki tesettüre bürünen, öylesine iğrençlikler fışkırdı ki sıkma başların altından, "örtünme"yi ahlak ölçüsü alanlara karşı özel bir mücadele başlatılsaydı, böylesine başarılı olamazdı. Tesettürün maskesi, kendi kendine düştü ve cerahatli beyinler göründü altından.

Bazı kapalı baş ve kapalı vücutların, havasızlıktan koktuğunu düşünüyorum.

Madden ve manen koktuklarını.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1