... --- ...
Radikal · 19 Ocak 1997
Samuel Finley Breese Morse'un gövdesi, 1872 yılında New York'ta öldü. Ama noktalar ve çizgilerden oluşan ses titreşimleri, o gün bugündür aramızda dolaşıyor hâlâ. Mr. Morse, ikinci ve gerçek ölümü, 31 Ocak'ı 1 Şubat'a bağlayan gece yarısı karşılayacak. Cinayete bir tören süsü verilecek. Mekân olarak Fransa'nın Atlantik Okyanusu'na uzanan en vahşi kara parçası, Finistere Burnu seçildi. Okyanus dalgalarının dövdüğü son kayanın üstüne kurulmuş deniz radyo istasyonu, kısa ve uzun tıktıklarla çınlayacak bütün gece. Dünyanın yedi denizinden gemiciler, birbirlerine son kez Mr. Morse'un diliyle başsağlığı dileyecekler.
Mr. Morse, 1832 yılında elektrik tellerini kullanarak telgraf çekmeyi akıl ve icat ettiğinde, önemi hemen anlaşılmadı. İlk deney, 1837 yılında Cooke, Weber ve Wheastone adlı fizikçiler tarafından yapıldı. Daha sonra radyo dalgalarına uygulandı telgraf ve telsiz oldu. Ancak telsiz tekniğinde de son sözü yine Mr. Morse söyledi, çünkü dilini, yani Mors alfabesini o icat etmişti. Bu dilde üç nokta, üç çizgi, üç nokta, S.O.S. demekti. "Save Our Souls", canlarımızı kurtarın çığlığıydı yani. Titanic'ten Amoco'ya, sulara gömülen efsane gemilerin son ses titreşimleri oldular. Ama binlerce denizci, 500 Kilohertz'e kulaklarını veren şifrecilerin, radyo nöbetçilerinin sayesinde kurtuldular.
Aslında, uluslararası denizcilik kurumu, telsiz telgrafa iki yıl sonra son vermek kararındaydı. Ancak Fransız telefon işletmesi, Mors'un tık tıklarını hemen susturacak. Geçen yıl, 200 000 telsiz telefon çağrısına karşı yalnızca 152 Mors telgrafı kaydedilmiş. Bu tür iletişimi, artık yalnızca eski Rus şilepleri, Asya ya da Panama bandıralı tarih öncesi gemileri kullanıyormuş.
Fransız denizciler, bir efsanenin sonuna boyun eğdiler. S.O.S. sinyallerinin yerini, artık insan sesiyle söylenen "Mayday" aldı.
Mors alfabesiyle çekilen tıktıklı telgraf, yalnızca denizlerde işe yaramadı. Savaşlar yapıldı o telgrafla. Barışlar yapıldı. İhanetler deşifre edildi, kahramanlıklar yazıldı.
23 Ekim 1919'da, İngiliz Sevenler Derneği'nden ajan Sait Molla, efendilerine "...Ali Kemal Bey, emrinize eksiksiz uyacak. Zeynelabidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. N.B.S. 495/1, Konya'ya önem verilmesini öğütlüyor..." telgrafını Mors alfabesiyle çekiyordu.
"Ya İstiklal, ya ölüm," sözleri de Mors'la yazıldı. Sakarya zaferinin, ilk hedefleri Akdeniz'e akan orduların arkalarında da telgrafın titreşimleri vardı.
Bugün yalnızca tebrik ve başsağlığı telgrafları çekiliyor Türkiye'de. Mors da kullanılmıyor herhalde. Yazılacak şanlı sayfası yok çünkü güncel tarihimizin. İhanetler, pazarlıklar cep telefonlarıyla yapılıyor. Cinayet emirleri de cep telefonuyla veriliyor zaten.
Mustafa Kemal'in yurdu emanet ettiği Türk gençliği, içeride. Onlara, demokratik üniversite ve parasız eğitim istediler diye 2 yıl, 12 yıl hapis veriliyor. Hayali örgüt üyeliğinden gerçek zindanlara gönderiliyorlar. Onların cep telefonları yok. Cep telefonları olan caniler, çeteler ve hırsızlar dışarıda. Türkiye'de adalet varmış. Öyle diyorlar.
Oscar Wilde ise "Adaletsizlikten daha kötü olan tek şey, elinde kılıcı olmayan bir adalettir. Güçsüz bir adalet, kötünün hizmetindedir" diyor.
Çocuklarımızı hapislerde çürümeye mahkûm eden ve gerçek canilere ilişmeyen bir adalet, kimin hizmetinde acaba? Yargılamaya bile başlamadıkları Metin Göktepe'nin katili polislerin mi? Meclis'teki mal ve uyuşturucu kaçakçılarının mı? Devlete mut'a nikâhı kıyan vatan hainlerinin mi? Hangisinin hizmetinde bu kara cüppeli adaletsizler?
Kime S.O.S. çekecek, kime "Mayday" diye bağıracağız biz?
Bu kadar mı yalnızız biz?
