Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Demir tarayan gemi

Radikal · 20 Ocak 1997

Cumartesi gecesi çekilen bir faks duruyor önümde. Sayfanın sağ üst köşesinde, Fransa Cumhuriyeti yazıyor. Sol üst köşesinde, Dışişleri Bakanlığı. "Sayın milletvekili" diye başlayan bir mektup bu. Altında, Dışişleri Bakanı Herve de Charette'in imzası var. Kime yazılmış, diye bakıyorum ve Pierre Lellouche adını görünce ilgim artıyor birden. Fransa'nın aristokrat bakanı de Charette, "Dikkatimi genç Türk öğrencilerin durumuna ve özellikle yedisi hâlâ tutuklu olan Manisa Çocukları olayına çektiğiniz için teşekkür ederim. Bakanlığımın ilgili servislerine bu dosyayı dikkatle incelemeleri görevini verdim. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim" diye yazıyor milletvekili Lellouche'a ve saygılarını bildirerek bitiriyor mektubunu.

Bir Fransız milletvekili, Türkiye'de 2 ile 12 yıl arasında hapse mahkûm edilen gençlerle ilgilenmiş, bakana ilgilenmesini söylemiş, bakan da tutup nezaketen bir yanıt vermiş, yani yabancılar yine Türkiye'ye maydanoz oluyorlar gibi düşünebilirsiniz bu kısacık mektup için.

Ama kazın ayağı öyle değil.

Çünkü Pierre Lellouche, rasgele bir milletvekili değil. Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın özel danışmanı, iktidar partisi Cumhuriyetçi Birlik'in Avrupa Muhafazakâr Partiler Birliği EDU'deki temsilcisi, Büyük Avrupa Konseyi Başkanı ve yeni politikalara yön veren en önemli ideologlarından biri. Pierre Lellouche, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne alınmasında kilit rolü oynayan adam ve eğer bugün Cumhurbaşkanı Chirac, ülkemizi Avrupa Birliği önünde savunuyorsa, danışmanı Lellouche'un rehberliğinde yapıyor bunu. Pierre Lellouche, Fransa'nın Yunanistan'dan uzaklaşmasını ve Türkiye'ye yaklaşmasını sağlayan adam.

Geçen yıl nisan ayında, Milliyet gazetesinin Entelektüel Bakış köşesi için Pierre Lellouche'la bir söyleşi yapmıştım. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasına karşı çıkan ülkelere, başta Yunanistan olmak üzere ateş püskürüyor ve Avrupa'nın dışına itilen bir Türkiye'nin Orta Doğu'ya yaklaşacağını öngörüyordu.

Öngörüleri doğru çıktı. Türkiye, Avrupa'dan kopuyor ve Ortadoğu'daki Arap ülkelerine yaklaşıyor. Peki bu kopuştan, yalnızca Türkiye'yi aralarına "henüz" almak istemeyen Avrupa ülkeleri mi sorumlu? Devletin içindeki çeteler ellerini kollarını sallayarak gezerken, şaibelinin daniskası bir Dışişleri Bakanı'nın yolsuzlukları Meclis'te aklanırken, failleri belli bir cinayetin, Metin Göktepe'nin mahkemesi bile başlatılamazken, Türkiye tarikatçılara ziyafetler veren bir Başbakan'ın yönetiminde, güzergâhını Arabistan ve Amerika Bulaşık Devletleri arasındaki yörüngeye oturturken, bir avuç gencin bağırıp çağırdılar diye hapislere atılması, Türkiye'nin en ateşli savunucularını, Pierre Lellouche gibilerini bile çileden çıkartmıyor mu?

Hangi suçun neye göre ödüllendirildiği, hangi masumiyetin neye göre cezalandırıldığı bilinmeyen, barbar bir ülke olma yolunda hızla ilerliyoruz. Bilgisayarlarımız var, tuşlara mağara adamları basıyor. Fakültelerde çağdaş bilgiler vererek yetiştirdiğimiz insanlar, tarikatlara girip sallabaş sarhoşluğu peşinde koşuyorlar.

Türk pasaportu, artık bir "güvensizlik" belgesi. Geçen hafta Paris'e ve uluslararası bir toplantıya gelen üç gazeteci arkadaşım, tüm diğer ülke vatandaşları gümrükten tıkır tıkır geçerken, tam kırk beş dakika bekletilerek aşağılandıklarını anlatıyorlar. Türkiye'den gelmek bile Avrupa'da yavaş yavaş "potansiyel suçlu" kapsamına alınıyor.

Bütün bunların nedeni, gerçek suçluların değil masumların okka altına gittiği tepetaklak bir devlet anlayışı. Türkiye, limandan halatını kopartıp bilinmez sulara sürükleniyor. Demir tarıyor, yalpalıyor.

Tepe tepe kullanılıp enginlere salıverilen bir "sessiz gemi" mi acaba Türkiye?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1