Yarınlar Uğur Mumcu
Radikal · 22 Ocak 1997
Gazetedeki resmine bakıyorum, içim burkularak. Sağlam yapılı, aydınlık yüzlü bir genç adam. Onun babasını öldürdüler. Onurlu bir Türk askeriydi babası. Eşref Bitlis'ti adı. Dört yıl boyunca sustu oğul Tarık. Çünkü babası öldürülerek susturulmuştu.
Gazeteci Şule Çizmeci'ye, "Babam başka yöntemlerle de susturulabilirdi" diyor. "Örneğin emekliye sevk edilebilirdi." Aslında öldürenlere, "Niye babamı öldürdünüz?" sorusu yatıyor bu sözün altında. Dört yıl boyunca düşünmüş, belli. Anlamaya çalışmış niçin öksüz bırakıldığını. Babasını öldürenlerle Uğur Mumcu'yu öldürenlerin aynı 'çete'den olduğu sonucuna varmış.
Doğrudur.
Eşref Bitlis, Güneydoğu ve PKK sorununun yalnız savaşla çözülmeyeceğini anlamış, ayrıca bu savaştan çıkarı olan odaklara ilişkin pek çok bilgi ve belge toplamıştı. Uğur Mumcu ise 'çıkar'ın ne olduğunu biliyordu. Devlet içindeki bir çete ile PKK arasındaki bir iktidar savaşıydı bu. PKK'nın uyuşturucu kaçakçılığından elde ettiği 'para'yı ele geçirme savaşıydı. Korucu sistemi, aşiretlerle işbirliği, PKK'yı yok etmek üzerine değil, kara para akışını denetlemek için kuruluyordu. Hatta bu kapsamda PKK'yı 'yok etmemek' bile gerekiyordu. Kirli amaçların daha çok, daha çok kanla örtülmesinde yarar vardı.
Tarık Bitlis'i tanımadan seviyorum. Ama Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür, biraz oğlum gibi. Genç arkadaşım benim. Kendisini tanıdığımdan beri, kafamda düğümlenen ve sormaya dilim varmayan sorunun yanıtını, gözlerinde arıyorum.
Babası öldürülmek, nasıl bir acıdır?
Ölüm hepimizin kaderi. İnsanın babası ölünce yer kayar ayağının altından. Anası ölünce, çatısı uçar evinin. Ama öldürülmek? Katiller bilinse, yakalansa ve hüküm giyseler, belki biraz teselli olur kişi. Ama o katiller bilinip de bilinmiyorlarsa? Devletin bakanları, polisleri, yargıçları, savcıları tarafından kollanıp gizleniyorlarsa, nasıl diner acısı, nasıl diner yüreğinin sancısı?
Güneydoğu şehitlerinin öksüzleri, PKK'ya lanet okuyabilirler. Peki kime, neye kin tutar, lanet okur Bitlis'lerin, Mumcu'ların öksüzleri?
Katilleri düşünüyorum sonra. Uğur Mumcu ve diğerlerini öldürdükleri günler, işten gelen babalar gibi evlerine mi dönmüşlerdi acaba? Çocukları var mıydı? Uğur'u öldürdükten sonra o çocukları kucaklarına aldılar mı? Televizyonda kanlı parçaların toplanmasını seyrederken, o elleriyle başlarını okşadılar mı çocuklarının? Küçücük Özgürleri, Tarıkları öksüz bıraktıklarını düşündüler mi hiç?
İnsan mıydılar?
Tarık Bitlis, fizyoterapist ve çok akıllı. Özgür Mumcu, henüz öğrenci, şimdiden şair ve bizim Hasan Deniz sayesinde aktör bile oldu.
Acaba babası kiralık katil olan çocuklar ne olurlar? Ya onlara, onu bunu öldürün emri verenlerin evlatları? Anılarını anlatırlar mı yavrularına: "Bak ben bir zamanlar ölümdüm..." diye?
Ey caniler!
Eşrefleri, Uğurları öldürdünüz. Ahmetleri, Mehmetleri öldürttünüz. Ama öyle, ama böyle bir gün sizler de öleceksiniz. Sizden geriye kalan kendi çocuklarınız ve yarattığınız öksüzler ordusu. Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu ülkeyi bir gün, sizin çocuklarınız değil, o öksüzler yönetecek. Çünkü onlar, sizin gibi olmayan babaların, insan çocukları.
24 Ocak'ta Lütfü Kırdar Spor Salonu'nda Uğur Mumcu'yu anmak için toplanıyor Türkiye'nin öksüzleri. Sayıları hiçbirinizin başa çıkamayacağı kadar çok. Türkiye'nin yarınları siz ve sizin çocuklarınız değil.
Türkiye'nin yarınları bizim çocuklarımız, öksüz kalsalar da!
