En iyi deterjan, kan
Radikal · 24 Ocak 1997
Varsıllığı ve yoksulluğu ölçüye vuracak olursak, yoksulluğun üst noktası, açlıktan ölmektir elbet. Ancak varsıllığın sınırını belirlemek o kadar kolay değil. Varsıllığın sınırı yok, sevgili okurlar. Az varsıllar, orta varsıllar ve çok varsıllar olarak üçe bölersek zenginliği, "çok varsıllığın" sonu belirsiz.
Ama "çok varsıl" sınıfına girmenin bir ölçüsü var. Paris'teki Vendome meydanından alışveriş edebilmek, sonu olmayan servetlerin ufkuna yelken açan var oğlu varlar arasında yerini almak demek. Vendome meydanı, dünyadaki lüksün Fransız zevkiyle kırk gün kırk gece düğün yaparak evlendiği mekândır. Ünlü Ritz oteli, uluslararası finans alanında "kurtlaşan" bankalar ve dünyanın en tanınmış kuyumcuları Vendome meydanındadır. Bunların adı, pek çok Türk müşterinin de iyi bildiği gibi Boucheron, Van Cleef and Arpels, Cartier falandır.
Henri Verneuil'ün, Yves Montand ve Alain Delon'la çevirdiği soygun filmini anımsıyor musunuz? Alkolik nişancı Montand ile haydutların en yakışıklısı Delon'un soyduğu kuyumcu, işte bu meydandadır.
Fransız polisi, bugünlerde gülmekten katılıyor. Çünkü ocak ayı başında, polislerin meslek ahlakı gereği adını vermedikleri bir büyük kuyumcu soyuldu. Hırsızlar, tam 12 milyon Franklık mücevher çaldılar. Ama ortada "soygun" eylemi yok, suçlu hem var, hem yok, işte bu yüzden neşeli Paris polisi.
Yaklaşık iki hafta önce, çok iyi giyimli iki kişi, Vendome meydanındaki kuyumcudan randevu alıyorlar. Kendilerini bir Arap prensinin "elçileri" olarak tanıtıyorlar. Çok değerli ve önemli miktarda mücevher alımı için görevlendirildiklerini anlatıyorlar. Ancak alışverişin çok gizli, ama çok gizli koşullarda gerçekleştirilmesi gerektiğini, paranın nakit olacağını ve...Arap prensin bu alışverişle, uluslararası silah ve uyuşturucu kaçakçılığından kazanılmış "kara parayı" aklamak niyetinde olduğunu itiraf ediyorlar.
Vergisini ödemeyeceği yüklü bir para kazanmak fikri, kuyumcunun hoşuna gidiyor. Üstelik öykü, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklanması dolayısıyla müthiş moda ve "güvenilir" bir senaryo görünüyor gözüne.
Gizli pazarlık haftalarca sürüyor. Alıcılar ve satıcılar, Paris'teki en büyük otellerde buluşuyorlar, en pahalı yemekleri, en pahalı şarapları gövdeye indirerek fısıldaşıyorlar. Müşteri aceleci, kuyumcu açgözlü ve para çekici olunca, anlaşıyorlar tabii. Değiş tokuşun yine bir büyük Paris otelinde yapılması için geçen cuma günü sözleşiyorlar. Kuyumcunun iki görevlisi, içinde 12 milyon Frank değerinde mücevher olan, ancak 24 milyona satacakları lüks deri çantayla otele geliyorlar. Alıcılar ise miktara eş değer 1000 Mark'lık kupürlerin doldurulduğu iki çantayla. Çantalar el değiştiriyor. Ve kuyumcunun iki görevlisi, soluğu bankada alıyorlar. Vezne memuresi, Mark dolu çantaları açınca önce gözleri kamaşıyor, ardından bir kahkaha atıyor. Kuyumcuya verilen banknot destelerinin üzerinde gerçek Marklar var. Ancak altlarında, bir yüzünde ünlü masalcı Grimm kardeşlerin portreleri, diğer yüzünde gotik harflerle yazılmış Walt Disney adı basılı ve kenarlarında "sahtedir" yazılı paralar...
Keşke Türkiye'de de ava gidenin avlandığı böyle soygunlar, masum hırsızlıklar olsaydı da yerlere yatsaydık gülmekten. Keşke kara paralar sahte olsaydı da gerçek mücevherlerle aklasaydı yetenekli dolandırıcılar. Ne yazık ki bizim ülkemizde, gerçek "kara para"ları aklamaya birkaç mücevher, birkaç soyguncu yetmiyor. Devlet desteği gerekiyor.
Türki devletini temizlemek gerekiyor. Ancak hangi anlamda? Çünkü Türkçede "temizlemek", öldürmek demek. Adalet olmadığı için, bulduğumuz en iyi deterjan, kan. Ve şimdilik, temizleri yıkamakta kullanılıyor. Bakalım nereye kadar?
