Çıplak felsefe
Radikal · 26 Ocak 1997
İslam kültüründen gelen Doğu ile Hıristiyan kültürüne dayanan Batı düşüncesi arasındaki temel farkı ele alacak olursak, Doğu'nun birey kişiliğini geliştirmek yerine topluluk bilincini aşılamaya çalıştığı, Batı'nın ise bireysel kişiliğin açılmasına topluluk bilincinden önce önem verdiği söylenebilir. Doğu, özelin genele boyun eğdiği itaatkâr bir sürü psikolojisi, Batı ise özelin geneli sarsabileceği bağımsız tekiller yaratmak peşindedir. Bu karşıtlığın sonuçlarından biri, İslamiyetçi akımlarda görülen örtünme, kapanma sonucu bütün kadınların dışarıdan birbirine benzemesi, erkeklerin sakallar, kaftanlar, sarıklar, takkeler aracılığıyla, örneğin tarikatlarda olduğu gibi "aynı" üniformalara sığınmasıdır. Giyim biçimi, bireyin topluluk içinde erimesini sağlayan simgesel öğelerden biridir.
Batı'da, Doğu'nun günah saydığı kadın ve erkek çıplaklığı, bireysel kişiliğin "ayıpların" ötesine geçebilecek güç, güven ve olgunluğa erişmişlik ifadesidir. Belli ölçülerde çıplaklığın, kişinin bireysel anlamda kendine güvenini gösterdiğini söylerken, olgunun içerdiği "cinsel tahrik" öğesini göz ardı etmiyorum. Ancak Türkiye'de yaşanan son olaylar, "cinsel tahrik"in yalnızca çıplaklıktan değil, hatta çıplaklıktan çok "örtünme ve kapanmadan" kaynaklandığını kanıtladı. Dolayısıyla konumuz, her iki toplum anlayışında var olan cinsel tahrikle ilgili değil.
Konumuz, çıplaklığı kişinin kendine olan güvenini arttırmakta kantarın topuzunu kaçıran bir Fransız öğretmenin başına gelenler.
Bernard Defrance, iyi bir aile babası, en ünlü okullarda okumuş bir felsefe öğretmeni. Felsefenin birey özgürlüğünü ve sınır kavramını belirlemeye yaradığı düşüncesinden yola çıkarak, derslerini öğrencilerine daha iyi öğretebilmek için bir oyun icat etmiş. "Ben kimim" sorusuyla başlayan oyunda, sınava çekilen öğrenci her yanlış yanıtta giysilerinden birini çıkarıyor ve yanlışlar sürdüğü takdirde sınıfın ortasında çırılçıplak bile kalabiliyor. Aynı yöntem, öğretmenin kendisi için de geçerli. 30 Kasım'da, bir öğrencinin Bernard Defrance'a yönelttiği: "Ben Sophie'yim ve Sophie değilim, öyleyse kimim?" sorusunu bir türlü doğru yanıtlayamayan öğretmen Defrance, sonuçta çırılçıplak kalmış. Öğrencilerden biri, olayı akşam yemeğinde ailesine anlatınca, ortalık karışmış. Cumhuriyet savcısı, Bernard Defrance için bir soruşturma başlattı ve Fransa, bu öğretmen bir "tatlı kaçık" mı, çok iyi bir filozof mu, yoksa teşhircilik hastalığından mı mustarip sorularının yanıtını arıyor.
Öğretmen, kendisini iyi savunuyor. "Öğrencilerimde bir şok yaratmaya, onları toplumsal uyumdan çıkarmaya çalışıyorum. Toplumsal uyumsuzluk ve sürüden ayrılmak, yaratıcılığın birinci koşuludur" diyor. Ayrıca çıplaklık oyununun çığrından çıkmaması için kesin kurallar koymuş. Örneğin hiçbir öğrenci, zorla soyunmuyor. Soyunmayı kabul ederse, istediği zaman ve yerde durmak, daha ileri gitmemek hakkına da sahip.
Bernard Defrance'ın eski öğrencileri arasında büyük matematikçiler, bilim adamları ve kalem erbabı var. Her biri felsefe öğretmeninden saygıyla söz ediyor. Çünkü Defrance, tam 17 yıldır öğretmenlik yapıyor ve hep aynı yöntemi kullanmış. Ta ki, bir öğrenci ailesine söz edinceye kadar...
Soyunarak felsefe öğrenilir mi? Ya da felsefe soyarak mı öğretilmeli?
Olabilir. Ama gerekli değil. Önemli olan, Bernard Defrance'ın çıplaklık yönteminin yanlışlığı ve doğruluğu da değil.
Fransız felsefe öğretmeni Bernard Defrance, Fransa'da eleştirilerek ya da övülerek, ama tartışılıyor. İnsanlar düşünüyorlar. Haklı mı, haksız mı, hasta mı, sağlam mı, diye.
Bir an böyle bir olayın Türkiye'de yaşandığını düşünün. Okul çıkışında parçası kalır mıydı öğretmenin? Linç edilerek, dövülerek öldürülmez miydi? Tükürük yağmuruna tutulup, hapishanelerde çürütülmez miydi?
Doğu ile Batı arasındaki temel düşünce ve tepki farkı, işte bu sorgulamayla başlıyor.
