Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Bir adam, bir devlet

Radikal · 27 Ocak 1997

Biz Türkler, ister anavatanda yaşamaya çalışalım, ister yaban ellerde, hep tutunacak bir dal arayan öksüz çocuklara benzeriz. İçeride, öz evlat olup üvey evlat muamelesi görmenin acısını çekeriz, dışarıda ise düpedüz üvey evlat olmanın. Yabancı ellerde varsıl ve başarılı olsak da bir yer gelir kendimizi ararız. Biz dışarıdaki Türkler, sık sık birbirimize sokulmak, kokumuzu duymak, tanıdık seslere kulak vermek ihtiyacındayızdır. Randevulaşmadan buluştuğumuz lokantalarımız, kahvelerimiz vardır. Kimliğimizi en iyi duyumsadığımız yer ise o uzaklarda olan, gitmesek de görmesek de bizim olan anavatanın temsil edildiği en üst mevki, büyükelçiliklerimizdir. Bir kapıdan içeri girince Türkçe "Hoşgeldiniz!" denilmesi, Türk kahvesi ikram edilmesi, içimizi ısıtır. Bilinçaltımızda, "Sahipsiz değiliz" tesellisini uyandırır. Çünkü hepimiz, yüzyıllar boyu "sahip" aramış bir ulusun çocuklarıyızdır.

Oldum olası, Türk diplomatlarının Türkiye'nin genel devlet düzeyi üstünde olduğunu düşünmüş ve hiç savunulmayacak yerlerde ve hiç savunulmayacak olaylarda bu birinci sınıf insanların canla başla Türkiye'yi eline geçiren yönetimleri savunmak zorunda kalışlarını acıklı bir saygıyla seyretmişimdir.

Tanşuğ Bleda'yı, altı yıl önce tanıdım. Türkiye Büyükelçisi olarak Paris'e atandığı andan itibaren, büyükelçilik binası büyük bir değişim yaşadı. Dökülen sıvalar, akan çatılar, parasızlıktan yaptırılamayan ne varsa, Bleda'nın 'Malazgirt Zaferinden başlayıp 'Sakarya Muharebesi'ne varan ve devletimizin büyüklüğünü göstermek zorunluluğunu vurgulayan vatansever nutuklarına dayanamayan Türk müteahhitleri tarafından onarıldılar. Büyükelçiliğin şoförleri, hizmetkârları uzun haftalar, ellerinde birer boya kovası ve fırça, badanacılığa soyundular. Ankara Sokağı'ndaki büyükelçilik binamız, Prenses Lamballe'ın konağı, bugün Paris'in en güzel elçiliklerinden biri olarak anılıyor Fransızlar arasında.

Elinden hiç düşmeyen Havana purosu, alaycılığın en keskin ışıklarıyla parlayan gözleri ve inanılmaz tarih bilgisiyle Tanşuğ Bleda'da hem şeytan tüyü vardır hem de zekâ. Fransızlar, kendini beğenmiş, başkalarını küçümseyen yaratıklardır. Ama alaycılık yeteneğine, kültüre ve akla büyük saygı gösterirler. Tanşuğ Bleda, Türkiye ne yaparsa yapsın, ister iyi, ister kötü düşünülsün Türk devleti hakkında, Fransa'nın en saygı duyduğu diplomatlar arasında yerini aldı. Le Figaro gazetesi, ikinci sayfasında, düzenli aralıklarla "yazar"ı ilan etti Bleda'yı. En kara haberlerin yer aldığı günlerde bile, Tanşuğ Bleda'nın "pembe" tablolar çizdiği Türkiye imgelerine yer verdi. Fransız televizyonunun en popüler yıldızı Jacques Martin, son programında Tanşuğ Bleda'ya iltifatlar yağdırdı. Silifke ekibinin görkemli bir gösterisinin yer aldığı program, Fransa'da 3,5 milyon insan tarafından seyredildi. Ve TV5'te yayımlandığı zaman, Türk devletinin hiçbir zaman, hiçbir reklam kampanyasıyla ulaşamayacağı 75 ülkeye ulaşacak. Siz de seyredeceksiniz bu programı.

Burada, böyle bir adam var. Türkiye'yi temsil ediyor. "Uyuşturucu kaçakçısı" ilan edilen Türkiye'yi savunuyor, seçkinliğiyle. Fransız basınında güzel yazılar çıkartıyor ülkemiz hakkında. Turist sayısı düşmüyor, tüm kötü haberlere, lekelenen ulusal onurumuza rağmen.

Keşke, diyorum bazen, Türkiye dışarıda kendisini temsil eden insanlara layık olsaydı. İçerideki devlet adamları da dışarı gönderilenlere benzeseydi bir nebze. Ve savunulamayacak yanlışlar yerine, yüceltilecek doğruların bayrağını çekebilseydik dünya gönderlerine.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1